Pazar
sabahı Tahran’a indik. Bizi orada Lokman Bey karşıladı. Onunla Tahran Havaalanı’ndan
Urumiye’ye gittik. İran’da hava çok soğuktu. Şehre gider gitmez hemen bir camiye
gittik fakat bayram namazının ancak sonuna yetişebilmiştik. Namazdan sonra cami
imamı ile bayramlaştık ve onun evine kahvaltıya gittik. Eve girdiğimizde,
dışarıdaki soğuk havaya inat, içeriden sıcak hava yüzümüze esince, bu
sıcaklığın doğalgazdan kaynaklandığını öğrendik. Orada hemen hemen bütün
evlerde doğalgaz bulunuyor. İran halkının ısınma gibi bir sorunu olmadığını, İran’da
doğalgazın çok ucuz olduğunu öğrendik. Bu sıcacık evde dolaşırken, salona
girince çok şaşırdım. Koca salon bomboştu. Biz evlerimizi eşyalar ile doldurup
kendi yaşam alanlarımızı daraltırken, onlar sadeliği seçmişlerdi. Kahvaltı olarak
yoğurt, incir reçeli ve bizim otlu peynire benzeyen bir peynir getirdiler.
Oradan ayrılıp kurban keseceğimiz yere gittik.
Sokaklarda bizim burada olduğu gibi bir bayram coşkusu yoktu. Sıradan bir gün gibiydi.
Bu arada unutmadan belirteyim, İran’da bayram sadece iki gün. Oradaki kurban
kesiminin ardından başka bir köye kurban kesimine gittik. Buradaki kurban
kesimine şahit olduk. Ama insanlar oldukça sıcak kanlıydı. Bizi çok iyi
karşıladılar. Kesimlerin ardından, Lokman ağabeyin evine gittik ve ailesi ile
tanıştık. Bu sıcacık evde bizi iki gün misafir ettiler. Kaldığımız günler
boyunca şehri dolaştık. Ulumiye şehrini ziyaret ettik.
Çarşamba
sabahı, Ulumiye’den Tahrana gitmek için yola çıktık. Kardan yollar kapandığı
için taksi bulmakta zorlandık. Bu bir saatlik yolculuk boyunca, Türkiye’deki şoförlere
bol bol dua ettim ve onların kıymetini daha iyi anladım. Çünkü şoförümüz,
kardan arabanın camları kapanacak derecede kötü olan bir havada, yoluna
100 km hızla devam ediyordu.
Neyse, sağ salim arabadan indikten sonra, Tahran uçağına bindik ve bir saat
sonra Tahran’a indik.
Tahran’da Sünnilerin durumu ve ibretlik birkaç vesika…
Tahran
çok kalabalık bir şehirdi. Yaklaşık 15 milyon nüfusa sahip olan şehrin sokakları
çok geniş ve evleri de çok güzeldi. Tahran sokaklarında insanlar tek tip ve
elbiseleri de tek renkti. Bu şehirde her şey koyu renkti. Tahran sokaklarında
da trafik sorunu vardı. Burada tek ve çift plakalı araçlar, trafiğe sıra ile
çıkarıyorlardı. Trafikte “şerit” diye bir şey yoktu adeta… Şoförler nerede bir
boşluk varsa oraya giriyordu. Geçiş üstünlüğü sorununu, “Kim önce davranırsa, o
geçer.” şeklinde çözmüşlerdi. Tahran’da ilk önce Abdülkadir Pirani Cemaati’ni
ziyaret ettik. Burada Kürt, Azeri gibi birçok milletten insan vardı. Ancak
bunlar, millet bilincinden ziyade, “ümmet bilinci” ile birbirlerine
bağlanmışlardı. Aralarında ırk ayrımı yoktu.
Kısa
süren başarılı kurban programımızın ardından dengelerin iyiden iyiye
hassaslaştığı Ortadoğu’nun güçlü ülkesi İran’dan ülkemize hareket ediyoruz.
İran Foto Galerisi
|