Gönülden verdiklerinizi emanet olarak aldık ve tam 111 ülke ve bölgede yüz binlerce kardeşimize ulaştırdık.
Gönülden verdiklerinizi emanet olarak aldık ve tam 111 ülke ve bölgede yüz binlerce kardeşimize ulaştırdık.

Fedakârlık ve rızanın mükâfatı kurbanlarınızla yüzlerine tebessüm kondurduğumuz yetim ve muhtaç kardeşlerimiz adına teşekkür ederiz.

Ölüm tarlalarına sinmiş acılar ülkesi: KAMBOÇYA PDF Yazdır E-posta
Yazar Administrator   
ImageVerdiğimiz bayram hediyeleri, giysileri ve harçlıkları çocukların yüzünü gülümsetirken “yetim başı okşama”nın verdiği huzur da etrafı sarıyor. Yatakhane bölümüne geçtiğimizde, çocukların yattığı ranzalar üzerinde incecik bir sünger görüyoruz. Kendi yaşamımızın konforuyla bu çocukların dünyası arasındaki yaman çelişkiyi görünce yüreğimiz cız ediyor.

Uzakları yakın kılmak için…

ImagePol Pot… Kızıl Khmerler ya da ölüm tarlaları… Kamboçya’ya dair zihnimde beliren kelimeler… Ya da bunların çağrıştırdığı dikta, zulüm, işkence ve üç yıl içinde öldürülen yaklaşık üç milyon insan. Evet, yola çıkmadan önce Kamboçya denince söyleyebileceklerim bunlardan ibaretti.
Kaderde bu yıl Kurban Bayramı’nı Kamboçya’da geçirmek de varmış. Oradaki kardeşlerimizle kucaklaşmak, kurbanlarımızı paylaşmak, bayramlaşmak ve yakınlaşmak… THY’nin Bangkok uçağıyla yola çıkıp, devamında aktarmalı olarak Thai Havayolları’na ait bir uçakla akşam vakti yaklaşık 12 saatlik bir uçuşla başkent Phnom Penh’e ulaşıyoruz.
Kamboçya Çinhindi diye adlandırılan bölgede, Güneydoğu Asya’da yer alan bir ülke. Kuzeydoğusunda Laos, doğusu ve güneydoğusunda Vietnam, batısında Tayland ve güneyinde Tayland Körfezi ile çevrilmiştir. Bölge tropikal iklim kuşağında bulunmakta, aralık-nisan arası kuru, mayıs - kasım arası muson yağmurları görülmektedir.

Ölüm tarlalarına sürülmüş bir halk…

ImageBugünkü Kamboçya, tarihi olarak, Güneydoğu Asya’nın büyük bölümüne yayılmış ve 10 ile 13. asırlar arasında en parlak dönemini yaşamış olan Angkor İmparatorluğu’na dayanıyor. Tayland ve Cham tarafından yapılan saldırılar sonucu zayıflayan imparatorluk 1863 yılında Fransız mandası altına girer. II. Dünya Savaşı’yla birlikte Japon işgaline uğrayan ülke 1953 yılında bağımsızlığını kazanır. 1975 ile 1978 yılları arasında yönetimi ele geçiren Pol Pot liderliğindeki komünist Kızıl Khmerler Kamboçya tarihinin en kara ve utanılacak dönemine imza atarlar. Köylü bir aileden gelen Pol Pot, burslu olarak gittiği Paris'te üniversite eğitimini tamamlar ve Fransız Komünist partisinde hızla yükselir. Daha sonra ülkesine döner ve Komünist partisini kurmaya çalışır fakat yakalanmamak için çareyi Çin’e kaçmakta bulur. Onun gerilla olarak geri dönüp Kızıl Khmerler’i örgütleyerek yönetimi ele alması Kamboçya için tam bir dönüm noktası olmuştur.
Artık Kamboçya için tarihler 1974’ü değil 0’ı göstermektedir. Çünkü Pol Pot’a göre, başlarına ne geldiyse Batı sömürgeciliği yüzünden geldi ve “kurtuluş” için yaşamı sıfır noktasına döndürmek gerekiyordu. Yani herkes tekrar çiftçi olmalıydı. Ona göre halk sadece köylü sınıfından oluşmalıydı. Bu amaçla ülkenin tüm aydınlarını, bilim adamlarını, sanatkarlarını ağır koşullar altında pirinç tarlalarında çalışmaya zorlar. Uyumsuzluk gösterenler ve çalışamayacak durumda olanlar öldürülür. Hatta ellerin nasırlı olmaması ve gözlük kullanmak ölüm sebebi sayılır.
Kentlerdeki halk köylere dağıtılır; okullar, hastaneler, mahkemeler, gazeteler, yayınevleri ve üniversiteler kapatılır, bütün kitaplar yakılır; din yasaklanır; turuncu renk yasaklanır; para kullanımı kaldırılır ve takas sistemi getirilir. Teknoloji yok edilir, azınlıklar öldürülür ve aileler dağıtılır. Ve bu dört yıllık yönetimin sonunda geride üç milyon ölü, bir kaç milyon öksüz ve yıkılmış bir ülke kalır. Kızıl Khmerler’in, Aralık 1978’deki Vietnam müdahalesi sonucu kırsala sürülmesiyle 13 yıl sürecek olan iç savaş başlar. 1991 Paris Antlaşması ile de demokratik seçimlerin önü açılır. Fakat Kızıl Khmerler’in liderlerinin yargılanmaması ve Pol Pot’un Tayland sınırındaki köy evinde 1997’de kalp krizinden ölmesi, ABD’nin bölge üzerinde uyguladığı denge politikalarının ve ülke içi dinamiklerin en can alıcı noktasını oluşturuyor.
Tarihte yaşananları öğrenince, bu küçük yapılı, mülayim, yüzüne baktığınızda gülümseyen ve boynunu saygıyla eğen insanların, bir zamanlar ellerinde palalar ve otomatik silahlarla ölüm makineleri olarak dolaştıklarını tasavvur etmek insanı gerçekten şaşırtıyor. Ve görünenin aldatıcı olduğu gerçeği bir daha ortaya çıkıyor.

Görkemli Budist tapınakları arasında camiler ve Müslümanlar…
Resmi rakamlarda ülke nüfusu 14 milyon civarında gösteriliyor, yerel kaynaklardan aldığımız bilgiler ise nüfusun en az 15 milyon olduğunu söylüyor. Zira Kamboçya’da sağlıklı bir nüfus sayımı yapmak imkansız çünkü sokaklarda yaşayan çok fazla insan var. Bu nüfusun kahir ekseriyetini (%90) Khmerler, geriye kalanını da Vietnam’dan gelen Chamlar ve diğerleri oluşturuyor.
Budizm ülkede hakim inanç durumunda. Sık aralıklarla yol üzerinde Pakoda denilen Budist tapınakları görmek mümkün. Aynı tarzda yapılmış Pakoda tapınakları bölgenin klasik mimari çizgilerini de taşıyor. Uzaktan bakıldığı zaman bir şato görünümünde olan tapınaklarda bölge mimarisinde hâkim ton olan sarı ve turuncu renkler kullanılmış. Aldığımız bilgilere göre, Pakodaları daha önceleri Hindistan, şimdi ise Japonya finanse ediyormuş.
Son zamanlarda artan misyonerlik faaliyetleri sonucu, Budistler arasında Hıristiyanlık da yayılmaya başlamış. Bölgedeki gezimiz esnasında kasabalarda misyonerlik çalışmalarını yürüten birçok merkeze rastladık.
Müslümanlara gelince, etnik olarak Khmerlerden Müslüman yok. İslam, Vietnam’dan gelen Chamlar arasında varlık gösteriyor. Kampong Cham bölgesine yerleşen Chamlar 15. asırda Malezyalı Müslüman tacirler vasıtasıyla İslam’la tanışırlar, sonrasında Müslümanlık bu bölgede yayılır.
Kamboçya 24 bölgeye ayrılmış durumda ve bu bölgelerin 22’sinde Müslümanlar yaşıyor. Kampong Cham, Müslümanların en yoğun oldukları bölge. Kamboçya genelinde 750.000 civarında Müslüman’ın yaşadığı tahmin ediliyor. Başkent Phnom Penh’de ise 11 Müslüman köyü bulunmakta. Müslümanların çocukları sabah devlet okullarına, öğleden sonra da İslami eğitim için bölge şartlarında kurulmuş İslami yardım kuruluşlarının destekleriyle ayakta durmaya çalışan medreselere gidiyor.
Ülkede konuşulan dil Khmerce. Bunun yanında Fransızca ve son yıllarda İngilizce de yaygın olarak konuşulan diller arasında. Müslümanlar ise Cham kökenli olmalarına rağmen Khmerce konuşuyorlar.
Kamboçya’nın ekonomisi tarıma dayalı ve en önemli tarım ürünü pirinç. Halkın geçim kaynakları arasında balıkçılık da büyük bir yer teşkil ediyor. Turizm ise son yıllarda gelişme göstermeye başlamış. Para birimi Kamboçya rieli ve 1 dolar yaklaşık 4000 riele tekabül ediyor. Kamboçya’nın birçok yerinde dolarla alışveriş yapılabiliyor.
Phnom Penh Havaalanı’nda bizleri Kamboçyalı dostlar Abdülaziz ve Eşâri karşıladı. Abdülaziz, Türkiye’de gerçekleştirilen İHH Yetim Buluşması’na Kamboçyalı bir grup yetimi getirmişti. Birlikte yola çıktığımızda gözüme çarpan en önemli şey motosikletlilerin çokluğu oldu. Bir de motorlu fayton olarak tarif edebileceğimiz “tuktuk” olarak adlandırılan araçlar. Akşam yemeği ve organizasyonu gerçekleştirdiğimiz kuruluşun başkanı Osman Hasan’la görüşmemizin ardından kalacağımız otele yerleşiyoruz.

“Bu nasıl bir dünya, hikayesi zor”

ImageArife gününün sabahı ilk durağımız bir yetimhane oluyor. Kamboçya’nın değişik bölgelerinden gelen 100 yetim çocuk barınıyor bu yetimhanede ve İslami eğitimleri için onlarla iki öğretmen ilgileniyor. Verdiğimiz bayram hediyeleri, giysileri ve harçlıkları çocukların yüzünü gülümsetirken “yetim başı okşama”nın verdiği huzur da etrafı sarıyor. Yatakhane bölümüne geçtiğimizde, çocukların yattığı ranzalar üzerinde incecik bir sünger görüyoruz. Kendi yaşamımızın konforuyla bu çocukların dünyası arasındaki yaman çelişkiyi görünce, ilk ve orta öğretim yılları boyunca bu yetimhanede kalacaklarını düşündükçe yüreğimiz cız ediyor. Yetimhanenin hemen yanında Hıristiyanlara ait bir kuruluş göze çarpıyor.
Yetimhanenin ardından, bir cami çevresine inşa edilmiş, üniversite öğrencilerinin kaldığı, derslik ve yatakhanelerden oluşan, baraka görünümünde bir yurdu ziyaret ediyoruz. Gençler burada ayrıca İngilizce, bilgisayar ve din dersleri de alıyorlar. Onlara göre Kamboçya’nın en büyük problemi fakirlik. Ümmete dair bilgileri yok. Türkiye hakkında ise bir şey bilmiyorlar. Öğrencilerin kaldığı yatakhanelerde bisikletler, motosikletler, tabak çanaklar ve yataklar iç içe duruyordu. Kız öğrencilerin kaldığı bölüm ise daha derli toplu. Burası tamircilerin bulunduğu ve yiyeceklerin satıldığı bir sokak üzerinde bulunuyor. Yatakhanenin kapısı sokağa açılıyor ve hemen karşıda tozun toprağın içinde bir kadın sosa bandırdığı patatesleri kızartıyor, kızarttıklarını yoldan geçenlere satıyor. Bir yandan da mangal üzerinde muz pişiriyor, böylece muzun da pişirildiğini görmüş olduk.
Bölgede bulunan CMIA kuruluşu, üniversite mezunu gençlerin kurduğu bir dernek. Phnom Penh’de Müslümanların yoğun olarak yaşadıkları mahallede bir büro açmışlar. Dernek başkanı M.Farid Hasan Medine’de eğitim görmüş. İstanbul’da iki ay önce düzenlenen İslamafobi Sempozyumu’na İslam Dünyası Sivil Toplum Kuruluşları Birliği üyesi olarak katılmış.
Ofisi ziyaret ettiğimizde ilk gözüme çarpan şey masa üzerine yığılmış kitaplar oldu, kitapların hepsi Arapçaydı. Umutlu olmak için güzel bir manzara. Kamboçya’da İslami kaynak anlamında Khmerce eser bulunmadığı için kendisine İslami temel eserlerin Khmerce’ye çevrilmesiyle ilgili olarak bir proje hazırlamasını öneriyor ve bu konuda yardımcı olabileceğimizi söylüyoruz.
Müslümanlar arasında İslam adına bir sürü yanlış bilgi bulunmakta. Mesela, kurban etinden Budistler yediği zaman kurbanın kabul olmayacağına inanıyorlar.
M. Farid Hasan’a göre 11 Eylül sonrası tüm dünyada yaşanan baskılar pek yaşanmamış Kamboçya’da. Hatta Kamboçya başbakanının zaman zaman Müslümanlara sahip çıktığını da belirtiyor. Ayrıca Kuveyt merkezli Selefi çalışmaların da görünür olduğunu söylüyor bize. Kral tarafından da tanınan Müslüman müftülerin varlığından bahsederken onların da İslami anlamda ne kadar yetkin oldukları tartışmalı olarak görünüyor.
Akşamüzeri caddeler, motosikletler ve bisikletlerle doluyor. Arabaların arasından hızla geçiyorlar. Bir motosiklete bağlanmış römorkta 20 ile 30 arasında insan taşınıyor, bunların çoğu öğrenci servisi. Benzin, cadde kenarlarında pet şişelerde satılıyor. Sokakta satılan benzin istasyonlarda satılanlara göre daha ucuzmuş.

Kurban yeryüzüne bayram olsun!

ImageBayram namazını şehrin en büyük camisinde eda ediyoruz. Cami dışına taşan büyük bir kalabalık var. Yüzlerce motosiklet cami avlusuna istiflenmiş şekilde park edilmiş. Namaz sonrasında cemaatle ve bölgedeki Türk okullarının yöneticileri ve öğretmenleriyle bayramlaşıyoruz. Onların bayram namazı çıkışında cemaate verdikleri yemek davetine icabet ettikten sonra kurbanlarımızı keseceğimiz mahalleye gidiyoruz.
Kurbanların kesimi ve mahalledeki çocuklara bayram hediyelerinin dağıtımının ardından rehberimiz Abdülaziz’in evine kahvaltı için uğruyoruz. Annesi ve kardeşleri muhabbetle karşılıyorlar bizi. Yiyecekleri herhangi bir tepsi üzerine koymadan olduğu gibi oturduğumuz yere bırakıyorlar. Altına örtü gibi bir şey de sermiyorlar.

Bizim soframızın ana yiyeceği ekmeğin yerini burada pirinç alıyor. Onun için ekmek yok. Özel olarak istenirse getiriliyor. Pirinç pilavını da yağsız yapıyorlar. Sofraya koydukları değişik soslarla ve yemeklerle suda haşlanmış pirinci karıştırıp elleriyle afiyetle yiyorlar. Bize de seyretmek düşüyor. Biz de daha ziyade meyve sularıyla ve meyvelerle açlığımızı yatıştırıyoruz.
Azizlerin evinden çıkıp başka bir eve misafir oluyoruz. Ahşap bir evin alt katında büyük bir ocak yakmışlar. Üzerine de bir metrekarelik örgülü bir tel koyup kebap yapıyorlar. Tel üzerine koydukları etler yarım kiloluk, bir kiloluk parçalar halinde. Dolayısıyla içleri pişmiyor. Arkadaşlardan biri onların pişti diye önümüze parçalayarak koydukları etleri ağaç dallarından kırdığı bir çöpe dizerek tekrar pişiriyor. Böylece bizim açımızdan yenebilecek bir hale geliyor.
Öğleden sonra Kraliyet Sarayı’nı geziyoruz. Sarı renklerin hakim olduğu altın kaplama sütunlar, duvarlar… İnsanın başını döndüren görkemli binalar… Bizim Topkapı Sarayı’mız geliyor aklıma. Tevazu içinde bir derinlik ve heybet… Bizde her şey içe doğru, burada dışa doğru.
Ardından Pol Pot döneminin canlı şahitlerinden olan o dönemin hapishanesini dolaşıyoruz. Şimdi müze olarak kullanılıyor. Daha önceleri okul olan binayı Kızıl Khmerler hapishaneye çevirmişler. Odalardaki işkence izleri, öldürülen insanların resimleri, kafatasları Kamboçya tarihinin en acı hatıraları olarak ziyaretçilerin vicdanlarına sunulmuş.
Akşam yemeği için otelden çıkıp daha önce yakınlarda olduğunu öğrendiğimiz bir Malezya lokantasını aramaya koyuluyoruz. Bindiğimiz tuktuk bizi yanlış bir yere götürdü. Sonuçta bir Hint lokantasında akşam yemeğimizi yemek zorunda kaldık. Soda istedim, içine tuz koymuşlar. Burada olsa şaka yapıyorlar zannederiz. Ama bölge insanı için yenilen ve içilen gıdalar ya şekerli olacak ya da tuzlu. Sade olmasını düşünemiyorlar bile.
Yemekten sonra kaldığımız otelin önündeki ırmak kenarında dolaşıyoruz. Bizim deniz kenarlarındaki kuruyemişçiler gibi çekirgeciler var. Çeşit çeşit böcekler kızartılmış, kavrulmuş halde müşterilerin hizmetine sunulmuş. Bu kadar çok hamam böceğinin bir üretimi olması gerekir diye düşünüyorum. Zira doğal yollarla toplanarak yapılacak iş değil.
Bayramın ikinci günü sabah erkenden otelimizden ayrılıyoruz. Bugün farklı iki bölgede kurban programımız var. Önce Phnom Penh yakınlarındaki Kandal’a geçiyoruz. Caminin önünde Müslümanlar bizi bekliyorlar. Onlarla bayramlaşıyoruz. Kurbanlarımızı kesiyoruz. Çocuklara hediyeler dağıtıyoruz. Cami yetersiz kaldığı için yeni bir cami daha yapmışlar. Irmak kenarında oldukça güzel bir manzarası var. Caminin hemen yanında da çocukların eğitimi için derslikler var. Yeni yapılan caminin eksikleri için yardımda bulunuyoruz. Sonrasında kokonat (Hindistan cevizi) ve cek frut ağaçlarının altında dolaşıyoruz.
Şimdiki yolumuz Müslümanların en yoğun yaşadıkları şehir: Kampong Cham. İki saatlik bir yoldan sonra bölgeye ulaştığımızda meydanın bir şölen alanına çevrildiğini gördük. Alanın bir kenarında kadınlar kazanlarda yemek pişiriyorlar, oturma yerleri süslenmiş. Hazırlıklar Malezya kralının oğlu için. Bölgede Malezyalıların etkisi ve yardımları oldukça fazla. Zaten ziyaret de bunu gösteriyor.
Kurbanların kesiminin ardından Eşari bizi eve yemeğe davet ediyor. Herkesle beraber yer gibi yapıyoruz. İçtiğimiz kokonat suyu oldukça besleyici.
Burada da evler ahşap. Direkler üzerine inşa edilmiş. Sebebini sorunca sel felaketinden korunmak için yüksek yapmak zorunda olduklarını anlatıyorlar. Bir de kaplanlar gelirmiş zaman zaman. Bengal kaplanları… Türünün en tehlikeli olanı.
İkindi üzeri Siem Reap’e doğru yola çıkıyoruz. Yaklaşık dört saatlik bir yol… Yol üzerinde Aziz’in teyzesini ziyaret ediyoruz. Kadıncağız sevinçle evine davet ediyor bizi. İkramda bulunuyor acel tecel. Bir de cami önündeki Müslümanların ayağa kalkarak karşılamaları duygulandırıyor bizi.
Ve akşam vakti Siem Reap’teyiz. Burası Tayland sınırına yakın bir şehir. Bir Malezya lokantasında yediğimiz akşam yemeğinden sonra otelimize yerleşiyoruz.  

Dünyanın en büyük dini yapısı: Angkor Wat

ImageSiem Reap, turizm açısından oldukça gelişmiş bir şehir. Sebebi de Guiness Rekorlar Kitabı’na göre dünyanın en büyük dini yapısı olan Angkor Wat’ın burada bulunması. Dolayısıyla Angkor sayesinde Siem Reap bir cazibe merkezi durumunda. Bu yüzden şehrin her yanı otellerle dolu. Caddeler düzgün ve bölge şartlarına göre temiz.
Sabah erkenden Angkor Wat’ı gezmek için otelimizden çıkıyoruz. Angkor Wat, 12. yüzyıl’ın başlarında Angkor Kralı II. Suryavarman için tapınak ve başkent olarak inşa edilmiş. Etrafı düşmanlardan korunmak için yapay göllerle çevrilmiş ve tek bir giriş kapısı bırakılmış durumda. Burası, kuruluşundan beri önce Hindu sonra Budist olarak hizmet vermek üzere daima önemli bir dini merkez olarak kalmış.
Tapınak, klasik Khmer mimarisinin en somut örneği. Yapı, mimarisinin ihtişamı ve uyumu haricinde aynı zamanda geniş duvar heykelleri ve duvarlarını süsleyen birçok Hindu koruyucu meleği (Apsala) ile de hayranlık uyandırıyor. Birçok eşya üzerinde Angkor’un resmini görmek mümkün. Milli bir sembol durumunda. Kamboçya milli marşında Angkor Wat’ı yapan ataları gibi güçlü olma isteklerini dillendiren mısralar var. 2003’te Taylandlı bir kadın “Angkor Wat bizim eserimiz” dediği için günlerce protesto gösterileri yapılmış, Tayland büyükelçiliği yakılmış. Hatta, Aziz’in söylediğine göre o günden beri televizyonlarda Tayland filmleri gösterilmiyormuş.
Angkor Wat, Batı’da Fransız gezgin Henri Mouhot’nun seyahat notlarını yayınlamasından sonra popüler hale gelmiş. Bundan sonra da tapınaklar içerisinde bulunan birçok heykel Fransa’ya kaçırılmış. Yine tapınaklar içerisinde kelime-i tevhid ibaresinin olduğu bir taş da bulunmuş. Bu durum buraya daha önce Müslümanların uğradığının açık bir göstergesi. O taş şu anda Phnom Pehn’de bir müzede sergilenmekte.
Angkor Wat’ın yapılışıyla ilgili de halk arasında birçok efsane dolaşmakta. Çünkü yapının ihtişamı ve estetik duruşu bu söylencelere zemin hazırlayan en büyük etken. Efsaneye göre, meleklerin kralının (Tanrı) kızı şu anda Angkor Wat’ın bulunduğu bölgeye iner. Bir insan yapar. Gökyüzüne yükseldiğinde babası (Tanrı) bunu öğrenince onu kovar. O da tekrar yeryüzüne iner ve o yaptığı adama âşık olur. Onunla evlenir. Bir çocukları olur. Daha sonra tekrar gökyüzüne gider. Fakat zaman içinde çocuğunu özleyince, onu gökyüzüne yanına alır. O çocuk babasını görmek için daha sonraları yeryüzüne indiği zaman ilahi mimariden aldığı ilhamla Angkor Wat’ı inşa eder. Onun için mimarisi ilahi bir yapıdadır. Normal insan zekasıyla yapılamayacağına inanılır.
Yine tapınakların birinin önünde meleklerle devlerin savaşı tasvir edilir. Bu savaş okyanusta bulunan bir suya ulaşmak içindir. Savaşı kazanan suya ulaşır. Bu suyun özelliği içeni ölümsüzleştirmesidir. Ve her seferinde savaşı melekler kazanır. Bizim kültürümüzdeki âb-ı hayat ve Zümrüdüanka kıssalarını andıran efsaneler…

Pirinç tarlaları

Öğleden sonra Siem Reap’deki Müslümanların yaşadığı bir mahalleyi ziyaretimizin ardından Battambang’a doğru yola çıkıyoruz. Toz toprak içinde stabilize bir yol… Ve yol boyunca sağımızda ve solumuzda uzayıp giden pirinç tarlaları ve bu tarlalarda çalışan köylüler… Zaman zaman yol kenarlarındaki derelerde balık tutan çocuklar… Öğrendiğimize göre Kamboçya’nın en kaliteli pirinçleri bu bölgede yetişiyormuş.
Yorucu bir yolculuğun ardından akşama doğru Battambang’a ulaşıyoruz. Burada desteklediğimiz projeler var. Sosyal hayata destek kapsamında balıkçılık projelerini destekliyoruz. Bir tekne bir ailenin geçimini sağlıyor. Aynı zamanda köylülere dağıttığımız ineklerin geliriyle kurslarda ders veren hocaların maaşları karşılanıyor. Onların durumuna bakacağız.
Akşam yemeğini caminin hocası, bölgedeki organizasyonu yürüten Sem Sokha’yla birlikte yiyoruz. Sem Sokha, Pol Pot döneminde ailesinden 47 kişiyi kaybetmiş.
Bizim için pilavı yağlı yapmışlar. Köy tavuğundan yapılan kızartma ise Kamboçya’da bulunduğumuz süre içindeki en lezzetli yiyecekti.
Akşam ile yatsı arasında çocuklar Kur’an öğreniyorlar. Onlardaki Kur’an öğrenme iştiyakı bizim ülkemizdeki çocuklardan çok daha ileride.
Ertesi sabah ineklerin bulunduğu köye gidiyoruz. Ben o vakte kadar ineklerin sütlerinden elde edilecek gelirle hocaların ücretleri karşılanıyor zannediyordum. Oysa süt ve süt ürünleriyle ilgili bir kültürleri yokmuş. Yani inekleri sağmıyorlar, yoğurt ve peynir nedir bilmiyorlar. Buraya iki kişi göndermemiz lazım, diyoruz. Onlara yoğurt ve peynir yapmasını öğretmek için. Tabi ki yeme alışkanlığı da oluşturmak lazım.
İnşasına destek verdiğimiz kursta ders gören çocuklarla bayramlaşıyoruz. Orada gözleri görmeyen yaşlı bir amca gözümüze ilişiyor. Kızıl Khmerler döneminde sırtından kurşun yemiş. Kurşun çıkartılınca doktorlar göremeyeceğini söylemişler. Arkadaşlardan biri, katarakt olduğunu söylüyor. Amcanın görebilmesi için gerekli tedavi masraflarını karşılıyoruz. Fazla vakit kaybetmeden yola koyulup öğleden sonra Phnom Penh’e geri dönüyoruz.
Artık ayrılık zamanı… Akşamüzeri havaalanında dostlar tarafından uğurlanıyoruz. “Hava kurşun gibi ağır…”                                                                                                                                     
 
< Önceki   Sonraki >
Kurban hatıraları
Kurban kataloğu