|
Kosova:"Siz bizim her şeyimizsiniz!" |
|
|
|
|
Yazar Asım Gültekin
|
Prizren’de dinamik, capcanlı AKEA’lı arkadaşlardan şehirle ilgili bilgileri akşamleyin almıştık. Akşam dediğim gece geç vakte kadar uzayan bir akşam. Uzun uzun sohbet ettik. Sabah namazına her şeye rağmen biraz erken kalktım. Baktım, Sinan Paşa Camii güzel güzel bize bakıyor. Dedim, namaz için camiye gitmek iyi olur. Kapıyı açtığımızda tam da farza durmak üzere altı başın bize doğru, arkaya çevrildiğini gördük. Sessiz ve hızlıca safta yerimizi aldık.
Namazdan sonra musafahalaştık, tanıştık. Altı yaşlı insan. Müzik
profesörü Abdurrezzak Bey, Şükrü Bey, Bekir Bey, Salih Bey, Başkim Bey
ve Rahmi Bey. Evleri uzaktaymış ama arabayla her sabah Sinan Paşa
Camii’ne geliyorlarmış mutlaka. Bu altı arkadaş, altı Osmanlı insanı
dört yıldır her sabah Sinan Paşa Camii’nde kılıyorlarmış sabah
namazını. Dört tarafı camilerle çevrili bir memlekette yaşayan biri
olarak bir mahcubiyet hissettim açıkçası. Kosova bana Osmanlı’nın
yıkıldığına dair tüm bilgilerden şüphelenmem gerektiğini öğretti.
Gündüz Kurban paylarının verileceği listeye baktım, birçoğu yetim!
Mahzun memleket Kosova… İnsanlara bir poşet et, çocuklara iki tane
sakız verirken nasıl da karmaşık bir hale bürünüveriyorduk. Onların
gözlerinde hüzün, çocukların gözlerinde sevinç, bizim gözlerimizde ise
daha fazlasını yapamamanın hüznü. Daracık barakalarda, soğukta yaşayan
onlarca aile gördüm Prizren’de. Elektriği olmayan evler. Karanlıkta
yaşayan insanlar. Prizren’e ilk indiğimizde Türk televizyonlarını
izlediğini söyleyen bir hanımefendi: “Hoş geldiniz, Allah razı olsun,
siz bizim her şeyimizsiniz.” dedi. Meğer sırtımızdaki yelekten İHH
yazısını okumuş.
İHH ekibi olarak Kosova’da hiç yabancılık çekmedik. Kendilerine
“Burada yabancılık çekmedik.” dediğimizde, kimileri: “Burası sizin
çünkü. İnsan evinde yabancılık çekmez.” dediler.
|