Thanks Turkish people, Thanks İHH! PDF Yazdır E-posta
Yazar Fikri Cumhur   

Bu yazıya başlarken, ilkokul sıralarında arkadaşlarımızın yılsonunda önümüze koyup, yazmak zorunda bıraktıkları hatıra defterlerini hatırladım. İHH Kurban Organizasyonu çerçevesinde gözlemci olarak katıldığım Pakistan-Keşmir yolcuğunun zihnimde kalan izlerini yazarak, diğer İHH gönüllüleriyle paylaşmalıyım.

kesmir (1).jpg

Aslında Keşmir’e gitme kararını almak o kadar da zor olmamıştı. İyilik yayılıyordu; kervana ben de katıldım. Uzun bir yolculuğun ardından iyiliğin yayıldığı Keşmir’e varmıştık. Orada bizi Hubeyb Vakfı’nın başkanı karşıladı. İHH’nın Pakistan’daki kardeşi Hubeyb Vakfı’nın Başkanı Nedim Bey, gecesi gündüzü hayırla yoğrulan, etkisi bir bulut gibi vakıf çalışanlarının üzerinde olan hasbi bir adam. Hubeyb Vakfı, iyi bir ekiple iyi işler yapıyor. İHH’nın yardımlarınızı ulaştırdığı diğer ülkelerdeki partnerleri de Hubeyb gibi ise, emin olun yardımlarınız tam yerine ulaşıyor demektir.

Buraya gelişimizin merkezinde, Keşmir depremi sonrası geride kalan mağdurlar var; öksüzler, yetimler, dullar var!

Bu büyük depremi nasıl anlatmalı. Depremin coğrafyada yaptığı değişikliklerden mi, sarsıntının bedenlerde ve ruhlarda bıraktığı izlerden mi başlanmalı? Düşünün, 600–700 metre yüksekliğinde bir dağ kütlesi ikiye ayrılıyor ve bir yarısı bölgenin en büyük ırmaklarından biri olan Cerrum Irmağı’na akıveriyor. Üzerinde ne varsa onları da önüne katarak, altında boğarak… Söylenen doğru ise, ırmağa akan o dağ, altında 80 bin insanın bulunduğu büyük bir mezarlık. Dağın kalan kısmı ise, Attarşaşa Depremzede Kampı’nın, bu büyük facianın hatırası olarak, karşısında yükseliyor. Dağları yürüten Allah’ım, bu biçare insanların imtihanlarını kolaylaştır. Allah düşmanımın başına vermesin dedirtecek türden bir afet, büyük bir imtihan Keşmir’in yaşadığı.

Hastane, sağlık demek; okul, yetişmiş Keşmirli gençler demek; mescit ise Keşmir bize hep kardeş kalacak demek!

kesmir.jpg

Keşmir, dünyanın zirvesi sayılan dağ silsilesinin eteklerinde kurulmuş. Ülke fakir, halk masum ve mazlum. Hayırseverlerin katkılarıyla İHH ve partnerleri, Ramazan ve Kurban Bayramlarında gıda vb. yardımlar götürdükleri gibi, hastane, okul, mescit gibi kalıcı eserler de bırakıyorlar burada. Hastane, sağlık demek; okul, yetişmiş Keşmirli gençler demek; mescit ise Keşmir bize hep kardeş kalacak demek.

İHH ve Hubeyb Vakfı, Keşmirli yetimler için Pakistan’ın başkenti İslamabad’a bir buçuk saat mesafedeki Haripur’da bir eğitim kampüsü yapıyor. İlkokuldan üniversiteye kadar bütün eğitim kademelerini içine alan büyük bir kompleks bu. Bayram sabahı, tesisin mimari çizimleri misafirlerle paylaşıldı. Bizim için şaşırtıcı ve bir o kadar da sevindirici bir haberdi bu. Türkiye’de yapılamayanı, mütevazı bir vakıf, Pakistan’da hayata geçiriyor. Tebriğe şayan bir başarı bu. Akşam sohbet sırasında öğreniyoruz ki, Pakistanlı bir iş adamı komplekste inşa edilecek fakültelerden birinin tüm masraflarını üstlenmiş. İyilik yayılıyor!

Metiullah’ın tarihçe-i hayatı

Hubeyb Vakfı’nın bu projedeki temel hedefi yetimlere kol kanat germek; güzel insanlar olarak yetiştirmek. Şu an için bir ilköğretim okulundan oluşan merkezde yapılan bayramlaşmada yetimlerle tanıştırıldık. Pırıl pırıl yüzlü bu yetimlerin mütebessim gözlerinde hüzün bulutları geziniyor sanki. Mutlular ama dokunsan ağlayacaklar! Mihmandarımız Hüseyin Oruç Bey içlerinden bir çocuğu getirdi benimle tanıştırmaya. Adı Metiullah. Gözler fıldır fıldır, zeka fışkırıyor. Metiullah gittikten sonra Hüseyin Bey, 10 yaşındaki Metiullah’ın hayat hikayesini anlattı. Yaşından büyük hikayesini:

Metiullah yankesiciler tarafından minicikken kaçırılmış, hırsız olarak yetiştirilmek için… Hubeyb Vakfı Metiullah’ı Aşiyana Yetimhanesi’ne yerleştirmiş. Geçen yıl Keşmir’de yaşanan deprem sonrasında Hıristiyan SOS örgütü, Pakistan Hükümeti’nden iyi yetiştireceği bahanesiyle yetimlerden 100 kadarına talip olmuş. Hükümet olur vermiş ama yetimler feryat etmiş, yetimhane çalışanları da isyan! Metiullah hemen duruma el koymuş! SOS ve güvenlik görevlilerinin çocukları teslim almaya geldikleri gün yaşanan arbede sırasında kendi üstünü başını yırtmış, yüzünü tırmalamış. Yetmezmiş gibi kendinden büyük yaştaki yetimlerin de üzerlerini yırtmış, yerlere yatıp toza bulanmışlar. Sonra da SOS görevlilerine refakat eden Pakistan polislerine üst başlarını gösterip, SOS görevlilerinin kendilerini dövdüğünü, üstlerini başlarını yırttığını söyleyerek şikayette bulunmuşlar. SOS görevlileri elleri boş kampı terk etmişler. İşte size Metiullah’ın tarihçe-i hayatı!

Pakistan’da gecenin ikisi. Sabah Türkiye’ye döneceğiz. İstanbul’dan uçağa bindiğimizde başlayan merakım artık dindi. Pakistanlıların bizi gerçekten sevip sevmediklerini merak ederdim. TV beyanatlarının aslı astarı var mıdır, söylenenler protokol konuşmaları mıdır diye. Benim gibi merak edenler varsa bilsinler ki, bu sevgi gerçek bir sevgidir: Nedim, Nasır, Feyyaz Beylerden; Matiullah, Musa, Naim’den yayılan bir sevgi… Karşılıklı kötü gün dostu olmaktan kaynaklanan bir sevgi bu. Yemekleri bu kadar ağır olmasa emin olun evinizdesiniz, sıladasınız.

“Pakistan’da çobanlar hariç herkes İngilizce bilir”

Çat İngilizce, pat Arapça. Gerisi Türkçe. Pakistan’da konuştuğumuz lisan bu idi. Arapça, İngilizce ne olursa olsun mutlaka ikinci bir lisan öğrenmeli Pakistan’da oturanlar. Pakistan’da çobanlar hariç herkes İngilizce bilir derlerdi; yanlış: çünkü onlar da biliyor. İngilizce, Pakistan’da sömürgeci İngiltere’nin dili. Bu büyük Asya kıtasındaki kardeşlerimizin asgari müştereği de bugün İngilizce. Onlarla halleşmenin en kestirme yolu, İngilizce bilmek. İngilizceyi, İngilizlerin yumuşak karnı haline dönüştürmenin yolu da bu.

Sarp dağ yollarında adanan kurban

Keşmir’in sarp dağ yollarını tırmanırken bir hayli korktuğumu itiraf etmeliyim ve bu korkunun diyetini bir kurban daha keserek ödedim. Mihmandarımız geçtiğimiz yolların, en rahat yollar olduğunu, geçen yıl daha yukarılardaki, çok daha tehlikeli yollardan geçtiklerini anlattı. Hatta buranın sakinlerinin bu yolları her gün geçtiğini, bir vukuata rastlanmadığını söyledi, beni teskin etmek için. Demek ki, başka ihtimal kalmayınca insan korkuyu da yeniyor. Dönüş yolunda “Ya Rabbim, sen bilirsin”, diyip kendimi uykuya teslim ettim; uyanırsam yol bitmiş demektir. Yol bitti ama eğlence bitmedi. Yol arkadaşlarım Hubeyb Vakfı’na dönüşümüzde Nedim Bey’e müjdeyi verdiler. Ballandıra ballandıra anlattılar benim yollardaki halimi ve adadığım kurbanı. Nedim Bey latifeyi ihmal etmedi; her biri için kurban kesmem şartıyla, Pakistan’da daha başka birçok tehlikeli yolların bulunduğunu ve beni her birine götürmeyi teklif etti.

Turkish brother

Bu kısa yolculuğun bana öğrettiği en önemli şey, uzaklardaki kardeşlerimizin bizi bir kavim, bir ırk olarak değil, büyük bir medeniyet olarak muhatap aldıklarıydı. Dikkat çeken bir başka nokta ise, bize hitap ederken kullandıkları İngilizce terimlerdi. Gruba seslenirken, “Thanks Turkish people”; bizzat şahsımıza hitap ederken, “Welcome Turkish brothers” diyorlardı. Türkiye’den gelmiştik, fakat köken itibariyle içimizdeki iki kişi Türk değildi. Ancak Pakistanlı ve Keşmirli kardeşlerimizin kullandığı, bu “Turkish” terimi Türkiye’de yaşadığımız etnik kültür tartışmalarından arındırılmış, ırk temelinden bağımsız bir sıfatlandırma olarak kullanılıyordu. Burada kullanılan “Türk” kavramı, bir kavmin ismi olan Türk sıfatı ile aynı değildi ve dünyanın öbür ucundaki kardeşlerine bu şekilde sesleniyorlardı. “Turkish People” derken, bir kesime değil, büyük bir coğrafyaya yayılarak ortak bir medeniyet oluşturmuş insanların hepsine sesleniyorlardı; Laz, Gürcü, Çerkez, Abaza, Kürt, Zaza ve diğerlerine... Çünkü muhatap aldıkları, bütün öğeleriyle büyük bir medeniyetti.

Hayırda yarışması zaruri olan insanların kervanıyla ilk yolculuğumdu. Masum ve mazlum insanlardaki korkunç tahribat ve tesiri aktarmaya çalıştım. Katıldım, mesrurum, müteşekkirim. Vesile olan herkese; veren ele, alan ele… Herkese.

Kesmir Foto Galerisi
 
< Önceki   Sonraki >
Kurban hatıraları
Kurban kataloğu