Abdullah Orhan

 

Çin şu an süper güç. Bütçesi fazlalık veriyor. Ve özellikle bir asırdan bu yana Müslümanlara ve diğer dinlere inananlara büyük acılar vermiş. Burada kalbimizin bir parçası hâlen esaret ve zulüm altında. Müslümanlar burada azınlık. Ve biz biliyoruz ki bir toplumda azınlık olmak çok zor. Hele burada... Ancak azınlık da olsa, Müslümanların sayısı bindelik oranda bile kalsa burada milyonları geçiyor. Değil mi ki görevimiz 7 milyarın içinden bir tane fakiri bulup çıkarmaya çalışmak?! Sağlam bir hadiste der ki, “Kim bir Müslüman kardeşinin ihtiyacını giderirse Allah da o Müslüman’ın ihtiyacını giderir.” 

İşte 2009 ve işte bu duygularla İHH yeniden Çin yollarında… Üç ayrı eyalette, farklı şehir ve köylerde dağıtılan kurban ve kısmi para yardımından yaklaşık 2000 aile ve Kur’an kursu öğrencisi nasiplendi bu sene. Belki sayfalarca anlatılabilecek bu organizasyonun kısaca bir köyde geçen bölümünü anlatalım. 

 

İki vadi arasındaki Yokuşlu köy

 

Yer, Çin’in kalbindeki Çinhay eyaleti. Pekin’den batıya doğru yaklaşık 1800 km uzakta. Eyaletin başkentindeki Çin’in en büyük camisinde bayram namazını kılmak üzere civardaki tüm cami cemaatleri bir araya geliyor. Her bayram sadece Merkez Camii’nde namaz kılınıyormuş. Caddeyi dahi kaplayan cemaat bu sene yine 100 binin üzerinde bir rakama ulaşıyor. Namaza başlamadan fotoğraf çekmek için yüksekçe bir yere çıkıyorum. Subhanallah! O nasıl muhteşem bir manzara ki, bembeyaz takke ve sarıklarıyla kardeşler ortalığı âdeta bir pamuk tarlasına çevirmişler. Hep beraber Altay Dağları eteğinde, sıfır derece soğukta tek nefes, bayram tekbirleri getiriyor ve içimizi ısıtıyoruz. Namazı kılıp çıkıyoruz. 

İstikamet iki vadi arasındaki Yokuşlu köyü. Gerçekten adı gibi uzun yokuş ve kıvrımlardan sonra varıyoruz köye. Biz ilerledikçe rakım sürekli artıyor ve hava sıcaklığı düşüyor. Etrafımızda sadece üç manzara var: dağlar, vadiler ve buzul-kar. Normalde kar başlamamış fakat ayaz soğuğu vadilerdeki baraj, ırmak, şelale ve yolları buzla kaplamış. Aracımız temkinli giderken ısı derecesine bakıyorum. İbre -6’yı gösteriyor. Sonunda köye varıyoruz. 

Köy iki vadi arasında kaldığı için yerleşim yaklaşık 8 km’lik bir yay üzerine serpilmiş. Köy halkının hemen hepsi Müslüman. Evlerin hepsi kerpiçten. Duvarlara yapıştırılan tezekler ve etrafta otlayan yarı cılız koyunlar gözden kaçmıyor. Soğuk havadan mıdır bilinmez dışarıda gezen pek yok. Doğruca muhtarın evine geçiyoruz.

Burada yapacağımız kurban çalışmasıyla ilgili konuşurken bir yandan da ısınıyoruz. Muhtarın kırık camlı penceresinden dışarıyı, mısır koçanlarına konan kumru ve güvercinleri izlerken muhtar; “En az 30 küsur sene sonra köyümüze gelen ilk yabancılar sizsiniz.” diyor. Müteşekkir bir ifadeyle bize hafif tuzlu yeşil çay ikram ediyor. Evet, tuzlu çay. İnsan alışıyor ve soğukta da iyi gidiyor. 

Kurban paylarını tek tek dağıtmaya başlıyoruz. Ve koşulları diğerlerine göre daha ağır haneler için de biraz nakdi yardımda bulunuyoruz. İhtiyar bir amca “Hoş geldin.” diyor, sarılıyor. Bırakmıyor! Sırtını sıvazlayıp nazikçe müsaade istiyorum. Bırakmıyor! Ağlamasının dinmesini bekliyorum. Emanetini verdikten sonra birlikte bir hatıra fotoğrafı çektiriyoruz ve ayrılıyoruz.

Bir nine; 90 yaşına basmış. Kulakları sağır. Kızı; “Şu annem çok ilginçtir, ezan sesini duymaz ama her sabah 5.00 dedi mi kalkar ve bizi de kaldırır.” diyor. Elini öpüyoruz. Emanetini teslim edip birkaç hatıra fotoğrafı çekiyoruz.

Nur yüzlü, gelinlik çağında bir bacımız ameliyat olmuş. Karnını komple almışlar. Yatalak. Ona da emanetini teslim ediyoruz. Yine bir nine; ellerime kapanıp öpmeye çalışıyor. Yarı inlemeli de ağlıyor. Kendi lehçesiyle dediği zor anlaşılır dualar ediyor. Bir başka etkileniyoruz hâlinden. Ona da emanetini verdikten sonra ayrılıyoruz yanından.

Bir başka evin kapısını çalıyoruz. Cami ehli bir dede. Evi pek yokuşta kalmış. Güçten iyice düşünce de evine kapanmış. Etraftakiler bakıyormuş. Hiç kaçırır mıyız! Elini öpmeye gidiyoruz. Çook seviniyor. Ona da emanetini teslim ettikten sonra birlikte fotoğraf çekinip ayrılıyoruz.

Yolda yürürken imama; “Müslüman Müslüman’ın kardeşidir.” hadisini okuyorum. O da bana; “Muhakkak ki müminler kardeştir.” ayetiyle yanıt veriyor. Refakatçimiz bir diğer imam kardeş ise heyecanla araya giriyor ve yalın Arapçasıyla, “Müslümanlar tek bir vücut gibidir. Bir uzvu rahatsız olunca diğer uzuvları onu hisseder.” anlamındaki hadisi paylaşıyor. İçimden; “Allah’ım Çin’in göbeğinde, dağ başında iki farklı millettin bu kardeşliği nasıl bir kardeşliktir.” diyerek şükrediyorum. Buradaki kardeşlerimizle birbirimizi kucaklıyoruz. Osmanlı’nın torunu diye iltifat ediyorlar bize.

Mümkün mertebe tüm ihtiyaç sahiplerine ulaşmaya çalışıyoruz. Akşam namazı yaklaştığında köyde yeni yapılan camiye gidiyoruz. Yıllarca mikrofonu alıp ezan okumamışken içimden birden ezan okumak geliyor. Sevinerek izin veriyorlar. Derin nefes alıyorum. Semaları ila’yı kelimetullah kaplarken, meleklerin bu anı fotoğrafladığını biliyorum. Siluette ben görünsem bile, bu fotoğrafın bir aile fotoğrafı olduğunu ve buna İHH ve yardım eden herkesin gülümseyerek poz verdiğini biliyorum. Başta caminin ihtiyar imamını ve hepimizi manevi bir ruh hâli kaplarken namaza duruyoruz. İmam ağlamaklı namazı ancak tamamlıyor…

Ve gene bir kurban, bir parça etten öteye geçiyor. Yardım oluyor. Kardeşlik oluyor. Takva oluyor. Sevgi oluyor. Gözyaşı oluyor… 

Bekle bizi ey ulaşılmamış menziller!..

Nice duygu, sevgi ve kardeşlik eşliğinde; öğrenmeye, öğretmeye, paylaşmaya ve yola devam…

Başta İHH ekibine ve maddi-manevi tüm emeği geçenlere sonsuz teşekkürler. 

Allah’ım, niyetimizi ve samimiyetimizi bozmadan, azami dikkatle tekrarını nasip et!.. Amin.