İHH 2006-2007 kurban görevlisi olarak 29 Aralık 2006 tarihinde yola
çıktığımız Suriye’ye, indiğimizde gece saat 01:30’du. Bizi karşılamaya gelen
Hamza kardeşimizle birlikte kalacağımız eve vardığımızda ise saat 02:30 olmuştu.
Suriye, bayramı bizden bir gün erken yapıyordu ve o gece iki saatlik uyku ile
sabah erkenden kalkıp bayram namazını müteakip, işimize başlamak zorundaydık.
Sabah hava güneşliydi fakat
0°C
civarındaydı. Kesim yerimiz olan mezbahanelerde işe başladık ve ikindi ezanı
sonunda işimizi bitirdik
Suriye’de İHH adına, 49 koç kesildi ve poşetlendi.
Darunneda Vakfı’na verdiğimiz dokuz koç hariç, etlerimiz dağıtım için uygun
şekilde hazırlandı. Arkadaşlar dağıtım listesini önceden hazırlamıştı. Böylece çok
rahat bir şekilde dağıtım işimizi Nablusi Külliyesi’nde gerçekleştirdik.
Dağıtım oradaki öğrencilere yönelikti, ikindi vaktine doğru işimiz bitti ve görevimizi
eksiksiz olarak yapmanın huzuruyla, saatler sonra artık karnımızı doyurmamız
gerektiğini hissettik! (çünkü en son, gece uçakta bir şeyler yemiştik) ve
arkadaşlarla lokanta aramaya başladık. O lokanta senin, bu lokanta benim derken
3-
5 km.
yol yürüdük. Saatin kaç olduğundan habersiz yemeklerimizi yerken, akşam ezanı
okundu. Yemekten sonra eve geçtik, çay ve biraz sohbetten sonra iki günün
uykusu bizi bekliyordu.
Bayramın ikinci günü sabah namazımızı Ramazan El Buti’nin arkasında
kıldık ve namaz sonrası ayaküzeri selamlaşıp, kendisine hediyemizi takdim ettik
ve yaptığımız işten bahsettik, çok memnun oldu. Aynı gün öğle namazımızı Fetih
Külliyesi’nde kıldık ve Müdür Yardımcısı, Fıkıh alimi Şeyh Muvaffak Murabia’yı
ziyaret edip, kendisine çalışmalarımız hakkında bilgi verdik ve hediyemizi
takdim ettik. O, “Bizim külliyemize
neden et yok?” diye sordu. Biz de “Gelecek yıla, not edelim inşallah.” dedik. Daha
sonra Türkiye’den Antepli Hasan Arslan Hoca’nın talebelerinden Erol Hoca’mızı
ziyaret ettik (kendisi burada 30 öğrenciyle ilgileniyor). Bize ızgara kuşbaşı,
salata ve çaydan oluşan güzel bir öğle yemeği ikram etti. Burada Türkmen asıllı
Eymen Şağbani hocayla tanıştık. Bizi ertesi gün için kahvaltıya davet
etti, kabul ettik. Yemekten sonra artık
Şam sokakları bizi bekliyordu. O gün mihmandarlarımız olan öğrenci
kardeşlerimizle, ilk şehir turumuzu yaptık. Hamidiye Çarşısı, Ebu Hureyre (r.a.)
hazretlerinin, Selahaddin Eyyubi hazretlerinin, Ebudderda (r.a.) hazretlerinin,
Hz. Hüseyin efendimizin ve kızı Hz. Rukiyye’nin kabirlerini, Emevi Camii’ni, Hz. Yahya (a.s)’nın makamını
ziyaret ettik ve daha sonra evimize döndük.
Üçüncü gün sabah kahvaltısında,
Türkmen asıllı Eymen Şağbani hocanın evindeki davete icabet ettik, bize çok
ilgi gösterdi ve ikramda bulundu. Soframızda o kadar çok çeşit vardı ki
birçoğunun tadına dahi bakamadık. Özellikle büyük bir kapta, sıcak olarak ikram
edilen ismi sanırım “Tish” olan yemek çok güzel idi. Sohbet de en az yemekler
kadar hoştu. İşte hocamızdan bir fıkra: “Bir gün bir adam oğluyla bir yemeğe
davetli imiş. Derken sofra gelmiş ve oğul daha yemeğin başında su içmeye başlamış.
Babası dayanamayıp bir tokat yapıştırmış oğluna. Oğlu “Ne oldu baba?” deyince;
baba, “Daha yemeğin başında neden su içiyorsun? Karnını yemekle doldursan ya!”
demiş. Oğlu cevaben, “Ama baba, su karnımı genişletiyor.” deyince, baba bir tokat daha yapıştırmış. Oğlu bu sefer
neden vurduğunu tekrar sorduğunda, baba, “Neden bunu bana daha önce söylemedin?”
demiş.
Eymen Hoca’mızla öğle namazına
kadar, Suriye’deki yaşantı hakkında konuştuk. Biz de kendisine İHH’dan ve
yaptığı faaliyetlerden bahsedip, bundan sonraki çalışmalarda kendisinden yardım
isteyebileceğimizi söyledik. Memnuniyetle kabul etti ve birlikte öğle
namazımızı kılıp, oradan ayrıldık.
Osmanlı’nın hatıraları, Şam diyarında
unutulur gibi değil
Bu keyifli gün başlangıcından sonra, tekrar Şam turumuza devam ettik.
Sahabi kabirlerini ziyaretten dönerken yolumuzun kenarında tesadüfen bir Osmanlı
camisi görünce hemen içeri girdik. Caminin adı “Sinan Paşa Camii” idi. Caminin
müezzinine, Türk olduğumuzu söylediğimizde, müezzinin gözlerinin içinin
güldüğünü görebiliyordum. Müezzin bu caminin bir benzerinin de İstanbul’da
olduğunu söyledi fakat onun hangisi olduğunu, ne yazık ki biz bilemedik. Burada
gördüğümüz güzel bir uygulamadan da bahsedelim: Osmanlı camilerinin iç avluları
halı döşeli ve avluya bizdeki gibi ayakkabı ile girmek yasak. Her tarafı Osmanlı kokan Şam diyarında bu tür
güzel sürprizlerle karşılaşmak aslında çok doğal. Şam’da Türkiye’den olduğumuzu
her söylediğimizde, hemen herkesin Türklerle geçmişten bir bağının olduğunu
görmek, bizi de zaman zaman duygulandırdı. Osmanlı’nın hatıraları, Şam diyarında
unutulur gibi değildi.
Daha sonraki günlerimizi de
ziyaret ve alış veriş yaparak ve Şam caddelerini arşınlayarak geçirdik. Bize
gezimiz boyunca eşlik eden, bizleri bir hafta boyunca misafir edip ağırlayan
öğrenci kardeşlerimiz Hamza, Abdulvahap, Yusuf ve Süleyman’ı hep hayırla yad
edeceğiz inşallah. Ayrıca İHH’nın organizasyonunu yapan ve kurbanların alımı,
kesimi ve dağıtım işini organize eden, tevazu sahibi, güzel insan Hasan Özakın
kardeşimize de sonsuz teşekkürler.
Suriye İzlenimleri
Suriye, kendine has özellikleri olan bir yer. Bu ülkede yönetime karşı en
küçük bir hata affedilmiyor. Bu nedenle insanlar bu hususta oldukça hassaslar.
Öyle ki, mesela kurban kestiğimiz yerde, İHH afişlerimizi bile kısıtlı
kullanmak zorunda kaldık, bu tür kısıtlamalar haricinde burada her şey serbest.
Müslümanlar çok rahat şekilde faaliyetlerini sürdürebiliyorlar. Bazı büyük
alimler, külliye şeklinde büyük binalar yapmışlar ve bir nevi Osmanlı usulü, cami
ve medrese iç içe hizmet veriyorlar. İslam dünyasının çeşitli ülkelerinden
özellikle Türkiye, Malezya, Dağıstan ve Afrika’dan gelen öğrenciler, bu özel
külliyelerde Arapça öğreniyorlar.
Şam, ağırlıklı olarak bir ilim
şehri görüntüsü veriyor. Burada ilme talep de var, saygı da... Suriye, yaşam
standardı olarak nispeten ucuz bir ülke. Bu yönüyle öğrenciler için cazip
gözüküyor. Ayrıca Arapça öğrenmek için her bakımdan en cazip yerin Suriye
olduğu söylenebilir. Ancak Türkiye’den gelen öğrencilerin organize olmadan
oraya gitmeleri bazı sıkıntılara sebep olmaktadır. Özellikle burada organizesiz,
kendi başlarına kalan 50 civarında kız öğrencinin durumu hiç de iyi değil.
Suriye’de bu işin organize edilmesi zor olduğundan, Türkiye’den gelmeden önce,
her şeyin ayarlanması gerekiyor. Ayrıca öğrencilerin karşılaştığı sıkıntıların
en önemlileri; Suriye devletinin oluşturduğu bürokratik sıkıntılar ve Türkiye Büyükelçiliği’nin
öğrencilere çıkardığı belki de kasıtlı olan zorluklardır.
Bunun dışında barınma ve rehberlik
konuları da çok önem arz etmektedir. Bir öğrencinin aylık 250-300 dolar civarı barınma
gideri olup, birçok öğrenci bu konuda sıkıntı yaşamaktadır.
Buradaki bir diğer tespitimiz de
1920 ve 1965 yılları arasında Türkiye’deki malum sebeplerden dolayı, Suriye’ye hicret eden Türkiyeli Müslümanların
içinde bulunduğu hazin durumdur. Birçoğunun ailece bütün ihtiyaçlarını tek bir
odada karşıladığı bize ifade edilmiştir. Bu kardeşlerimizin geneli, Şam’ın en
ücra yerlerinde, çok kötü şartlarda yaşamaktadırlar. Bu sebeple, bu konu çok büyük
önem arz etmektedir. İHH’nın özellikle bu konuda bir çalışma yapması
temennimizdir.
Son olarak, bendeniz Adem Belen ve arkadaşım Adnan Albayrak yapılan bu
hizmetin hayırlara vesile olmasını temenni ediyoruz.
Suriye Foto Galerisi
|