“… Çin’de bile olsa!” cümlesini
tarihimizin ve hayatımızın pek çok yerinde zorluk ve tabii ki ulaşması zor bir uzaklık
ifadesi olarak hatırlarız.
Ne kadar uzak olursa olsun… Hicri birinci asırdan bu yana çok uzak
olmasına rağmen Çin’deki Müslüman camianın 1350 küsür yıldır hiç aksamadan sürmüş Kabe yolculuğu…
İslam, Çin’e nasıl ulaştı?
Mataramda tuzlu
su
West Indies, Kızıl Elma, İtaki, Maçin!
Uzun yola
çıkmaya hüküm giydim.
Beyazların
yöresinde nasibim kalmadı
yerlilerin topraklarına karşı suç işledim
zorbaların arasında tehlikeli bir nifak
uyrukların arasında uygunsuz biriyim
vahşetim
beni baygın meyvaların lezzetinden
kopardı
kendime dünyada bir
acı kök tadı seçtim
yakın yerde soluklanacak gölge bana yok
uzun yola çıkmaya hüküm giydim.’’
….
İsmet Özel
Rivayet olunur ki; hicri birinci asırda ilk İslam komutanlarından Sa’d bin Ebu Vakkas,
Çin’e bir hidayet seferi düzenlemiş ve İslam’ın bu uzak diyarlarda tanınmasını
sağlamıştır. Yine rivayet olunur ki; Sa’d bin Ebu Vakkas Hong Kong yakınlarındaki Kanton liman şehrinde medfundur.
İHH İnsani Yardım Vakfı da Sad bin Ebu Vakkas’ın yolundan devam ederek Çin’e bir kurban ve
hayır seferi düzenledi.
Arife günü sabah namazından iki saat önce Pekin’den yola çıktık. Uçak ve
karayolu seyahatinden sonra ancak ikindi vakti Yuncihan Eyaleti’ne ulaşabildik. Bugün Mekke’de bayramın birinci günü ve buradaki Müslümanlar
da buna tabi. Kurbanlarımızı kesiyoruz…
Yuncihan Eyaleti Çinli Hui Min Müslüman nüfusun %80’leri bulduğu bir bölge…
Yuncihan Eyaleti’nde İslam’a dair izler,
kendini bariz şekilde gösteriyor. Erkekler en yaşlısından üç dört yaşlarındaki
çocuklara kadar bembeyaz takkeleri ile bayramı karşılıyorlar. Dükkanlar, alışveriş merkezleri hepsinin tabelası yeşil.
Yeşil renk, Çin’de ayırıcı bir İslam rengi. Ve tabelaların hemen hepsinin sol
üst köşesinde Arapça Muhammed (sav) yazılı. Bu şu demek, burada bütün
alışveriş ve iş noktaları Muhammedi’dir.
Camiler sıra sıra dizilmişler şehrin bütün
noktalarına. Ve hepsinin ana giriş kapılarında sağlı-sollu olarak kelime-i tevhit
bayrağı çekilmiş göklere. Camiye girişler buradan.
“İnsanların elleri ile karada ve denizde
bozgunculuk çıktı.”
Kurban kesimini Minşo Kasabası’nda Fatma isimli
bir teyzenin bahçesinde yapıyoruz. Kocası uzun zaman önce ölmüş. Mazlum ve boynu bükük Fatma teyze, tıpkı Anadolu’daki gibi misafirperver
bir konak sahibi. Fatma Teyze’nin yedi tane yetimi var. Hepsini azimle
ve ikram etmenin verdiği bereketle büyütmüş. Ve Çin’deki nüfus planlamasına da
uymamış. Diğer Çinli Müslümanların da uymadığı gibi.
Ve İHH’nın Minşo’daki kurban organizatörü 60
yaşlarında yedi yetim büyütmüş bir teyze. Ne mutlu ona!
İkinci kurban kesim bölgemiz dağların arasında bir derede, bölge çöl
olmak üzere. Buraya üç senedir hemen hiç yağmur yağmamış. Biz orada iken kar da
yağmamıştı. Ufak ufak kum tepeleri oluşmaya başlamış.
Tabii denge bozuluyor: “İnsanların elleri ile karada ve denizde bozgunculuk
çıktı.” (Kuran-ı kerim) ayetin
belirttiği gibi, insanoğlu tabii dengeyi korumuyor. Aksine tahrip edip sonunu
hazırlıyor.
Bayramın üçüncü günü yoğun sis ve buzlanmadan dolayı iki üç kere kayıp
yoldan çıkmamıza rağmen
550
km yol kat edip, Pekin Eyaleti’nin Dachang Kasabası’na ulaşmaya çalışıyoruz. Sübhanallah!
Burada, nehirler ve göller donmuş, buzun
üzerinden insanlar ve hayvanlar geçmiş.
Kurban kesim ve dağıtımını Dachang Camii avlusunda yapıyoruz. Çin’de
camiler genellikle geniş arazilere kurulmuş, namaz kılma yeri ön mekanda ve cami çevresi; medrese, yatakhane, misafirhane,
mutfak, abdest ve duş alma mekanları ile çevrilerek sosyal kompleksler şeklinde
konumlandırılmışlar.
Bayramın son günü, Tianjin Eyaleti’ne gidiyoruz. Tianjin bir liman bölgesi, oldukça kalabalık ve yoğun
bir nüfusa sahip.
“Kurban bayramını bizimle birlikte eda etmek üzere Türkiye’den gelen
kardeşlerimiz, hoş geldiniz!” şeklinde yazılmış Çince, Arapça, İngilizce ve Türkçe
karşılama pankartları. Hoş bulduk! Bayramınız mübarek ola.
Elhamdülillah, Müslüman’ız!
Hebei Eyaleti’nin Lang Fang kentinde İHH’nın 2005 yılı kurban seferinde İslam’la
hidayet bulan doksanlık bir aileyi ziyaret ediyoruz. Seviniyorlar. İHH İnsani Yardım
Vakfı’nın Çin partneri Abdullah Orhan, dedeye Adem,
neneye ise Havva ismini veriyor. Hep birlikte bir daha kelime-i şahadet
getiriyoruz.
Etrafımızı gençler sarıyor.
Dedelerinin üzerinde olduğu dini yeniden tanımak için, öncelikle isimlerini
değiştirmek istiyorlar. Bir tanesine, “Yusuf” ismini veriyoruz ve ekliyoruz:
“Ondan daha güzeli yoktu!” “Kız arkadaşım var, peki onun ismi ne olsun?” diye
soruyor Yusuf, “O da Züleyha olsun.”
diyoruz ve hep birlikte kelime-i şahadet getiriyoruz. İki arkadaş daha geliyor.
Kıza, ilk İslam şehidinin adını veriyoruz: “Sümeyye”. Erkek olanına da “Abdurrahman” diyoruz: Allah’ın en çok sevdiği isim. Çince
kelime-i şahadet yazıyorlar defterlerine, kağıtlarına.
“Bunu ne zaman söyleyeceğiz?” diye soruyorlar. “Her gün!” diyoruz ve ayrılıyoruz.
Müslüman mezarlığına gidiyoruz. Orada Kur’an-ı Kerim okuyoruz. Çin’de
Müslümanların dışında kimseye gömülme izni olmadığını öğreniyoruz. Herkes
yakılıyor ve geriye külleri kalıyor. Elhamdülillah, Müslümanız!
Çin’de Müslümanlar
Çin’de yaşayan Müslüman nüfus hakkındaki bilgilere gelince, hükümetin
nüfusla ilgili ayrıntıları gizli tutması sebebi ile bilgiler çelişkili. Çin’de 10
Müslüman halk var. Ayrıca dağınık yaşayan Müslüman birey ve sülaleler de mevcut.
1936 yılındaki nüfus sayımında Müslümanların sayısı toplam Çinlilerin
%10,50’sini teşkil etmişti. Bu sayımlarda etnik topluluklar sayılmış, dağınık
yaşayan Müslümanlar buna dahil edilmemiş. Çin hükümeti
inanç hürriyetini bahane ederek kişilerin dini inançlarını tek tek kayıtlara geçmemiş olup, bu rakamlar bilinen 10
Müslüman halka ait istatistiki bilgilerdir.
Müslümanların Çinlilere göre daha yüksek doğum oranına sahip olduğu
bilinen bir durumdur. Bu durumu karşılaştığımız Çinli Müslümanlara sorduk. Genellikle
iki ila dört çocukları olduğunu söylüyorlardı. Ayrıca, istisna mı bilmiyoruz, Minşo kentinde bizim konak sahibimiz Fatma teyzenin ise
yedi çocuğu vardı.
Bütün bunları göz önüne alırsak Çin’de, Müslüman nüfusun 200 ila 250
milyon üzerinde olduğu kanısına varıyoruz.
Çin’deki Müslümanların, Tacikler hariç tamamına yakını Sünni olup, Hanefi
mezhebine mensuplar. Ve Müslümanlar arasındaki dini bağlılık, etnik
farklılıklardan daha önemlidir. Hicri birinci
asırda, rivayete göre, Sad bin Ebu Vakkas’la başlayan İslam yolculuğu ile Çin, varlığını
bugün en yoğun Müslüman nüfusa sahip ülke olarak devam ettirmektedir.
Çuvaşistan Foto Galerisi
|