Açe, Darusselam'da selam dolu bir bayram PDF Yazdır E-posta
Yazar Ayşe Olgun   
Açe, Darusselamda selam dolu bir bayram "Salamat Hari Raya Aid Al Edha" diyerek öpüyoruz yetim çocukların yanaklarından, sadece üç yıl önce çoğunun anne babası ile aile ortamında bir bayram yaşadıklarını tahayyül ederek.

Bu yıl Kurban Bayramı’mızı ülkemizden oldukça uzak bir coğrafyada, dev dalgaların istila ettiği, yüz binlerce kişinin hayatından olup, 35 bin çocuğun yetim kaldığı Açe’de, yetimlerle idrak etmenin hazzını ve mutluluğunu yaşadık. 5 kişilik bir ekiple tatlı bir heyecan ile yüklendik emanetlerimizi ve Güneydoğu Asya’ya, yeşilin bin bir tonuyla bezenmiş, tropikal iklimin yaşandığı İslam coğrafyasına, dünyada Müslüman nüfusunun en yoğun olduğu ülke olarak bilinen 17.508 adadan oluşan Endonezya’ya doğru yola koyulduk.

İlk durağımız Malezya
Uzun bir yolculuğun ardından, ilk durağımız, geçtiğimiz yıl medyada genişçe yer tutan ve Türk halkı olarak zihinlerimizi oldukça meşgul eden Malezya oldu. Havaalanından çıktığımızda, vakit gece yarısıydı. Öğrencilik yıllarımın burada geçmesi hasebiyle, simsiyah gecede göremediğim halde belleğimde canlılığını muhafaza eden balta girmemiş gür palmiye ormanlarının arasından sıyrılarak, şehre doğru süzüldü minibüsümüz. Başkent Kuala Lumpur’un merkezine yöneldiğimizde renk cümbüşü ışıklarla örülü geniş caddeler, gökdelenler ve ikiz kuleler modern bir şehir görüntüsü veriyordu.
Üç farklı millete ev sahipliği yapan Malezya, farklı din, dil ve kültüre haiz halkların birbirlerine saygı ve tahammül noktasında hassas davrandığı nadir ülkelerden biri. Ülkenin %55’ini Müslüman Malaylar,  %33’ünü Budist Çinliler, %10’unu Hindu dinine mensup Hintliler oluşturuyor.

Malezya Uluslararası İslam Üniversitesi’ni ziyaret ederek, buradaki Türk öğrencilerle hasbihal etme fırsatı bulduk. İslam Üniversitesi’nin içeriği alabildiğine geniş dört katlı kütüphanesini ziyaret ettik. 99 farklı kültür ve coğrafyadan öğrenciyi barındıran Uluslararası İslam Üniversitesi’nde, İslami bilimlerin yanında fenni bilimler de okutuluyor ve öğrencilerin bilgi ve fikir zenginliklerini besleyen birçok sosyal aktivite bulunuyor. Üniversitede eğitim gören Türk öğrenci grubunun düzenlediği bir toplantıya katıldık. Toplantıda gezimiz boyunca İslami mevzulardaki birikimi ve tecrübesinden bolca istifade etme imkanı bulduğumuz Ramazan Kayan hocamızın sohbetini dinledik ve öğrencilerle sohbet ettik. Malezya’daki son gecemizde, “Global Peace” adlı yardım kuruluşundan ve Malezya’da önemli hareketlerden biri olan ABIM’in (Malaysian Islamic Youth Movement/Malezya İslami Gençlik Hareketi) eski başkanı Ahmet Azzam Abdurrahman Bey’in akşam yemeğine iştirak ettik.     

Arefe günü Cakarta’dayız
Arefe günü Malezya’dan, Endonezya’nın başkenti Cakarta’ya hareket ettik. Şehre girdiğimizde, Endonezya camilerinden yükselen tekbirlerin Arafat’ta vakfe yapan hacıların tekbirlerine karıştığını hissettik. Fakat bununla birlikte ülkenin, dünyanın en yoğun Müslüman nüfusuna sahip olmasına rağmen, turistleri memnun etmek adına Noel’i karşılama açısından Batı’dan farkı olmaması da bizleri şaşırtmadı değil.

Modern ve gelenekselin iç içe geçtiği karma bir kültüre sahip Cakarta’da, ilk bakışta iki problem dikkati çekiyor. Birincisi, en ufak mesafeyi bile dakikalar boyunca trafikte tutsak geçirmeye sebep olan insan seli. İkincisi ise, yoğun yağışlar sebebiyle şehri felce uğratan sel felaketleri.

Cadde ve sokaklarda bajaj dedikleri, taksi olarak kullanılan çizgi filmlerdeki araba figürlerine benzer kaplumbağa tipli araçlar, bayanlar tarafından da yaygın olarak kullanılan çok sayıda motosikletler ve içi tıka basa dolu, yolcuları açık kapısından dışarı taşan otobüslerle akıp gidiyor trafik.

Cakarta’da partner kuruluşumuz PKPU ailesi ile bir akşam yemeğine katılıyor, ülkede birlikte yürütülen ileriye dönük projelerin, kanayan yaralara merhem olması dileklerinde bulunuyoruz.
Endonezya’nın kültürel dokusunu ve ülkedeki mimari yapıyı anlamak adına Miniatürk’ü hatırlatan fakat Endonezya’da bulunan tüm evlerin gerçek boyutlardaki örneklerinin inşa edildiği Mini Endonezya’yı geziyoruz. Güney Doğu Asya’nın kendine özgün mimari yapısıyla inşa edilmiş renkli evler, bizlere Endonezya günlük yaşamı konusunda ipuçları veriyor.
Mini Endonezya’yı gördükten sonra, Endonezya’nın en büyük camisi ve özgürlüğünün simgesi İstiklal Camisi’nde bir ikindi namazı kılıyoruz.

ImageAçe Darusselam’a geçiş
Bayram sabahı, İHH’nın  desteğiyle faaliyete geçen İstanbul Yetim Kompleksi’nin bulunduğu Açe’ye geçiyoruz. Açe, Endonezya’ya bağlı Sumatra adasının kuzeyinde yer alan nüfusu 5 milyon olan bir bölge. Stratejik konumu ve yeraltı kaynakları açısından oldukça önemli olan, önce Portekiz sonrasında ise Hollanda gibi dış güçlerin hakimiyeti altına giren ve yıllarca sömürülen Açe’nin, sömürgeci devletlerin etkisi altında kalan Endonezya’ya karşı özgürlük direnişi tsunami ile birlikte sona eriyor.




Ve yetimlerimizle buluşuyoruz
ImageAçe’de hava alanına iner inmez, büyük değişimin farkına varmanız için çok da dikkatli olmanız gerekmiyor. Mütevazi mi mütevazi, benzerini daha önce görmediğimiz ufacık bir havaalanına iniyoruz. Güzel bir sürprizle karşılaşıyoruz. İHH’nın Uluslararası Çocuk Buluşmaları’na katılmak üzere Türkiye’ye gelen yetimlerimizden Vahida, Vildan, Yuni Sara, Yuni Ramayanti ve Devi’yi görüyoruz havaalanında. Büyük bir coşku ile birbirimize sarılıp, heyecanla görmeyi arzuladığımız yetimhanede bayramlaşmak üzere bizi bekleyen yetimlerimize doğru yola koyuluyoruz. Kızlar, yolda Türkiye’de ezberledikleri ilahileri söylüyorlar.

Bu Kurban ailemizleyiz
Havaalanından yetimhaneye giderken iki tarafında derme çatma yöresel evlerin bulunduğu yolları, masmavi bulutların rengini yansıttığı etrafı palmiyelerle örülü su dolu pirinç tarlaları izliyor, dar bir yoldan geçerek, kapısında İstanbul Yetimhanesi yazan mavi çatılı 9 bloktan oluşan büyük yetimhanenin kapısından içeri doğru ilerliyoruz. Araçtan indiğimizde, etrafımızı, İHH formlarındaki resimlerinden aşina olduğumuz, siyah beyaz başörtüleri ve kıyafetleriyle aynı bayramlıklara bürünmüş 100 yetim sarıyor. Her birine ayrı ayrı sarılıp bayramlarını tebrik ediyoruz.

Image"Salamat Hari Raya Aid Al Edha" diyerek öpüyoruz yanaklarından, sadece üç yıl önce çoğunun anne babası ile aile ortamında bir bayram yaşadıklarını tahayyül ederek. Hüzünleniyoruz bir an ama yetimhanenin bahçesi o kadar hareketli, o kadar cıvıl cıvıl ki, kurban bayramını asrın en büyük doğal afetinde hayatlarını yitiren Açeli kardeşlerimizin fıtratı şen emanetleriyle idrak ediyor olmanın memnuniyeti sarıyor içimizi ve sıyrılıyoruz hüznümüzden.
Hep birlikte kahvaltı yapmak üzere yetimhanenin yemekhanesine gidiyoruz. Güney Asya ülkelerinde, bayramlarda, hindistan cevizi suyu ile pişirilerek yaprakların içerisinde ikram edilen pirinç lapasının yapraksız hali var kahvaltıda. Hep birlikte kahvaltı yaptıktan sonra bölgedeki partner kuruluşumuz PKPU’nun dış ilişkiler bölümünden Linda Hanım ile birlikte kurban dağıtım noktalarına gitmek üzere yola çıkıyoruz.

Tsunami’nin derin izleri hala silinebilmiş değil
Kurban kesiminin ve dağıtımının yapılacağı, tsunamiyle civarındaki tüm evlerin enkaza döndüğü ve hayalet bir siluete bürünen bölgenin ayakta kalan tek yapısı Uleli Mescidi’ne doğru yol alırken, içimizi burkan ve bizi üç yıl öncesine götüren bir manzarayla karşılaşıyoruz. Rehberimiz Murat Bey, büyük bir kalabalığın bulunduğu geniş araziyi göstererek, buranın tsunamide yaşamlarını yitiren Açelilerin toplu mezarları olduğunu söylüyor. Burada Açeliler bayramın ilk gününde erken saatlerde yitirdikleri yakınlarının mezarlarını ziyaret ederek dualar ediyorlar.

Uleli Cami ile aynı kadere sahip olmak.
ImageUleli Camii’ne vardığımızda, kurban kesiminin devam ettiğini görüyoruz. Caminin bahçesinde, Açelilerle bayramlaşarak camiye giriyoruz. Bizi tsunamide tüm yakınlarını kaybeden ama kendisi mucizevi bir şekilde kurtulan cami imamı karşılıyor.
Onun kaderi de imamı olduğu camiden farklı değil. Tsunaminin civar bölgelere yürüdüğünü öğrendiklerinde eşi, iki kızı, damatları ve torunları ile Uleli camisine koşuyorlar. İmam bölgeyi kontrol etmek için yüksek bir ağacın tepesine çıktığı anda dev dalgalar Uleli camisine sığınanları da olmak üzere bölgedeki tüm insanları yutarak cami haricindeki tüm yapıları viran ediyor. Tüm yakınlarını kaybeden imam, çok sıkıntılı günler yaşadığını ifade ediyor ama şükrediyor, ‘Benden daha kötü elemler yaşayanlar var. Allah bana kaybettiklerime hayır dualarda bulunmak için mühlet verdi.’ diyor. Onda sabrın, metanetin ve adanmışlığın, kadere olan teslimiyetin yüceliğini görüyoruz.
Uleli Camisi’nde kurban dağıtımı devam ederken ekibimizle birlikte dağıtımın ikinci durağına, partner kuruluşumuzun himayesi altında olan 10 erkek yetimin kaldığı ‘Biru Rumah'a yani "Mavi Ev"e gidiyor oradaki dağıtımın ardından İstanbul yetimhanesine dönüyoruz.

Yetimhanede gün seher vaktiyle başlıyor
Kurban bayramının ikinci gününde, güneşin henüz doğmadığı ve yaşıtlarının uykularının en koyu deminde olduğu saatlerde, çocukların cıvıl cıvıl şen şakrak sesleriyle güne başladık. Hazırlanıp dışarı çıktığımızda, yetimhaneyi kuşatan palmiye ağaçlarının üzerindeki ayın loş ışığının mescide uzanan yolda, bembeyaz kıyafetleri ile melekleri andıran çocukların üzerine yansıması görülmeye değerdi. Hep birlikte sabah namazını eda ettikten sonra yetimhane sorumlusu Fehmi Bey’in samimi bir diyalog havasında gerçekleştirdiği sohbetin ardından çocuklar dinlenmek üzere yatakhanelerine döndüler.
İstanbul Yetimhanesi’nde yetimlerin eğitimi itina ile gerçekleştiriliyor. Yetimhane sorumlusu Fehmi Bey’in koordinesiyle, çocuklar okuldaki derslerine ilaveten dini dersler ile besleniyor, spor aktiviteleri, yarışmalar ve gezi programlarının da bulunduğu eğlenceli ve verimli programlarla zaman geçiriyorlar. Yetimhanede, onların her türlü problemiyle ilgilenen 3 üniversite öğrencisi belletmenleri var.  İstanbul yetimhanesi, çocukların günlük ihtiyaçlarına cevap verme, onların zihinsel ve sosyal gelişimlerini tamamlayarak bulundukları topluma hizmet etmelerini sağlama misyonu ile eğitim veriyor.

ImageKurbanı yetimlerle paylaşıyoruz
Bayramın ikinci gününde, kahvaltının ardından yetimhanede 3 büyükbaş kurban kesildi ve büyük bir kısmı yetimlere ayrıldıktan sonra yetimhane civarındaki fakir ailelere dağıtıldı. Dağıtım gerçekleştikten sonra, yetimhanedeki çocukların her türlü meseleleriyle ilgilenen ve onlara bir nevi annelik yapan, İngilizce öğretmenliğinde okuyan Miftah, Psikoloji öğrencisi Eva ve Linda ile birlikte Açe Belediye Başkanı Mawardi Nureddin’in evine gittik. Güney Asya’da, bayramlarda ‘Open House’ diye adlandırılan, bölge halkının evlerini tüm eş ve dosta açarak gün boyunca misafir ağırladıkları bir gelenek vardır. Açe’de de belediye başkanının evi, bölge halkı ve onlara hizmet eden başkanın akrabaları ile doluydu. Belediye başkanı ile bayramlaşarak bölgeye olan ziyaretimizin sebebini bildirdik. Başkan da bize ziyaretimizden dolayı duyduğu memnuniyeti bildirdi ve çalışmalarımız için başarı temennisinde bulundu.

Beyturrahman Camii’nde cuma namazı
Kurban Bayramı’nın ikinci günü, Açe’de Beyturrahman Camii’nde çifte bayram yaşıyoruz. Rengarenk geleneksel kıyafetleri içerisindeki Açe halkıyla birlikte cuma namazını eda ediyoruz. Hollandalıların yıktığı, 1875’te tekrar inşa edilen caminin sahilden yaklaşık 4 km uzaklıkta olmasına rağmen avlusunun sular içinde kaldığını öğreniyoruz rehberimiz Murat Bey’den.

Minik minik adımlar atar iken sen

Bayramın ikinci gününün akşamında, çocukların oyun oynadığı, günün önemine binaen balonlarla süslenmiş sahada yemekhanenin önüne uzun bir mangal kuruldu. Hızları ve organize olmaları açısından karıncaları andıran yetimlerimizle bir taraftan mangalımızla meşgul olurken, öte yandan da yetimlerimizin bizlere hazırlamış oldukları şarkı ve skeçleri izledik. Türkçe şarkıları o kadar tatlı söylüyorlardı ki, keşke şimdi onları bu güzel bayram gününde izleyen ve onları, minik adımlarına sevgi ve merhamet tohumları ekerek büyüten, anne ve babaları da olsaydı burada diye geçirdim içimden aşağıdaki dizeler yankılanırken yetimhanede.

‘Minik minik adımlar atar iken ben Bir elimden annem tuttu bir elimden babam’

Programda Murat Bey’in samimi ve esprili konuşmasıyla coşan yetimler, Ramazan Kayan hocamızın onları, hayata motive eden dokunaklı konuşmasıyla anlamlı dakikalar yaşadılar. Program sonunda çocuklara hediyelerimizi sunarak güzel ve anlamlı programlarından dolayı onlara teşekkür ediyoruz.

Yetimlerle paylaştığımız güzel anlar
Yetimhanede bulunduğumuz akşamlar, çocukların odalarını gezerek onların hayat hikayelerini dinliyor, onlarla vakit geçiriyoruz. Bu sohbetlerden birinde, geçen yıl çocuk buluşmasına gelen yetimlerimizden Havra’nın tsunami sonrası kaybolan ve ölmüş olduğunu düşündüğü babasının Ramazan Bayramı’nda birden çıkageldiğini öğreniyoruz. Havra babasına kavuşmasının mutluluğunu yaşıyor.

Yetimlerle sahilde muhabbet ederek gerçekleştirdiğimiz piknik ise unutamayacağımız bir anı olarak kazınıyor belleklerimize. Hepsi ellerindeki dondurmayı şeker ve meyveleri bize vermek istiyor. Sahilde çektiğimiz fotoğraflara baktığımızda, ikili bir fotoğraf bulmamız mümkün değil. Tek ya da iki kişiyi çekmek üzere doğrulttuğunuz objektife tüm yetimler dahil oluyor.


Bölgedeki sivil toplum kuruluşları
Yetimhane sorumlusu Fehmi Bey’in eşi Dedeh Hanım’dan da öğrendiğimiz üzere, tsunami sonrasında Türkiye’den ve dünyadan çeşitli sivil toplum örgütlerinin kurdukları çok sayıda yetimhane var.
35 bin çocuğu yetim bırakan tsunaminin bölgeyi enkaza çevirdiği dönemde, Endonezya hükümetinden yeterli yardımları alamayan Açe'nin içinde bulunduğu kaos ve karışıklıktan istifade eden, kiliselerle işbirliği içerisindeki misyoner kuruluşlar, yüzlerce çocuğu kendi ülkelerine götürmüş ve kendi misyonları doğrultusunda Hristiyan öğretmen ve bakıcıların himayesine bırakmışlar. Kısa süre içerisinde tehlikeyi fark eden Endonezya hükümeti, evlatlık sistemini bir süreliğine rafa kaldırarak çocukların ülke dışına çıkarılmasını yasaklamış. Bununla birlikte, şu anda ülke içerisinde kiliseye bağlı yetimhanelerde hayatını devam ettiren birçok çocuk bulunuyor.
İnancın, hayat görüşünün, karakter yapısı ve davranışların küçük yaşlarda model alınarak büyük oranda ebeveyn tarafından şekillendirildiğini düşündüğümüzde, ailelerini yitiren, çaresiz, masum çocukların hayatları ve güvenliklerinin büyük bir risk altına girdiğini görüyoruz. Bu anlamda İstanbul Yetimhanesi’nde kalan yetimlerimizin, eğitimli ve müşfik öğretmenlere ve bir yetimhane sorumlusuna teslim edilmiş olması bizleri rahatlatıyor.

Veda, Anların en Külfetlisi
Başkent Cakarta’ya geçeceğimiz gün, Dedeh Hanım çocukların bizlere veda programı hazırladığını söylüyor. Vedalaşmak için toplantı salonuna geçtiğimizde, çocukların hepsini sessiz bir şekilde oturmuş, bizi bekler halde buluyoruz. Orada bizlere unutulmaz dakikalar yaşatan yetimlerimize teşekkür ediyoruz ve tekrar görüşebilme duygu ve temennileri içinde veda şarkılarını dinliyoruz. Şarkılar o kadar güzel ki! Hiç bitmesin istiyoruz ve öğretmenleri Dedeh Hanım’ın isteği üzerine ikinci kez dinlerken, herkesin sessizce gözyaşı döktüğünü görüyorum. Teker teker sarılıyoruz her birine hasretle. Elimize, renkli boyalarla özene bezene hazırladıkları ve Türkiye’de okumamızı istedikleri, son cümleleri "I love you forever/Sizi sonsuza dek seveceğiz" yazılı mektuplarını veriyorlar. Bir yanları boş, bir yanları eksik, küçük yaşta dramların en ağırına maruz kalan, yaşları küçük ama hayat tecrübeleri büyük yetimlerimizden ayrılmak o kadar zor ki! Havaalanında ziyaretimiz boyunca, bizleri en güzel şekilde ağırlayan Dedeh Hanım, Fehmi Bey, Eva ve Miftah’la görüşüp yetimlere el sallayarak kurbanımızı paylaşmanın ve emanetimizi yerine teslim etmenin kıvancı ve ayrılığın verdiği hüzünle sona eriyor Açe’deki programımız. Açe "Kurban yoksula derman, yeryüzüne bayram olsun" sloganıyla 112 farklı bölgeye taşınan kardeşlik mesajlarının, dostluğun ve paylaşımın güzel adreslerinden biri olarak kalıyor belleklerimizde. 

 
< Önceki   Sonraki >
Kurban hatıraları
Kurban kataloğu