 Gönülden verdiklerinizi emanet olarak aldık ve tam 111 ülke ve bölgede yüz binlerce kardeşimize ulaştırdık.
Fedakârlık ve rızanın mükâfatı kurbanlarınızla yüzlerine tebessüm kondurduğumuz yetim ve muhtaç kardeşlerimiz adına teşekkür ederiz. |
|
|
İHH 2007 KAZAKİSTAN KURBAN ORGANİZASYONU |
|
|
|
|
Yazar A.BAKİ ÖNCEL
|
Kazakistan kimine göre Turan idealinin önemli bir merkezi, kimine göre komünizm davasının hala iştahını kabartan topraklar… İdeolojiler arasında gelgit yaşayan bu ülkenin mazlum insanlarına el uzatacaktık, İHH olarak.
1.gün 17-25 Aralık 2007 tarihleri arasında Kurban Organizasyonu münasebetiyle bulunacağımız Kazakistan’a, mazlum ümmetin uzun yıllar acı ve çile ile yoğrulmuş bir parçasına yolculuk için gerekli hazırlıklar yapıldı. Kazakistan pek çok yönden bizleri düşünceye sevk eden bir ülke.
Orta Asya’nın gönlümüzde var olan gizeminden dolayı, güzel bir ülke ile karşılaşacağımızı tahmin ederek çıkmakta olduğumuz yolculuk, İstanbul’dan başlayıp Almaata ile devam edecek. Kazakistan pek çok farklı insan topluluğu için pek çok farklı anlamlar taşıyan bir ülke. Kimine göre Turan idealinin önemli bir merkezi, kimine göre komünizm davasının hala iştahını kabartan topraklar... İdeolojiler arasında gelgit yaşayan bu ülkenin mazlum insanlarına el uzatacaktık, İHH olarak.
Kim bilir ne yüzlerle karşılaşacağız, ümmetin ezilmişliğini ifade eden... Kim bilir hangi mescitlerin duvarları hal lisanıyla mukaddes emanete yapılan hıyanetleri fısıldayacak? Kim bilir kaç çocuğun gözlerinde geleceğin parıltılı bakışlarını seyrederken ümitle dolacağız, yarınların hayaline... Kıblesinden koparılmaya çalışılıp, dedelerine inancından uzaklaşması için yapılan zulümlere kahrolarak geçen gençliğim... Hatırlanacak bir gençlikti ki geliverdi gözlerimin önüne. Şimdilerde ümmetin uzanan bir eli var. Ölmeden toprağına düşmek istediğin... Görmeyi murat ettiğin topraklardan sana gelivermek için çırpınan canlar var. Asırlarca Bolşevizm ve komünizm ile mutlu edilemeyen bir milletin mutluluğu için, "Müminler bir binanın tuğlaları gibidir." sözünü rehber edinen bir anlayışla, bayramlaşmak ve kucaklaşmak için aşkla ve heyecanla yola koyuluyorduk. Moğolistan’daki kardeşlerine ulaşacak olmanın heyecanını yaşayan avukat Nuri Eken ve Serkan Yıldırım beylerle beraber, Kazakistan’da hizmete katılacak üç kişi olarak Enes, Marat ve ben, kurbanın kardeşe bayram vesilesi olması için yoldayız. 16:35’te uçacak THY uçağında yerimizi almış durumdayız. Büyük bir topluluğun (İslam topluluğu) parçaları olmalarına rağmen aralarına sokulan nifaklar nedeniyle haklı davalarında, haklarını savunamayan mazlumları kim savunacak düşüncesiyle, maziden âtîye bir düşünce anaforu ile geçen 5 saatten sonra Kazakistan’ın Almaata kentine ulaştık.
Bizi, gelen yolcular bölümünde Erlan Mıncasarov ve Gabit adında Kazakistanlı iki genç kardeşimiz karşıladı. Erlan kardeşimiz, Kazakistan’ın Çimkent İlahiyat Fakültesi mezunu fedakar bir genç ve hizmet ehli bir insan, tıpkı Gabit kardeş gibi. Havaalanında bizleri karşılamaya gelen Erlan ve Gabit kardeşlerimizle Kul Hoca Ahmet Yesevi İlim ve İrfan Vakfı’nın ofisine doğru harekete geçtik. Almaata Havaalanı’ndan ofise kadar yapılan yolculukta, ilgimizi çeken ilk şey, yolların geniş ve düz olmasının yanında, simetrik bir şekilde dikilmiş olan yol kenarındaki ağaçlar oldu. Rusya’dan bağımsız olmadan evvel, Almaata Kazakistan’a başkentlik yapmış ve bu dönemde Rusya’nın özel ilgisi ile görkemli ve kalıcı binalar yapılmış. Büyük bir şehir olmanın beraberinde getirdiği trafik yoğunluğu, gerekli önlemler alınmadığı için sıkıntılara sebep olmuş. Mevsim kış olmasına rağmen, havaların mevsim şartlarına göre iyi olduğunu görüyoruz. Kazakistan saati ile gece 02.10 sularında ofise ulaştık ve istirahate çekildik.
2.gün Kul Hoca Ahmet Yesevi İlim ve Kültür Vakfı Başkanı Ramazan Yüksel, Ahmet ve Erdem beylerle tanışıyoruz. İnancının sancısını çeken ve inancını yaşamaya çalışan, ümmetin geleceğiyle ve ümmetin çocuklarıyla ilgileneceğim derken (her sancılı mümin gibi) kendi çocuklarına az zaman harcadığına inandığım bir kardeş Ramazan Bey... Çünkü o çalışma temposu bazen insana kendini bile unutturmakta. İnsana yatırım yapmanın güzel bir örneğini görebilirsiniz Ramazan Bey’de. Bir işin en mükemmel bir şekilde nasıl yapılabileceğini araştırarak zamanı en iyi şekilde değerlendirmeye gayret etmekte. Teşkilatçı, ihlası ve samimiyeti gayretinden bilinen, riyadan uzak davranışlarıyla içten bir kişiliğe sahip.
Ramazan Hoca, bizleri Almaata’daki Yesevi Kazak Türk Gençlik Yardımlaşma Vakfı sorumlu idarecisi Mahmut Sezer Bey ve yardımcısı Muratbey Matkerim ile tanıştırdı. Ümmetin gelecek sancısını çeken bu iki genç insanın gayretli çalışmaları, Kazakistan gençliği adına ümidimizi kuvvetlendirdi. Kiraların yüksek olması, kendilerine ait bir büro inşasına başlamalarına sebep olmuş. Hizmeti en iyi bir şekilde yapabilmek için başlattıkları inşaatın kaba hali, yani iskeleti neredeyse bitmek üzere.
Kazakistanlı kardeşleriyle hemhal olmak, onların dertleriyle dertlenmek adına Almaata’da bulunan Avrupa Milli Görüş Teşkilatı’nın (İGMG) sorumluları ile karşılaşıyoruz. Kardeşleriyle birlikte olmanın onları çok mutlu ettiğini, yüzlerindeki sevinç ifadelerinden anlamak mümkün. Yemekte yapılan sohbet uzayıp gidiyor. İnsanlığın, ümmetin durumu sohbetin konusu oluyor. Akif’in sözünü hatırlıyoruz: "Toplu vurdukça sineler, onu top sindiremez." Bağımsızlığını kazanan Kazakistan, İslam ülkelerinin desteği ve İslam’ın öz kaynaklarından öğrenilmesi konusunda ihmal edilmemesi gereken bir yer. İnsanlar onca inançsızlaştırma politikasına rağmen hala inançlarını koruyorlar. Ama mahzun, hüzünlü bir halleri var. Onlara içlerinden birinin İslam’ı anlatması, çalışmalarının hız kazanması için uygulanabilir projeler üretilmesi önem arz ediyor. Alimlerin yetiştirilmesi için yapılacak yatırım, Kazakistan’ın gelecek nesilleri için yapılacak en büyük yatırım olacaktır.
Hayrettin Öztürk Beyefendi gayretli, güzel bir insan. Nur Hilal İlmi Araştırma Merkezi diye bir sistem kurmaya çalışıyorlar. Hayrettin Bey, Kazak tarihinde bir ilki gerçekleştirmek için uğraşmakta, çırpınmakta. Ama imkansızlıkların çalışmalarını sekteye uğratacağı, yarım kalacağı endişesi uyandırdı bizde.
Bugüne kadar Kazak lisanı ile hiç tefsir yazılmamış. Hayrettin Bey’in Kazak lisanı ile tefsir yazması önemli bir gelişme. Bu gelişmeye maddi desteğin olması, ekibinin daha verimli çalışması açısından çok önemli.
TİKA Ziyareti TC. Başbakanlık Türk İşbirliği ve Kalkınma Dairesi Başkanlığı’nı (TİKA) ziyarete gidiyoruz. İHH’nın kurban organizasyonunu anlattığımız TİKA Koordinatör yardımcısı Fatih Yılmaz Bey’in TİKA ile ilgili bilgilendirmeleri de ülkemiz adına sevinmemize vesile oluyor. 1992 yılından beri faaliyette olan TİKA’nın hedeflediği ülkeler, Türkiye’ye komşu ve gelişme yolundaki ülkeler. TİKA bu ülkelere destek veriyor ve ekonomik, ticari, teknik, sosyal, eğitim, kültürel alanlarda iş birliğini geliştirmek adına projeler üretiyor.
TİKA, Orta Asya’daki akraba devletlerimiz ile Türkiye arasındaki bağların sağlanmasında önemli bir kuruluş. Ortak tarih ve ortak kültüre sahip olduğumuz Türk devletlerin ve Türk toplumlarının kalkınmalarına yardımcı olmak devlet olarak bizim vazifemizdi. Yılların ihmalinin yaralarının tedavisi de yıllar alacak gibi.
KATİAD Ziyareti TİKA’dan başka, yine işadamlarını ilgilendiren önemli bir derneğin ziyaretine gidiyoruz. KATİAD’da (Kazakistan-Türkiye İşadamları Derneği), Genel Sekreter Gökhan Karahan Bey ile tanışıyor, İHH ve faaliyetlerinden bahsediyoruz. İHH’nın faaliyet alanları ilgisini çekiyor.
KATİAD ve TİKA, Türkiye ile Kazakistan dostluğu ve işbirliği konusunda önemli kuruluşlar. Partner kuruluşumuz Kul Ahmet Yesevi Vakfı görevlileri ile akşam yemeği yiyoruz ve vakfın çalışmaları hakkında bilgiler alıyoruz. Zor şartlar altında var olma mücadelesi veren ama her güne yeni bir aşk ve şevk ile başlama gayretlerini gördüğümüz Ramazan Yüksel ve Ahmet Zekai Yakşi beylerin ekipleriyle birlikte gayretlerini, tarih hayırla yad edecektir. Onlar, gelecekte var olacaklarına inandıkları inançlı nesillerin titiz bahçıvanları... Onlarla tanışıp gayretlerine şahit olmaktan gurur duyuyoruz. 3. Gün- Bayram sabahı Ayıd mubarek Bayramın birinci günü sabah ve bayram namazı için Almaata Merkez Camii’ne gittiğimizde, cumhurbaşkanının geleceği polislerin çokluğundan belli idi. Cami o dondurucu soğuğa rağmen, sabahın erken saatlerinde gençlerin akınına uğramıştı. Alt katta yer bulmakta güçlük çektik.
Caminin ikinci katında insanları incitmemeye gayret ederek ön saflara geçip kameramızla iyi çekim yapabilmek için yer aldık. Enes kardeşimizin en güzel resimleri ve görüntüleri alabilmesi için bir yer bularak, bir taraftan okunan Kur’an-ı Kerim’i dinleyip bir taraftan da çekimlerimizi yaptık.
Küçük çocuklar ve gençlerden başka az da olsa, yöresel kıyafetleri ile camiye renk katan yaşlılar da vardı. Bizdeki camiyi ihtiyarlar doldurur görüşüne inat, onca baskı ve zulme rağmen, dinsiz yetişmeleri planlanan gençler, Almaata Merkez Camii’nde neredeyse %80 oranındaydı.
Namaz konusunda gençler daha bilinçli. Orta yaşlardakiler çevreye bakarak namaz kılarken, hiç bilmeyenler de sadece Allah rızası için bayram namazı topluluğuna katılmışlardı. Bunu hallerinden ve davranışlarından anlamak mümkündü.
Dokuz tekbir, iki rekat bayram namazından sonra, sağımdaki orta yaşlarında bir kardeş elini uzatarak "Ayıtlarımız mübarek" diyerek musafaha yaptı. Gruplar halinde bayramlaşmalardan sonra Kazakistan Diyanet İşleri Başkanı Abdüssettar Derbicali Bey ile musafaha yapıp, Nazarbayev’in konuşmasını dinlemek için dışarı çıktık.
Soğuğun donduruculuğunu en iyi anlayan Enes oldu zannederim. Bir taraftan resim çekmek, bir taraftan da kamera çekimi yapmaya çalışmak Enes için bir hayli zorlayıcı idi. Karşılaşılan insanlara verilen "Ayıdlar mübarek" selamı, soğuğun yerini dostluğun ve inanç birliğinin sıcaklığına bırakıyordu.
Kargalıda karlar altında Bayram namazından sonra, İHH’nın organizasyonu olan Kargalı’daki toplu kurban kesimine katılmak üzere yola koyulduk. Ahmet Yahşi Bey’in refakatinde 40 km’lik yolu, hizmetler ve karşılaşılan sorunlar üzerinde sohbet ile geçirdik.
Dünyanın neresinde olursanız olun, sancılı insanların hizmet üzerine konuşmaları saatler sürse de, sanki birkaç dakikalık sohbetmiş gibi gelir ve insan böyle ortamlardan ayrılmak istemez. İşte Ahmet Bey ile sohbetin verdiği manevi hazla, Kargalı orta öğrenim pansiyonunun bahçesine gelmişiz bile.
İnsanların heyecanını ve bayram sevincini görmek, Allah için kurban keserken tekbir getirmek, Hz. İbrahim’in sözüne İsmail’in teslimiyetini yeniden hatırlatır insana. Bir süre tefekküre dalarsınız O’na (c.c.) her şeyim feda olsun derken İsmailce bir teslimiyet, İbrahimce bir kararlılık her alanda gösterebildik mi?... diye. Teslimiyetin tarihini yazan peygamberleri hatırlarsınız. Şehitler gelir gözünüzün önüne. Davasına samimiyeti kanıyla yazılan, peygamberler yolunun aydınlatıcı nurları şehitler... Bedir, Uhud, Tebük şehitleri...Bir an irkilirsiniz, Tebük’te tavizkar davranan üç sahabeyi hatırlayınca... Oysa onlara, tavizlerinden dolayı yaptıkları tövbenin kabulü ayetlerle müjdelenmişti. Ya bizim tavizlerimiz? Ve geciktirdiğimiz tövbelerimiz? Şehitler... Arabistan’dan, Asya’dan, Uzakdoğu’dan, Orta Asya’dan, Balkanlar’a kadar tarihe damgasını vuran şehitler... Davasını kanı ile yazan yiğit insanlar... Kurbanın gerçek bayramını Cemalullahı seyrederek yapası şehitler... Tekbir sesleri ile kendi dünyanıza gelirsiniz ki, yine bir kurbanlık Allah için boynunu uzatmış, kasabın "Bismillahi Allahu ekber" sözü ile akıtmıştır kanını...
Kargalı’da, Ramazan ve Ahmet beylerin fedakar ekibinin gayretli çalışmaları, onca kurban hissesinin kesilip parçalanarak, dağıtımına başlanılması hususunda işlerimizi kolaylaştırıverdi.
İhtiyaç sahibi insanların bir kısmına bizzat kesim yerinde kurban hisselerinden verilmesi, kesim yerine gelemeyenlere İHH ekibi olarak bizim götürüp evlerine teslim etmemiz, sorumluluğumuzun önemini daha iyi kavramamıza vesile oldu.
Dondurucu soğukta 83 yaşında bir ana Evet yer yüzü mescit, Müslümanlar kardeştir. Farklı coğrafyalar, ırklar, kavimler, kabileler, gönlü bir çarpan ümmet olmak için hiç de bahane değil. Yeter ki, yürekler ve bilekler bir olsun. Asya’sı, Orta Asya’sı, Afrika’sı, Balkanlar’ı, suni sınırlarla bölünse de unutamazsınız kardeşlerinizi. Nasıl unutabilirsiniz ki?
Soğuk Kazakistan şartlarında, 83 yaşındaki ihtiyar ananın, 50 yaşındaki yatalak hasta oğlu buz gibi bir odada çıplak ve bir şiltede yatarken... Siz rahat edebilir misiniz? Biri ihtiyarlıktan, diğeri hastalıktan kalkamaz ve ihtiyaçlarını göremezken içiniz parçalanır. Afrika farklı acılarla kıvrılırken, Asya daha farklı acıları bağrında barındırmakta. Her şeye rağmen hastaların ve yaşlıların ziyaretlerine gidip, Türkiyeli kardeşlerinin selamlarını İHH aracılığıyla onlara iletmek, imkanlar ölçüsünde dertlerine derman olmaya çalışmak ve onlarla bayramlaşıp "Ayıdlar Mübarek" demek, kalplerimizin birleşmesine ve ülkemiz insanına yapılan hayır dualara vesile oldu.
Belki bizler bayramın ve kurbanın sevincini yıllarca yaşadık. Oysa o insanlar öyle zamanlardan geçip gelmişler ki, kurban kestiği ve bunu ibadet maksadı ile yaptığı tespit edildiği takdirde akıbeti meçhul bir sona doğru götürülmüşler. Ve yine kendi tabirleri ile "namaz okuduğu" tespit edilenlerin ailece ortadan kaldırıldığı günler yaşamışlar.
Bolşevizmin ve komünizmin baskıcı rejimi kalplerden imanı silip atamamış. Ama İslam’dan kaynaklanan sosyal yaşantının üzerinin küllenmesine sebep olmuş.
İHH gibi hayır kurumlarının ibadet maksadı ile kardeşlerinin yardımlarını onlara ulaştırması, sosyal hayatın İslamlaşmasına vesile olup, yeniden bir doğuş gibi algılanmakta bu insanlar için.
Her ziyaret ettiğimiz hasta ve yaşlı, bayramlaştığımız her insan, samimi ve sıcak davranışlarıyla, söz olarak ifade edemediklerini hal lisanı ile ifade etmekteler.
Evet, Müslümanlar kardeştir. Bizi unutmayın. Kargalı sanki Anadolu’nun bir kasabası gibi içten ve samimi insanlar ile dolu. Halk ziyaretlerimizden sonra toplu kurban kestiğimiz Kargalı orta öğrenim pansiyon binasını geziyoruz. Derslikler, mescit, yatakhaneler, okuma salonları ve kütüphane... Şartlara göre en iyi şekilde olmasına gayret edilmiş. Kütüphanede kaynak kitapların eksikliği dikkatimizden kaçmıyor. Öğrencilerin okumaya olan hevesleri, kitapların çok okunmaktan yıpranmışlığından belli. Kargalı ortaöğrenim pansiyonunun, kaynak kitap ve görsel yayınlarla desteklenmesinin yanında, çocukların kullandıkları banyo, tuvalet ve mutfaklarının tadilattan geçirilmesi, daha ferah ve hijyenik bir yapıya dönüştürülmesi lazım. Bunun için arkadaşlarla yaptığımız görüşmelerde imkanların kısıtlı olmasından bu tadilatı gerçekleştiremediklerini öğreniyoruz.
Kargalı’dan Rayimbek köyüne geçeceğiz. Akşam namazını Rayimbek köyü camiinde kılıp babaları Arap, anneleri Çinli olan ve kendilerine "Dungan" denilen öğrencilerle tanışacağız ama epey geç kaldık.
Kısa bir Rayimbek ziyaretinden sonra tren ile Almaata’dan Taraz şehrine yolculuk başlayacak. 550 km olan yolculuğun gece ve trenle olması, zamanı değerlendirme açısından isabetli bir karar. Ramazan ve Ahmet beylerin bizimle birlikte tren istasyonuna gelip yolcu etmeleri sonrasında başlayan seferimiz sabah 06:30’da Taraz’a varış ile sonuçlanıyor.
4. Gün Taraz ümitlerin yeşerdiği yer Nurcan Cankara inşat mühendisi ve azimli ve bir şeyler yapmaya gayret eden bir kardeş. Taraz’da kurban organizasyonu için kasapları ve kesimde yardımcı olacak ekibi oluşturmuş. Kesilecek kurban hisselerinin bir bölümünü kurbanın ikinci gününe bırakmış ve poşetlenmiş olan etleri tespit edilen ailelere verilmek üzere bizi beklemekte. Taraz’da kesilen kurbanların ve poşetlenmiş etlerin görüntülenmesinden sonra, yine çoğunluğunu gençlerin oluşturduğu cuma namazına gidiyoruz. Bayram namazında olduğu gibi, cuma namazında da kadınlar kendilerine ayrılan bölümde namazı eda ediyorlar.
Cumanın haftalık bayram olduğunu hissediyorsunuz. Namaz sonrası üçer beşer gruplar musafaha edip bayramlaşıyorlar. Bayanlar kendilerine ayrılan bölümde onar yirmişer gruplar oluşturup sohbet eden hoca hanımları dinliyorlar. Genç babalar minik yavrularına caminin ve cemaatin manevi atmosferinden istifade etsinler diye, ellerinden tutmuş bir şeyler anlatıyorlar Sarımollayef Yetimhanesi’nde Türkiye gündemi
Programın uygulanması safhasını istişare ediyoruz. Taraz’da kurban dağıtımında nereden başlayacağımız konusunda kararımız Sarımollayef Yetimhanesi oluyor. Yetimhanenin müdiresi bizi bahçede karşılıyor. "Ayıtlar Mübarek" diyerek bayramımızı kutluyor. Yetimhane konusunda bizleri bilgilendiriyor. Her dinden çocuğun bulunduğu yetimhanede Müslüman çocuklar için özel İslam derslerinin verildiğini anlatıyor.
İmkanların en iyi şekilde değerlendirilerek çocukların hayata hazırlanmasına seviniyoruz. Sportif çalışmalarla ödül alan çocuklarla da tanışıyoruz. Tarihinden koparılmak istemeyen bir nesil için çalışıldığı belli. Kazakistan’ın tarihi şahsiyetlerinin resimleri ile süslü koridorlar ve sınıfların yanında temsili bir otağ kurulmuş. Bize otağ kültüründen bahsediyorlar
Yine çocukların serbest çalışma yaptıkları salonun bir köşesi kültür köşesi olarak ayrılmış. Türk bayrağının, Türkçe kitapların ve dergilerin sergilendiği küçük bir bölüm görüyoruz. Özenle hazırlanan bu bölümde bayrağımıza verdikleri önem dikkatimizi çekiyor. Belki çocuklara ulaştırmak istedikleri mesaj "Türkiye’nin dostluğu ve güvenilirliğidir" diyoruz.
Kendi ülkemizin çocukları ve gençleriyle kıyasladığımızda daha saygılı olmaları ve bunu yapmacıktan öte hayat anlayışı olarak algıladığımız davranışları bizi memnun ediyor.
Arabamızın bagajında bulunan kurban poşetlerinin yüklü bir miktarının yardımcı müdireye teslim ediyoruz. Yetimhane çocuklarının hediyelerini verip yolumuza devam etmek istiyoruz. İşimiz çok! Yolumuz uzun! Süremiz kısa!..
Hedefimiz Amanverdi köyü Amanverdi köyüne gidip ulaştırılması gereken kurban yardımlarını yerine teslim etmeliyiz.
Nurcan kardeşle, Kazakistan ve ümmetin geleceği konusunda sohbetlerimizde kardeşin yalnızlığını ve motivasyon için desteğe ihtiyacı olduğunu hissediyoruz. Samimi bir kardeş... Sanata önem veren bir yapısı var. Ve İslami bazı filmleri Kazak lisanına kazandırmak için çalışmalar yapmış. Teknik imkanlar yetersiz olduğu için çalışmasını bırakmış. Aile çevresi ve diğer yakınları İslami çalışmaları bırakmasından yana. Çocuklarını büyütmesi ve onlara gelecek hazırlaması için baskı yapmaktalar. Yalnız çalıştığı için zaman zaman tesir altında kalmakta, onu motive edecek çözümler bulunmalı.
Amanverdi köyüne geliyoruz. Camide toplanmış gençler, hoca efendi ve köyden bazı insanlarla karşılaşıyoruz. Hoca efendinin gençlere dini ve Kuran’ı öğretme gayretlerinin yanında, ilköğretimde de din dersi verdiğini öğreniyoruz. Hoca efendi genç bir delikanlı. İşini, öğrencilerine arkadaşı gibi davranarak yürütmeye çalışıyor ve gençleri böylelikle yanında tutuyor.
Köyde dağıtmak için hazırlamış olduğumuz poşetlerden ve hediyelerden veriyoruz ve ayrılıyoruz.
5. Gün Çimkent’te maneviyat rüzgarları Çimkent, Taraz ve Almaata’dan farklı bir öneme sahip. Daha sık camilere rastlıyor ve insanların kültürlerine daha çok önem verdiklerini görüyorsunuz.
Sayram kasabasında manevi atmosferin kuşatıcılığı bir başka...
Hoca Ahmet Yesevi hazretlerinin babası İbrahim Efendi’nin kabri şerifleri ilk ziyaret yerimiz. "Beni ziyarete gelecek olanlar önce babam ve annemi ziyaret etsinler." dediğini öğreniyoruz vasiyetinde. Biz de gereğini yapıyoruz.
Tabiin’den bir alperen Yolumuz üzerinde Seyran kasabasının mezarlığı var. Tabiîn’den Abdulaziz Efendi ve torunu Kerem Han’ı ziyaret ediyoruz. Abdulaziz Efendi Orta Asya’ya Mekke’den gelmiş. Birçok özelliği ve güzelliği üzerinde taşıyan mücahit, müderris ve alperenlerden… Şehadetinden sonra torunu Kerem’in rüyasına girer. Orta Asya’nın İslamlaşması için yarım kalan görevini tamamlamasını ister. Kerem Han da aynı mücadeleyi devam ettirir ve şehit olur. Dedesinin yanına defnedilir.
Şehabetin İsvicevi hazretlerinin ziyaretine gidiyoruz. Bu zat Hoca Ahmet Yesevi’nin hocası. 7 yaşına kadar Ahmet Yesevi ile bizzat ilgilenir. Hem kalp alemini, hem de düşünce dağarcığını öyle bir kıvama getirir ki, hayatı bu zemin üzerine kurulan Ahmet, Hoca Ahmet Yesevi olur. Hoca Ahmet Yesevi’nin vasiyeti üzerine annesinin kabrinin ziyaretten sonra, İslam tarihinin yetiştirdiği ünlü müfessir Kadıbeyzavi’yi ziyaret edip Çimkent merkeze dönmekteyiz. Koreli misyonerler
Çimkent, misyonerlerin yoğun ilgisi olan bir yer. Koreli misyonerlerin açtığı Sunbookım Kilisesi her pazar Kazak gençlerinin yoğun akımına uğramakta.
Kilisenin hemen yanında, Çimkentli gençlere yönelik çalışma yapan misyonerlerin açtığı kolej var. Misyonerlik çalışmaları sistematik bir şekilde devam ediyor. İlme beşiklik yapan merkez, Rusların yıkamadığı mekan Kaşgarata Camii
Ziyaretlerimiz en yeni camilerden Vaysınbaba Camii’nde ikindi namazının kılınışı ve Kaşgarata Camii’ni ziyaret ile devam ediyor. Kaşgarata Camii, Çimkent’in en eski camiidir. Ruslar tarafından yıkılamayan ve geçmiş İslam medeniyetinin en güzel kalıntılarından olan tarihi bir mekan... Kazakistan’ın bağımsızlığından sonra Davutoğluşıngız adını almış. Karşılıklı medrese binaları ile tam bir vakıf kültürünü yansıtıyor. Arapların restorasyonunu yaptığı mekandan sonra, Almaatalı bir Kazak işadamının caminin yıkılan bir bölümünü restore ettiğini görüyoruz.
İlim talep etmenin farz olduğuna inanan insanların, kadınlar ve erkekler için ayrı ayrı medreseler yapmaları, maziye götürüyor bizi. Ümmetin bugün de ne kadar çok ihtiyacı var ilmi çalışmalara...
İlmin Orta Asya’dan başlayıp dünyanın dört bir yanına yayılmasının unutulacak bir şey olmadığını anlatıyor Kaşgarata Camii ve külliyesi.
Bir tepe gösteriyorlar bize. Çimkentlilerin unutamayacağı zulümlerin yaşandığı bir tepe... Rusların hapishane olarak kullandığı, idamlara sahne olan, onbinlerce gence mezar ve hala iç karartan bir tepe... Kaşgarata Camii’nden bakınca görebileceğiniz ilk tepe... Kim bilir, belki de her zaman görsünler ve hatırlasınlar diye seçilmiştir. Yolumuz bağımsızlık sonrası yapılan Hattani Mescidi’ne düşüyor. Hattani Mescidi merkez camii ve Çimkent Müftülüğü olarak değerlendiriliyor.
Yarınlar seninle daha güzel olacak Bizi gelecek adına ümitlendiren ve Kazakistan adına çok sevindiren, 2030 Kazak Türk yardımlaşma vakfının kurduğu ilahiyat fakültesini ziyaret ediyoruz.
Çimkent’te mahalli ve özel bir girişim olan Otirar Üniversitesi’ne bağlı ilahiyat fakültesi bir zamanlar 400 öğrenciye eğitim verirken, şimdilerde 250 öğrencisi var. Özel bir statüde olan bu fakülte, Marmara İlahiyat Fakültesi müfredatına yakın bir müfredatla eğitimini sürdürmekte ve kendini geliştirmektedir. Çimkent şehrindeki bu ilahiyat fakültesinin kuruluşunda Türkiye’deki Hüdayi Vakfı’nın büyük katkıları olduğunu öğreniyoruz. Kardeş ülke Kazakistan’a ilahiyat fakültesinin açılmasına vesile olan ve eğitime katkı sağlayan Hüdayi Vakfı’nın, vakıf kültürünü ayakta tutma adına ne büyük bir hizmet ettiğini Kazakistan gezimizde daha iyi anlıyoruz. Bir değil, daha nice ilahiyat fakültesinin açılmasına Kazakistan’ın acil ihtiyacı var.
Nesiller eğitime önem verdikçe muhafaza edilir Akşam namazından sonra Kazak misafirperverliğinin güzel bir örneğini yaşadığımız, yıllarca tarih öğretmenliği yapan bir hanımefendinin yemek davetine katılıyoruz. 70 yaşlarında olan bu hanımefendinin, torunlarını İslam inanç ve örfüyle yetiştirme ve eğitme çabası takdire şayan. Çocukların Arapça, Türkçe ve Rusça ilahiler söylemeleri, kısa parodileri ve misafirlere rahat olmalarını ifade eden davranış ve sözleri bizleri çok mutlu etti.
Kazakistanlı kardeşlerimizin misafirperverliğinden memnuniyetimizi ifade ederek müsaade isteyerek kalacağımız mekana gidiyoruz. Maksat Ali kardeşimizle bir gün sonraki ziyaret planını yapıp istirahate çekiliyoruz.
6. Gün Soğuk bir hava... Kar serpiştiriyor. Türkistan’a gideceğiz. Ahmet Yesevi hazretlerini ziyaret edeceğiz. Zamanın önemi açısından bir taksi tutup yola koyuluyoruz. Öğle vaktinde Türkistan’a ulaşıyoruz. Anadolu’muzun bazı şehirlerini andıran güzel bir yer Türkistan. Kameramanımız Enes Bey, fotoğraf ve kamera çekimi için müsait ortam aramakta. Biz şehrin merkezinde görüntü alırken Maksat Ali Bey’in öğrencisi ve imamlık yapan arkadaşla birlikte üç kişi bize yaklaşıyor ve hoş geldiniz diyerek samimi bir karşılama ile selamlıyorlar. Hoca Ahmet Yesevi hazretlerinin müze ve ziyaret yerlerini gezmemiz için rehberlik yapıyorlar. Ahmet Yesevi hazretlerinin türbesinin bulunduğu kısmın açılması için girişimde bulunuluyor. Türkiye’den gelen bir ekip olduğumuzu ve İHH için çekim yapacağımızı öğrenince türbenin bulunduğu yeri açıyorlar. Ahmet Yesevi Hazretlerinin türbesinde dua edip çekim yapıyoruz.
Kameramanımız Enes kardeşin farklı açılardan görüntü alması uzun süre devam ediyor. Görevlilerden sık sık ikazlar alıyoruz. Enes’in kararlığı ve işini iyi yapmak için gayretli olmasına memnun oluyorum. Bizim için açılan bölümde çekimlerimizi ve ziyaretlerimizi yaptıktan sonra tekrar dönmek üzere İmam Aydın Hocaefendi’nin evine gitmemizin zamanı geliyor. Bayramlaşmalar, tanışmalar ve öğle namazı sonrasında yemek ikramı ve hoca efendinin çalışmaları ile ilgili bilgiler alıyoruz. Bulunduğu yerde eğitim hizmetleri için, elif cüzü ile dini kitap ve kasetlere ihtiyacı olduğunu tespit ediyoruz. Genç yaşında rahatsızlanan ve buna rağmen gençlerle ilgilenmeyi bırakmayan Aydın Hocaefendi’nin camisinde ikindi namazını kılıp tekrar Ahmet Yesevi hazretlerinin müze ve türbesi çevresine gidiyoruz. 16. yüzyıldan kalma Türk hamamı hakkında görevlilerle röportaj yapıp bilgi alıyoruz. Ahmet Yesevi Hazretlerinin çilehanesinde
63 yaşından sonra yeryüzüne çıkmayıp, güneş yüzü görmeden, kalan ömrünü çilehanede geçiren Ahmet Yesevi hazretlerin hayatından alınacak ibretler olduğunu tefekkür etmemek mümkün değil.
Tarih yazan insanlar, hayatı dolu dolu ve anlamlı yaşayan insanlardır. Günümüzde de Hoca Ahmet Yesevi Hazretleri gibi büyüklerin yetişmesi için gayret eden insanların varlığını gördük Kazakistan’da.
Yine soğuk bir havada tarihin sıcak anılarıyla medcezir yaşarken, akşam namazı vakti geliverdi. En yakın camide akşam namazını kılmak için hareket ettik. Tamamen gençlerden oluşan cemaate son anda yetiştiğimizden, cemaate dahil olmamız mümkün olmadı. Hocaefendinin selam vermesinden sonra tevhit zikrini tekrar edip dualar ederlerken, biz yeni bir cemaat oluşturarak namazımızı eda ettik.
Çimkent’e dönmek ve trene yetişmek zorundayız. Kış şartlarında yolculuğun sürpriz zorluklarını da hesaba katarak hareket etmeliyiz ve öyle yapıyoruz. Bizlere Türkistan’da rehberlik yapan Aydın Hoca ve genç arkadaşlara veda ederek tekrar Çimkent’e hareket ediyoruz.
Allah’ın misafirinden Kazakistan misafirlerine dua Maksat Ali, kendine verilen vazifeyi uygulamada çok titiz bir kardeş. Halilullah Madjan kardeşin bir emaneti olarak bizlerle ilgilendi. Halilullah Bey’i çok seviyor. Halilullah Bey’i hiç görmediğimiz halde bizler de çok sevdik. Hacda olduğu için görüşemedik ama bizleri sık sık arayarak hal hatır sorup, bazen Safa ile Merve’den, bazen Hacer’ül Esved ve Makam-ı İbrahim’den, bazen duaların geri çevrilmeyeceği Arafat’ta olduğu dönemde arayıp İHH gönüllülerine, bizlere dualar gönderdi. Kabe’den arayıp misafirliğimizin nasıl geçtiğini sorması büyük incelikti.
Darul Erkam Kuran Kursu Gece de olsa ziyaret etmeden geçemeyeceğimiz bir yer vardı Çimkent’te. Hani denir ya; temelinde ihlas olan çalışmalarda zorluklar kolaylaşır, acılar matem değil, geleceğin muştusudur diye. Köyünden gelip ilim öğrenmek için soğuğu, yokluğu, sıkıntıyı hiçe sayıp Allah’ın yoluna kendini adayan gençlerin, sonunda rütbe ve mal olmayacağını bile bile sıkıntılara katlanmaları, ziyaretimizde duygusal atmosferimizi bir anda yükseltti. Kaldıkları yer 65 kişiyi barındıran bir mekan. Soğuk ve basık bir ortam. Eğer bir ay evvel ziyaretlerine giden bir muhterem olmasaymış, hala incecik şiltelerde yatarak geçirilecek bir kış mevsimi onlar için kaçınılmaz bir son olacakmış. Yoklukla kazanılan bir ilim ve iman, kim bilir ne kadar kutsaldır Rab katında. Onlar yoklukla ilim talebinde olmanın imtihanında iken, varlıkla hayatlarını devam ettirenler, onları görmemenin, duymamanın imtihanındalar.
7. Gün 16 saatlik tren yolculuğundan sonra 24 Aralık 2007 tarihinde saat 15.00’de Almaata’ya geliyoruz. Bizi, Hoca Ahmet Yesevi Vakfı’ndan arkadaşlar tren istasyonunda karşıladılar. Vakfın ofisinde birkaç saatlik serbest zamandan sonra, vakıf mütevelli heyeti ile birlikteyiz.Program sonrası, gece uçakla Kazakistan’dan ayrılacağız. Mütevelli heyetiyle İHH’nın kuruluşu ve faaliyetleri hakkında bilgilendirme mahiyetinde sohbet ediyor ve bir haftalık gezi izlenimlerimizden bahsediyoruz.
Kazakistan diyanetine bağlı imam yetiştiren bir enstitüde görevli olan bir arkadaştan aldığımız bilgilere göre imam yetiştirme enstitüsü, faaliyetlerine 2002 yılında başlamış. Yılda iki grup olarak çalışmakta ve 80 imam mezun etmektedir. Tabi bu durum Kazakistan’da imam ihtiyacını karşılayacak bir durum değildir ve yetersizdir. Buna rağmen Kazakistan’da İslami gelişme adına sevindirici bir başlangıç. Türkiye’deki Haseki Eğitim Merkezi gibi çalışmakta ve geliştirilmeye gayret edilmektedir. İmamların çoğu daha önceden herhangi bir eğitim almış değiller. İmam olmak için herhangi bir resmi belge aranmadığından ezan okuyup namaz kıldırabilen herkes imam olabiliyor. Onun için enstitüde gördükleri dersler ve o derslerin öğretmenleri onlar için bir ilk. Kazakistan Diyanet İşleri Başkan Yardımcısı Muhammed Hüseyin’in idaresinde eğitim veren bu müessese bu güne kadar 400 civarında imama eğitim vermiş. |
|
|