|
Tarih 29 Aralığı gösteriyor; Sancak yolculuğumuz başladı. İçimde tarif
edemeyeceğim bir heyecan var. Tarih 29 Aralığı gösterse de benim Sancak’a
yolculuğum İHH adına kurban görevlisi olup olamayacağım sorulduğunda başlamıştı
aslında. Telefonla gelen bu soru beni ziyadesiyle heyecanlandırmış ve de
onurlandırmıştı. Düşünmeden kabul ettim gelen teklifi ve şimdi uçaktayım. Kısa
diyebileceğim bir yolculuktan sonra uçağımız Priştina’ya indi, Kosova’dayız.
İşlemlerimiz yapılıyor. Kosova polisi bizi ayrı bir işleme tabi tutsa da
sorunsuz bir şekilde geçiyoruz. Dışarı çıktığımızda benim ve Murat’ın isminin
yazılı olduğu kağıtla bizi bekleyen birisi olduğunu fark ediyoruz. Hemen yanına
yaklaşıyor, selamlaşıyor, kendimizi tanıtıyoruz.
Sanki daha önceden
tanışıyormuşçasına sarılıyoruz birbirimize. İsminin Seat olduğunu öğrendiğimiz
ağabeyimizle, Priştina’dan ayrılmak üzere yola koyuluyoruz. Kendisinin doğru
bir tercih olduğunu sonraki saatlerde aynel yakin bir şekilde anlıyoruz. 15 dakikalık
bir araba yolculuğundan sonra, vaktin çıkmasına yakın bir zaman diliminde ikindi
namazımızı eda ediyoruz. Vakit girmeye yakın, yolumuz da uzun diye ezanı
bekleyerek, akşam namazımızı da bu camide, cami cemaati ile birlikte kılıyoruz.
Ezan da, namaz da bize burada ayrı bir haz veriyor. Cami cemaatinin çoğunluğunu
burada da Türkiye’de olduğu gibi yaşlılar oluştursa da, arada gençlerin de
olması bizi sevindiriyor. Hatta bazı gençler ezanın okunmasıyla birlikte oruçlarını
cami içersinde açıyorlar. Namazdan hemen sonra hızlı bir şekilde yolumuza
koyuluyoruz.
Gittiğimiz güzergahta yol boyunca arazinin bomboş ve düz olması
dikkatimizi çekiyor. Ağaç da göremiyoruz. Geçtiğimiz yerleşim yerleri genelde
köy ve kasaba arasında bir büyüklüğe sahip. Kosova’da en çok dikkatimizi çeken
UN “United Nation”, Birleşmiş Milletler’e ait araçlar. Geçtiğimiz her bölgede,
yol boyunca ve her kontrol noktasında onları görüyoruz. Priştina, Novi Pazar
arası
150 km
ve yaklaşık iki saatlik bir yol. Ama biz maalesef bu kadar kısa bir yolu kat
edebilmek için yaklaşık
500
km ve tamı tamına sekiz saat yol aldık. Tabi bunun
sebebini daha sonra anladık. Uçaktan indiğimiz şehir Priştina. Kosova’ya bağlı,
pasaportumuzda Sırbistan vizesi olmasına rağmen Priştina’dan Novi Pazar’a geçemeyeceğimizi
öğrendik. Sırbistan Kosova’yı tanımadığı için Makedonya’ya girmeli ve oradan
Sırbistan’a geçmeliydik. Biz de öyle yaptık. Ne kadar kontrol noktasından
geçtik hatırlamıyorum. Yine rutin olduğunu zannettiğimiz bir kontrol noktasında
kenara çekmemizi ve eşyaları içeri taşımamızı istedi Sırp polisi. Dedikleri
gibi yaptık. Eşyalarla birlikte beni de yalnız odaya soktular. Polis, önce
üzerimdekileri boşaltmamı istedi, beni aradıktan sonra valizleri aramaya
koyuldu. İHH’nın dokümanlarının bulunduğu valizden İHH’nın Sancak yazılı
afişine, Türk bayrağına ve benim çantamdaki bize verilen belgelerin bulunduğu dosyada
Sancak bölgesine ait olan haritaya takıldı. Bir STK’ya bağlı bir kuruluşta
çalıştığımızı ve bölgeye yardıma gittiğimizi söyledim. Üstünü çağırarak afişi, Türk
bayrağını ve haritayı ona gösterdi. Ben de yardım kuruluşu olduğumuzu
tekrarlayarak, haritanın internetten alındığını ve bu haritada bölgeye ait
tarihsel bilginin verildiğini söyledim. Amir bana haritayı göstererek burası “Sancak”
değil “Sırbistan” demek istercesine haritanın üzerinde Novi Pazar’ı göstererek “Sırbia,
Sırbia” diyerek söylendi. Ben de; “Evet burası Sırbistan, burası Karadağ”
diyerek Sancak’ın dışını gösterdim. O Sancak’ı göstererek “Sırbia!” diye tekrar
haykırdı. Bizi yarım saat gibi bir süre orada beklettikten sonra
pasaportlarımızı ve eşyalarımızı geri vererek geçmemize izin verdiler.
Sırbistan, Kosova yolculuğumuza tekrar kaldığımız yerden böylece devam ettik.
Bir ara yolda uyumuşum, Seat ağabey beni uyandırdığında beş saatlik bir
karayolu yolculuğundan sonra tekrar başladığımız yerde, Priştina’daydık. Hava
karardı artık yollar seçilmiyor. Arada bir Seat ağabey ile muhabbet ediyoruz.
Sancak bölgesine geldiğimizi yerkürenin değişiminden anlıyoruz. Burası
Priştina’ya göre dağlık bir bölge. Gece 24.00 gibi yolculuğumuz bitiyor.
Sonunda Novi Pazar’dayız. Kalacağımız yere geçmeden önce karnımızı doyurmak
üzere Novi Pazar’ın merkezinde bir kebapçıya gidiyoruz. Onlar kebap diyor ama
Sultanahmet köftesini andıran bir tadı ve görüntüsü var kebaplarının. Hamdolsun
karnımızı da doyurduk ve kalacağımız mekana geçtik. Saatlerimizi sabah namazına
kurup, yatsı namazımızı da kılıp dinlenmeye çekildik. Yarın Bayram…
Bayramda, Bosnalı kardeşlerimizle…
Ezan okunuyor… Saat çalmadan ezanı duymanın güzelliğini yaşıyorum. Sabah
namazımızı otelde kıldık ve bayramlıklarımızı giyip camiye gitmek üzere otelden
ayrıldık. Namaza, otelden hemen
50
m ilerde küçük ve şirin bir camiye gittik. Caminin
girişinde öyle Türkiye’de olduğu gibi dilenciler karşılamadı bizi. Sadece bir
yaşlı nine kapının kenarına oturmuş yardım bekliyordu. Namaz 07:51’deydi ve biz
07:00’de camideydik. Anlamasak da 50 dakika boyunca vaazı dinledik. Tabi arada
bir gelenleri ve oturanları süzdük. İnsanlara bakarken gözüme bir genç ilişti.
Murat’ın hemen yanında oturan genci, gece kebapçıda görmüştüm. İri yarı olması
ve saçının kazınmış olması tanımamı kolaylaştırdı. Fakat bu sefer bir farkı
vardı: Gece kebapçıda kulaklarında iki kocaman küpe olan genç, camiye gelirken
küpelerini çıkarmıştı. Namazda gençlerin sayısı cemaatin yarısına tekabül
ediyordu belki. Bu durum şükretmemizi sağladı. Caminin küçük olması nedeniyle namazda
birbirimizin sırtlarına secde ettik. Novi Pazarlılar sıcak insanlar. Bizim
kaybettiğimiz veya kaybetmeye yüz tutan değerlerimiz burada aynı sıcaklığı ile
halen yaşamaya devam ediyor. Namaz bitiminde hemen otele döndük çünkü geceden
Avdiya ile sözleşmiştik.
Avdiya, Sancak’ta irtibata geçeceğimiz kurban organizasyonunu sağlayacak
olan kişiydi. Otel’e döndüğümüzde Avdiya’yı bizi beklerken bulduk. Avdiya ile
bayramlaştık, bayram boyunca bize neler yapacağımızı, nasıl bir plan yaptığını
anlattı ve daha önceden alınan kurbanlık koyunları Novi Pazar’a getirmek ve
ailesi ile bayramlaşmak üzere yanımızdan ayrıldı. Biz de kahvaltımızı yaptıktan
hemen sonra dinlenmek üzere odamıza çekildik. Biraz dinlendikten sonra, şehri
gezmek üzere otelden ayrıldık.
Şehir, İstanbul gibi bir yerden kalkıp gelenler için tabi ki çok küçüktü.
Bazı yerleri bana köyümü hatırlattı. Burada evler en fazla iki veya üç katlı. Doğu
Bloğu ülkelerini andıran apartmanlar da yok değil. Bayram günlerinde gezmemize
rağmen kurban kesen kimseye rastlamadık. Herkes kapalı kapılar arkasında
kesiyor kurbanını. Gezerken daha sonra Osmanlı’dan kalma olduğunu öğrendiğimiz
bir camiye girdik. Caminin girişinde bir kamyon derileri topluyordu. Deriler
burada Meşihat (Diyanet) tarafından toplanıyor ve herkes derilerini Meşihat’ın
araçlarının bulunduğu yerlere getiriyor. Biz Murat’la öğle namazını burada
kılalım mı kılmayalım mı derken, ezan okunmaya başladı. Biz de camiye geçtik.
Camide öğle namazımızı kıldık. Burada herkes her namazdan sonra bayramlaşıyor,
bizle de bayramlaştılar. Türk olduğumuzu söylediğimizde yaşlı bir amca bizle
Türkçe konuşmaya başladı. Prizrenli olduğunu, orada çok Türk olduğunu ve Türkçe
konuşulduğunu söyledi. Cami avlusunda kendisiyle sohbet ettik ve hatıra olsun
diye birer fotoğraf çektirdik. Camiden evinin bulunduğu yolun ayrımına kadar
beraber yol aldık amcayla. Bize düzenden, kötülükten ve ahlaksızlıktan yakındı.
Zamanın çok kötüye gittiğini söyledi. Yol ayrımına geldiğimizde tekrar
sarılarak bayramlaştık ve ayrıldık. Camide ve yolda gördüğümüz bütün çocuklara
bayram şekeri ve İHH balonlarını vermeyi de ihmal etmedik. Bir süre daha dolaştıktan
sonra Novi Pazarı gezerek bitirdik.
Novi Pazar 100 bin nüfuslu ve yürüyerek gezilebilecek kadar küçük bir
yer. Dinlenmek üzere tekrar otelimize
geçtik. Saat 14:00 gibi Avdiya’nın çalıştığı kütüphanenin müdürü olan Fuat ağabey
bizi alarak evine götürdü. Fuat ağabey de Avdiya gibi eğitimini Türkiye’de
tamamlamış. Tito zamanı ailesinden alınan mallarını geri alabilmek için açtığı
davada kazandığı parayla, şirin bir ev yapmış Fuat Ağabey. Evde annesi, eşi ve
Abdurrahman, Sümeyye ve Emine adında üç çocuğuyla birlikte yaşıyor. Yenge hanım
bize yerde çok güzel bir sofra hazırlamış, hemen yemeğe geçtik. Boşnak
yemeklerinin tadına bakma fırsatı bulduk böylece. Yalnız o kadar çok ikram
yaptılar ki birçok şeyin tadına bakamadık. Yenge hanım pek hamarat. Sofradan
dua edip kalktık. Boşnaklar çok misafirperver insanlar. Yemekten sonra Fuat ağabey
ile biraz sohbet etme fırsatımız oldu. Bölgeyle ilgili bilgi aldık. Söylediği
bazı şeyler bizi sevindirse de ağırlıklı olarak üzüldük. Uyuşturucu burada
okullarda özellikle iyi ailelerin çocuklarına, Sırpların elleriyle
yaygınlaştırılmaya çalışılıyormuş. Mafyadan bahsetti. Ayrıca partiler arası
hizipleşme de diğer bir sorun. Namazımızı kılıp izin istedik. Fuat ağabey de
bizimle geldi. Akşam namazımızı camide beraber eda ettik ve ayrıldık.
Sancak’ta ilk kurban…
Türkiye bugün bayramın ilk gününü yaşıyor bizse ikinci gündeyiz. Sabah
dokuz gibi Fuat ağabey otele bizi almaya geldi. Kurban kesim yeri, Novi Pazar’ın
tamamını görecek kadar yüksek bir yerdeydi. Oraya vardığımızda Avdiya ve
arkadaşları kurban kesimine başlamışlardı. Biz de hemen onlarla tanışıp kurban
kesimine iştirak ettik. Önce Murat ve arkasından da ben kurban kestim. Bu benim
kestiğim ilk kurbandı. O da Sancak’a nasip oldu. Devamı gelir inşallah.
Yaklaşık 10 kişi ile kurban kesimi yapıldı ve kesilen kurbanlar dağıtılmak
üzere poşetlere konuldu.
Avdiya ve arkadaşlarının Bereket adında bir vakıf kurma çalışmaları var.
Burada vakıf çalışmalarını yapan başta Avdiya, İsmet, Enes, Fuat olmak üzere 25
kişilik güzel bir birliktelik var. Her ay 25-30 euroya mal olan 100 paketi daha
önceden belirledikleri ihtiyaç sahibi 100 aileye dağıtıyorlar. Kurban
kesiminden hemen sonra bu paketleri ve kurban etlerini arabalara yükleyerek
dağıtmaya gideceğiz. Yardım paketleri ve kurban poşetlerini Enes ağabeyin
arabasına yükledik. Ben, Enes ağabey ve Denis bu paketleri ve poşetlediğimiz
kurban etlerini dağıtmak üzere Sancak’ın diğer bir şehri olan Tutin’e doğru
yola çıkıyoruz. Murat, İsmet ve Avdiya da paketlerden ve kurban poşetlerinden kalanı
Novi Pazar’da dağıtacaklar.
Tutin; Karadağ ve Kosova sınırında Sancak’ın güney doğusunda yer alan ve
Novi Pazar kadar gelişmemiş bir şehir. Adı şehir ama şehirden ziyade bir köyü
andırıyor. Tutin’de dağıtım yapmaya başladık. Kapı kapı ihtiyaç sahiplerine
gidiyoruz. Daha önceden çalışma yapıldığı aşikar. Tutin’de dağıtım yaptığımız
süre boyunca, neredeyse hiç erkek görmedik. Yardım yaptığımız aileler çok
çocuklu ve evde erkeği olmayan ailelerdi. Yaşlı ve hastaları da ihmal etmedik
tabi. Yaşlı bir teyzeye yaptığımız yardım, hem onu hem de beni duygulandırdı.
Hiç evlenmemiş, tek göz odada yaşıyor, kendisine bakacak hiçbir akrabası yok ve
bir ayağı da sakattı. Türkiye’den geldiğimizi söylediklerinde gözleri yaşardı.
Sarıldım elini öptüm. O da gayri ihtiyari benim elime sarıldı. Burada insanlar
çok cana yakın. Yardım yaptığımız yerlerde, çocuklar hiç peşimizi bırakmadı.
Biz de her gördüğümüz çocuğa balonlarla ve şekerlerle karşılık verdik. Burada
dikkatimizi çeken diğer bir husus da, kadın sayısının erkek sayısına
fazlalığıydı. “Sekiz kadına bir erkek” gibi bir oran var Sancak’ta. Yardım
dağıttığımız her ailenin çocukları genelde kız, yani çalışacak, eve ekmek
götürecek erleri yok. Denis bana yardım yaptığımız her ailenin durumunu
açıkladı. Hepsi hakkında malumatları var. Tutin’de öğle namazımızı kılarak
bugünlük dağıtım işimizi sonlandırdık ve Novi Pazar’a doğru gitmek için
yolumuza koyulduk. Dönüş yolu çok güzel, dağların arasından geçiyoruz.
Eteklerinde ince bir nehir çam ağaçları ve kar… Sancak’a hayran kalmamak elde
değil. Novi Pazar’da Denis’den ayrılarak yemek yemek ve ikindi namazımızı eda
etmek üzere, Enes ağabeyin evine misafir oldum. Enes ağabeyin iki kızı var. Kendisi,
Bereket Vakfı’nın kurulması için Belgrat’a giderek resmi prosedürleri başlatan
kişi aynı zamanda. Babadan kalma meslek olan ayakkabıcılıkla uğraşıyor. Maddi
durumu çok iyi, zaten Avdiya’nın dediğine göre en fazla yardımı da yapan o,
hatta dağıtımı bile kendisi yapıyor. Evinde yardımlarda çekilmiş olan filmi
bana izletti. Bir kopyasını da Türkiye’ye getirmek için istedim. Namazımızı
kıldık, yemeğimizi yedik ve ikram edilen kahvemizi içtikten sonra otele gitmek
üzere yola koyulduk. Yoğun bir gündü. Akşam, bize verilen görevi ifa etmenin
vermiş olduğu hoş bir yorgunlukla otelimizde dinlenmeye koyulduk. İkinci günü de
böyle bitirdik. Türkiye’de bayramın birinci günü…
Üçüncü günü Avdiya, arkadaşı, Murat ve ben Novi Pazar’da dağıtım yapmaya
başladık. Pek de bir şey kalmadı zaten. Elimizde kalan son paketleri önce her ikisi
de sağır ve dilsiz olan yaşlı bir çifte, sonrasında da başka bir aileye götürdük.
Derme çatma, banyosu olmayan bir evde biri zihinsel özürlü olmak üzere, iki
çocuğuyla yaşlı bir amca kalıyordu. Avdiya’nın gayretleri ve İHH’dan gelen
yardımlarla eve bir banyo yapılmıştı. Paketleri verirken bu banyoyu da görmek
nasip oldu. (Banyosuz bir evde yaşamak bize çok uzak olsa gerek.) Son olarak
böbrek hastası bir kadının evine giderek yardımlarımızı bıraktık. Burada
gittiğiniz her evde duyduğunuz son sözler “Fala” (duyduğum gibi yazıyorum) yani teşekkür ederim ve “Allah’a emanet”
sözleriydi. Allah’ın izniyle dağıtımlarımızı bitirdik. Emaneti yerine
getirmenin hoşluğunu daha şimdiden hissetmeye başladım.
Avdiya ve arkadaşları her bayram kendi aralarında düzenledikleri yemeğe,
bu bayram bizi de davet ettiler. Bu vesileyle biz de Türkiye’ye dönmeden önce,
Sancak’ta beş gün boyunca irtibata geçtiğimiz bütün kardeşlerimizle tekrar bir
araya gelme fırsatını yakalamış olduk. Yemek organizasyonu bittiğinde herkesle
tek tek vedalaştık. Seneye nasip olursa tekrar buluşmak temennileri ile
birbirimizden ayrıldık. Avdiya ile dönüş hazırlıklarını konuştuktan sonra,
ondan da ayrıldık. Dışarı çıktığımızda sanki bizi uğurlarcasına bembeyaz kar
yerlere bir örtü gibi serilmişti. Seat ağabey bizi otelimize bıraktı ve biz de
dinlenmeye çekildik.
Sabah oldu. Dönüş yolculuğumuz başladı. Gidiş kadar uzun ve yorucu olmadı
dönüş. Kara yolculuğumuz da, hava yolculuğumuz da göz açıp kapayana kadar
geçti. İstanbul hayranı biri olarak söylemeden geçemeyeceğim; İstanbul
geceleyin havadan bir başka güzel. İstanbul’a hayranlığınız havada, daha
ayaklarınız yere basmadan başlıyor.
Ümmet olmanın tadına vardım
Evet. Altı günlük kurban yolculuğumuz burada son buldu. Sancak ile ilgili
bir iki cümle daha söylemek istiyorum. Patlamaya hazır bir bomba gibi duruyor
Sancak. Asıl sorun patlamaya hazır bir bomba olmasında değil, fitilin ve ateşin
başkalarının elinde olmasında. Sancak hem etnik yapısından, hem inancından, hem
de coğrafi konumundan dolayı, kendi başına bırakılamayacak kadar önemli bir yer
bizim için. Geçmişte ecdadımız tarafından kurulmuş ve halen ilk günkü kadar
taze olan bu bağı; Rasulullah’ın ümmeti ve Osmanlı’nın torunları olarak biz,
bir kurbanla dahi olsa ayakta tutmalıyız. İHH, Sancak Bölgesi için Avdiya ve
arkadaşlarını seçerek çok isabetli bir tercih yapmış. Son olarak, bu
organizasyonu tek bir cümle ile özetlememi isteselerdi şu cümleyi söylerdim herhalde:
Ümmet olmanın farkına vardım.
|