 Gönülden verdiklerinizi emanet olarak aldık ve tam 111 ülke ve bölgede yüz binlerce kardeşimize ulaştırdık.
Fedakârlık ve rızanın mükâfatı kurbanlarınızla yüzlerine tebessüm kondurduğumuz yetim ve muhtaç kardeşlerimiz adına teşekkür ederiz. |
|
|
Moğolistan'da yeniden diriliş |
|
|
|
|
Yazar Av. Nuri Eken
|
Kaybedilen değerlerin hüzünlü yarasına yeniden kazanabilme ümidi içeren merhemi sürüyoruz. Moğolistan’da yeniden dirilişin, kıyamın yaşandığı anları görmenin huzurunu taşıyoruz.
Dünyanın en soğuk başkentine sahip en tenha ülkesi Moğolistan, geniş bozkırlarla kaplıdır. Hem çölün kavurucu sıcağını hem de kışın -40’lardaki dondurucu soğuğunu bünyesinde barındırmaktadır. Tarihte derin izler bırakan büyük göçlerin ve uygarlık savaşlarının da hep mekanı olmuştur bu büyük coğrafya. Müslümanlar yüzyıllara meydan okumuşlar buralarda. Hem Moğol zulmüne hem de komünizm cenderesine karşı amansız bir direniş göstermişler. Her şeye rağmen kimliklerini korumuşlar. Belki imani ve ameli bilgileri çok az ama yine de birbirlerine en değerli vasiyetleri olmuş Müslümanlıkları… Kazakistan’da hava şartlarından dolayı iki gün mahsur kaldıktan sonra gecikmeli olarak Bayan Ulgi’ye geliyoruz, ülkenin en batısındayız. Ezan sesi duyduğumuz tek yer burası. Azathan Hoca ve etrafındaki az sayıda kişi, Müslümanları yeniden teçhiz etmek için çırpınıyorlar. İmam hatip lisesi açılmış burada. Dört yüz kadar öğrenciye müfredatın dörtte birinde dinlerini öğretmeye çalışıyorlar.
İnsanların epey büyük bir kısmı çadırlarda yaşıyor. Kazaklar yerleşik hayata geçerken göçebe çadırlarını da beraber getirmişler. Meşhur Kazak çadırları yaklaşık altı-sekiz metre çapında, yuvarlak; özel bir ağaç malzeme ile gerdirilmiş, orta direği olmayan; etrafı yalıtım için hasır türü bir malzeme ile, içi ise keçe ile kaplı, ortasında soba ve baca çıkışı olan bir yapıda. İşsizlik insanları sıkıntıya sokuyor. En büyük geçim kaynağı hayvancılık. En büyük besin kaynağı da et. Bu dondurucu soğuklara karşı yağlı et tüketimi önemli bir direnç unsuru. Esmer tenli, zayıf yapılılar ve kilo problemleri yok.
Mahzun gönüllere sevinç: BayramBayramın ikinci günü. Yedi mahallenin muhtarını İHH çadırında misafir ediyoruz. Bölgenin sorunlarını, kendilerinin çözüm önerilerini, istek ve tekliflerini açık oturum tarzında muhtarlara tek tek söz vererek alıyoruz. Muhtarlar deri fabrikası kurulmasını istiyorlar. İşsizliğin böyle sona erebileceğini, sırf bu bölgede üç milyon dört yüz bin hayvan olduğunu söylüyorlar.
Dualarla beraber kurban dağıtım töreni başlıyor. Ellerinde, Türk bayrakları ve İHH balonları ile herkes sevinç içinde. Her muhtara kontenjan verilmiş. Muhtarlar listelerini alıp okuyorlar ve kurbanı teslim edilenleri işaretliyorlar. Dağıtım alanına gelemeyenlere de biz gidiyoruz. Muhtaç insanlara kurban yardımı dağıtıyoruz. Bir eve gidiyoruz; kadının eşi vefat etmiş, iki çocukla dul kalmış. Bir diğeri ameliyat olmuş, akciğerinin yarısını almışlar çalışamıyor. Başka bir evde elektrik yok, boş bulduğu yerlerde yaşıyormuş. Yaşlı bir amca hiç evlenmemiş, annesine bakıyormuş, annesi vefat edince yapayalnız kalmış, çalışamıyormuş. Bir başkası ağlayarak karşılıyor bizleri, sakat çocuğuna çare arıyor. Çatısı delinmiş, eski bir evin mukimi, kömürü bitmek üzere olduğundan düşünceli… Daha niceleri… Bütün bölgelerde toplam 1200 adet küçükbaş hayvan kesiliyor ve muhtaçlara ulaştırılıyor. Bunun yanı sıra acil ihtiyacı olan 26 aileye kömür yardımı yapılıyor. Cuma namazını müteakip camide tören düzenleniyor bizlere. Türkiye’den, Müslümanlardan selam ve dua getirdiğimizi söylüyoruz. Onlar da geleneksel kıyafetlerini bize giydirerek adeta “Sizleri aramıza aldık, bizden kabul ettik, şükranlarımızı sunuyoruz.” diyorlar. Hoton Müslümanlarının yaşadığı bölgeye ulaşmak için 310 km’lik meşakkatli bir yolculuğa çıkıyoruz. Yol boyu adeta safari… Asfalt yok, tamamen kırık arazi yolu. Adeta organlarımız yer değiştiriyor. Yolda tabela olmadığı gibi hiçbir yön emaresi de yok. Bazen o kadar çok yol izi oluyor ki şoförümüz tercihte zorlanıyor. Nitekim birkaç sefer geri dönüyoruz gittiğimiz yollardan. Bir tarafta at sürüleri (burada at eti pahalı bir besin maddesi). Atları midilli atı gibi kısa boylu ve kalın bacaklı, kuyruğu yere değiyor. Bir tarafta deve sürüleri. Koyun ve yak öküzü denen hayvanlar da otlaklarda. Köpekler mevsime uyum sağlamışlar, adeta kürk giymişler… Nehirler donduğu için yolumuz kısalıyor, nehir üstlerinden cip ile devam ediyoruz. Nihayet 8,5 saat sonra Obs vilayetindeyiz. Gece otelde kalıyoruz.
300 yıl sonra ilk camiiHoton Müslümanlarının yaşadığı Tarıyalan bölgesindeyiz. Obs vilayetinin merkezine 27 km uzaklıkta. Burada büyük bir coşku yaşanıyor. İHH’nın katkılarıyla 300 yıldır ilk defa bir cami açılıyor bu beldede. Tören düzenleniyor, kurdele kesiliyor ve camideyiz. Coşkulu kalabalık öğlen namazına giriyor. Erkekler, kadınlar ve çocuklar içeriyi hınca hınç dolduruyor. Yazık ki bu insanlar ne namazı ne abdesti biliyorlar. Safların arasında yer alıyoruz ve bize bakarak namaz kılmalarını sağlıyoruz. Gözyaşlarımız içimize akıyor… Kaybedilen değerlerin hüzünlü yarasına yeniden kazanabilme ümidi içeren merhemi sürüyoruz. Yeniden dirilişin, kıyamın yaşandığı anları görmenin huzurunu taşıyoruz. Adeta yüzyılların açlığı ile taleplerde bulunuyorlar. Yandaki okulun mütebessim müdiresi din dersi kitapları getirildiği takdirde müfredata koyarak okutabileceğini söylüyor bize. Başkent Ulanbatur’a geçiyoruz. Cengiz Han ülkeye adeta mührünü vurmuş. Birçok önemli mekâna onun ismini vermişler. Özellikle meydanda ihtişamlı bir heykeli var. Başkent asfalt gördüğümüz tek yer diyebiliriz. Nispeten modernleşme ve tüketim moduna girmiş. Merkezden uzaklaştıkça çadırlarla apartmanlar yan yana yer alıyor. Hava kirliliği özellikle akşamları üst seviyede. Ülke zengin kömür yataklarına sahip. Ülke nüfusunun yarısının yaşadığı başkent, adeta nefes alamıyor. Özellikle temiz yayla havasından sonra buralar boğucu geliyor. Trafik sorunu çok fazla. Günün hemen her saatinde yoğun trafik var. Merkezde araç kullanmaktansa yürümek daha az zahmetli oluyor.
Yeniden dirilişBayram sona eriyor. Kalan zamanı ağırlıklı olarak resmî ziyaretlerle geçirmeyi planlıyoruz. Türk Büyükelçiliği Din İşleri Danışmanı Asım Serçe Bey ile tanışıyoruz. Gayret ve heyecanı konuşmasına ve hareketlerine yansımış, tipik bir Karadenizli kardeşimiz. Yerinde duramıyor. Görüşmelerimiz süresince Moğolistanlı kardeşlerimizin ihtiyaçlarını öğrenmeye çalışıyoruz. Cami yapımı, dini bilgileri içeren ilmihal kitaplarının basımı bu coğrafya için önem arz ediyor. Kazakça-Moğolca alt yazılı “Çağrı” filminin burada oluşturacağı etkiyi hayal ediyoruz. Ümmetin faydası için daha birçok şey… Gelmişken Tonyukuk Kitabeleri’ni de geziyoruz. Bilge Kağan’ın Başveziri Bilge Tonyukuk’un devlet tecrübelerini ve yaşananları tarihe taşımak için nasıl taşa yazdırdığına şahit oluyoruz. Yaklaşık 14000 km’lik bir yolculuk yaptık. Türkiye’mizde buralara göre çok daha rahat ortamlarda, en önemlisi inancımızı öğrenip yaşayabileceğimiz sınırsız imkanlar içerisinde yaşadığımıza şükrediyoruz. Buralarda derin bir maddi sıkıntı ve yoğun bir bilgisizlik var. Buranın durumunu kardeşlerimize en iyi şekilde duyuralım ki kardeşlerine sahip çıksınlar, bu heyecanla yola koyuluyoruz. Nimetin kıymeti kaybedilince anlaşılırmış. Şu semalarda yankılanan ezanın bile ne büyük nimet olduğunu İstanbul’a döndüğümüzde anlıyoruz. Artık bir derdimiz daha var: Moğolistan’a ne götürmeliyiz ki, onlar da bizler gibi inançlarını öğrenebilsinler ve artık yaşasınlar? |
|
|