Kurban insanlar arasındaki kardeşlik bağının kuvvetlenmesine, yardımlaşma
ve dayanışma bilincinin oluşmasına büyük katkı sağlamaktadır. Kişi kurban
kesmekle hem kulluk görevini yapıyor hem de kestiği kurban etlerini dağıtarak
ihtiyaç sahibi kardeşlerini mutlu ediyor ve onların hayır dualarını alıyor. Bu
vesileyle İHH farklı dillerin konuşulduğu, farklı ırkların bulunduğu,
savaşların yaşandığı, açlığın olduğu coğrafyalardaki, uzak olduğumuz fakat gönül
bağıyla bağlı olduğumuz Müslüman kardeşlerimize, Türkiye’nin çeşitli
bölgelerindeki hayırsever kardeşlerinin kurbanlarını götürerek, bu gönül
bağının kuvvetlenmesine ve onları sevindirip hayır dualarını alınmasına vesile
oluyor.
İHH İnsani Yardım Vakfı bu sene 15.sini gerçekleştirdiği kurban
organizasyonuyla, dünyanın 100 ülke ve bölgesinde bulunan en ücra yerlerdeki
kardeşlerimize, hayırseverlerin kurbanlarını götürerek gönül bağı oluşturuyor.
Biz de İHH seyyahları olarak bu gönül bağının kurulmasına vesile olmak için “İstanbul’dan
Haritanın Her yerine” diyerek Bosna yoluna düştük. Bilindiği üzere Bosna’da
1992-1995 yılları arasında dünyanın seyirci kaldığı ve 300 bin Boşnak’ın
hayatını kaybettiği bir dram yaşanmıştı.
Bosna-Hersek üçgene benzeyen dağlık bir arazi yapısına sahiptir. Dağlık
arazi Sava ve Neretva ırmaklarıyla ayrılır. Bosna’da dört milyon nüfus
bulunmaktadır. Savaştan sonra nüfus sayımı yapılmadığı için kesin bilgi yoktur.
Nüfusunun %44’ünü Boşnaklar, %33’ünü Sırplar, %17’sini de Hırvatlar ve diğer
unsurlar oluşturmaktadır. Bosna siyasi yapı olarak karışık bir sisteme sahiptir.
Cumhurbaşkanlığı üçlü ve dönüşümlü bir sistemdir. Bosna’da asıl etkin güç AB
ülkelerinin atadıkları yüksek temsilciliktir. Bu kurum, ülkede kanun yapma,
uygulama, yargılama, ceza verme ve Başkanlık konseyi üyelerini görevden alma
gibi çok geniş yetkilere sahiptir. Bosna’da üç ay önce seçimler yapılmıştır ve
hükümet kurma çalışmaları hala devam etmektedir.
Bosna’da savaşın izleri hala
görülebilmekte…
Saraybosna’ya Cuma öğleden sona varıyoruz. Saraybosna, Osmanlı tarafından
kurulmuş, etrafı dağlarla çevrili, ortasından büyük bir nehrin geçtiği bir
şehir. Saraybosna’da nüfusun %80’nini Boşnaklar oluşturuyor. Havaalanından
şehir merkezine doğru hareket ediyoruz. Yol boyunca etrafı seyrederken evlerin ve binaların üzerinde, savaşın üzerinden on yıldan fazla bir süre geçmiş olmasına rağmen hala
duran roket ve makineli tüfek izlerini görüyoruz. Yolumuza devam ederken
bir yazıya odaklanıyoruz “Bajramı Şerif
Mübarek Olsun”.
“Vatanınıza hoş geldiniz”
Baş Çarşı’ya vardığımızda bizi sebilin ihtişamı karşılıyor “Vatanınıza hoş
geldiniz” der gibi. Baş Çarşı, sağlı sollu sıralanmış tek katlı dükkanları,
Arnavut kaldırımları, camileri, medreseleri ve çeşmeleriyle buram buram Osmanlı
kokan bir yer. Baş Çarşı’yı gezerken dükkan sahiplerinin “Buyrun” diye
çağırmaları, dükkanlarına astıkları “Bajramı Şerif Mübarek Olsun” yazıları,
ayrılırken söyledikleri “Allaha İmanet olun” sözleri, beni buralara pek yabancı
hissettirmiyor. Gezdikçe gördüğümüz Avusturya–Macaristan İmparatorluğu’nun
yapıları ve Birinci Dünya Savaşı’nın başlama kıvılcımının atıldığı köprü,
tarihte bir gezintiye çıkmışız izlenimi veriyor.
Bosna’ya gelip de Moriçe Han’da kahve içilmeden gidilmez deniyor. Biz de
uğruyoruz. Moriçe Han’ın üst katında Miladi Müslümani (Genç Müslümanlar) Derneği
bulunuyor. Aliya’nın gençliğinde katıldığı ve çeşitli çalışmalarında bulunduğu
bir dernek burası. Biz etrafı incelerken, bakır tepsilerde, herkes için ayrı
cezve içinde, kulpsuz, içinde ay yıldız olan fincanlarda kahvelerimiz geliyor.
Yanında bir lokum ve şeker de var. Şekerinin neden içine atılmadığını
sorduğumuzda, “Sırplar şekerini içine atıp içer, biz de içine atmadan içeriz,
geleneğimiz böyledir.” diyorlar. Düşünüyorum; kim böyle acımasız katillerle
ufak bir benzerliğin olmasını dahi ister ki.
Yeşil zemin üzerine ay yıldız…
Bu sene burada bayram, Türkiye’den bir gün önce kutlanıyor, Türkiye’de arifeyken,
burada biz bayramın birinci gününü idrak ediyoruz. Bayram namazı 08:00’de… Biz de
namazımızı kılmak için, devlet erkanının da katıldığı Gazi Hüsrev Camii’ne
gidiyoruz. Camide ilahi grubunun fes takması ve Türkçe ilahi okumaları beni
etkiliyor. Öğreniyoruz ki; burada medrese eğitiminde öğrencilere Türkçe eğitim
veriyorlarmış. Cami hınca hınç dolu, çoğu kişi dışarıda… İçerdekiler normal bir
şekilde namaz kılarken; dışarıdakiler ayakta kılıyorlar namazlarını. Namazdan
sonra herkesle bayramlaşıyoruz. Orda bulunan Cumhurbaşkanı Haris Silayciç ve
Reis-ül Ulema (Bosna Müftüsü) Mustafa Çeriç’le de bayramlaşarak Türkiye’den
selamlarımızı iletiyoruz. Cami çıkışında gözüme minarelerdeki yeşil zemin
üzerine ay yıldız bulunan Osmanlı bayrağı ilişiyor. Bu bayrağın her bayramda
minarelere asıldığını ve bayram dışında da minberde asılı olduğunu öğrendiğimde,
Bosna’nın ne kadar bizden olduğunu ve ne kadar Osmanlı geleneklerine bağlı
olduğunu düşünüyorum.
Ruhun şad olsun Ey Aliya!
Bayram namazından sonra savaştan önce çocuk parkı olan Kovaçi Şehitliği’ne
gidiyor ve vasiyetinde şehitlerin arasına defnedilmek isteyen Aliya’nın, hilal
şeklindeki bir havuzun içinde yıldızı temsil eden mezarını ziyaret ediyoruz. Aliya’nın kabri başında, eli kalbinde hiç kıpırdamadan nöbet
bekleyen bir asker bulunuyor. Aliya’nın kabrinde okuduğumuz Yasin-i Şerif ve
fatihalardan sonra oradan ayrılıyoruz. Kurbanlarımızı kesmek üzere yola
çıkıyoruz.
Unutulanların yanındaydık…
İHH, Bosna savaşında Boşnaklara yardım yapmak
amacıyla kurulmuştur. Bu nedenle Bosna’da İHH büyük bir anlam ifade etmektedir.
İHH’nın amblemini görenler “Sizi ambleminizden tanıdık, bize savaşta yardım
getiriyordunuz.” diyorlar. İHH’nın Bosna’daki kurban organizasyonu, Sümeyye Vakfı’nın
üç kız kardeş yöneticileri tarafından koordine edildi. Bosna gönüllüsü üç kız
kardeşin gayretli çalışmaları sayesinde kusursuz bir organizasyon gerçekleştirildi.
İHH, Bosna’da 16 bölgedeki en ücra yerlerde yaşayan 2000 kişiye yardım
ulaştırdı. Savaştan önce Müslümanların en çok yaşadığı ikinci yer olan, şimdilerde
ise azınlıkta kalınan ve Sırpların başkenti olan Banja Luka’dan Bosna-Hersek’in
kuzeybatısında, Hırvatistan sınırında yer alan, savaş zamanında üç yıl kuşatma
altında tutulan Bihaç’a kadar, Bosna’nın her yerine yardımlar ulaştırıldı.
Saraybosna’nın
biraz dışında Sırpların arasında kalan, elektriği ve suyu olmayan bölgeye yapılan
yardım, orada yaşayan Boşnakları çok mutlu ederken, söyledikleri sözler yapılan
yardımın ne kadar yerinde olduğunun kanıtı gibiydi. “Bizleri burada nasıl
buldunuz. Biz burada unutulmuştuk. Buraya kimse gelip bize yardım etmiyordu, imkansızlıklar
içinde yaşıyorduk.”
Ele geçirilemeyen şehir: Gorajde
Bir sonraki yolculuğumuz Gorajde’ydi. Gorajde’ye giderken Ragotica
kasabasında durduk. Savaştan önce %78 oranında Müslüman olan bu yerde, şimdi 40
hane kalmış, yine savaştan önce burada 22 cami varken, savaşta hepsini
yıkmışlar Sırplar. Geçen sene, İstanbul Büyükşehir Belediyesi bir cami
yaptırana kadar bir camileri yokmuş. Bu camin yapılmasıyla halkın kendilerine
güvenleri gelmiş. Aynı zamanda Türkiye’den böyle bir yardımın yapılması onları
bir hayli sevindirmiş.
Dört tarafı dağlarla ve Sırp köyleriyle çevrili Gorajde’nin ortasından,
güzelliğiyle bizi büyüleyen Drina Nehri geçiyor. Savaş zamanında BM tarafından
güvenli bölge ilan edilmesine rağmen, burası, üç yıl kuşatma altında tutulmuş.
Şehri çevreleyen dağlara Sırpların yerleştirdikleri uçaksavarlar, tanklar ve
keskin nişancılarla her gün şehre 4000 mermi yağdırılmış. Kurşunların isabet
etmediği bina yok gibi. Drina’nın üzerindeki bir köprüyü gösteriyorlar bize:
Aliya İzetbegoviç Köprüsü. Bu köprüyü diğerlerinden ayıran özellik; savaş
sırasında Sırplar köprüden geçenlere ateş açıp bombalıyorlarmış. Hedef olmaktan
korunmak ve karşıya geçmek için, Boşnaklar, köprünün altına ufak bir köprü
yaparak oradan geçişleri sağlamışlar. Şehirde, savaştan önce 60 bin olan nüfusun,
şimdi 20-25 bin civarında olduğu tahmin ediliyor. Gorajde’yi diğer şehirlerden
ayıran en büyük özelliği, şehrin %98’inin Müslüman olması.
Gorajde’yi biraz gezince buranın son derece fakir bir şehir olduğunu
anlıyorsunuz. Halkın geçim kaynağı hayvancılık, onun dışında bir geçim kaynağı yok
Geçim sıkıntısını ve savaştan sonraki durumu fırsat bilen misyonerler,
Bosna’nın diğer şehirlerinde olduğu gibi burada da sürekli bir faaliyet
içerisindeler. Gösterişli binalar yapmışlar buraya, çeşitli spor sahaları ve
kültür merkezleri inşa etmişler. Bosna savaşıyla Boşnakları öldürerek yok
edemediler, şimdi yaptıkları misyonerlik çalışmalarıyla kendi kültürlerini
empoze ederek, onları yok etmeye uğraşıyorlar. Buradaki misyonerlik faaliyetlerine
karşı, Preporod (Yeniden Doğuş) Derneği mücadele ediyor. Bu derneğin yöneticisi
aynı zamanda bir savaş gazisi olan Nejad Kurtoviç. Savaş zamanında sürdürdüğü
mücadelesini şimdi misyonerlere karşı veriyor. Dernek’te gençlere kuran ve
İslami bilgiler eğitimi veriliyor. Aynı zamanda bölge halkına yardımlarda
bulunuyor. İHH, Gorajde’deki kurban dağıtımını Nejad Kurtoviç’in aracılığıyla
yaptı.
Srebrenitsa’ daki kardeşlerimizi, yetimhaneyi ve İHH’nın yapımını
üstlendiği evleri ziyaret etmek için hareket ediyoruz. Ancak Romanya dağlarında
kar yağışının şiddetlenmesi ve yolu kapaması nedeniyle maceralı bir yolculuktan
sonra geri dönüyoruz.
İHH’nın yardımlarının da ulaştırıldığı
tünelde…
Saraybosna’yı çeviren dağlara aylar öncesinden Sırplar yığınak yaparak
bölgeyi abluka altına almışlar. Hiçbir yardım ulaştırılamamış buraya. Boşnak
halkına yapılan yardımların onlara ulaştırılması için, bir tek Saraybosna
havaalanı kalmış geriye. Burada BM kontrolünde olduğu için kullanılamıyormuş.
Bu nedenle şehre bu yardımların ulaşabilmesi için havaalanının altına
800 metre uzunluğunda bir
tünel inşa edilmiş ve yardımlar buradan şehre ulaştırılmış. Tünelin girişindeki
ev, ufak bir müzeye dönüştürülmüş. Aliya’nın giydiği askeri elbiseler, tünelde
kullandığı sandalye burada sergilenmekte.
Bosna’ya yapılan bu yardımlar onları çok mutlu ediyor. Aslında onları bu
kadar çok sevindiren, yapılan bu yardımların maddi boyutu değil; böyle bir
yardımın Türkiye’den, kardeşlerinden gelmiş olması. Türkiye’den gelecek olan en
ufak bir adım bile Bosnalılar için büyük anlam ifade etmekte. Bosna tarihi ve
kültürel olarak bizim bir yansımamız. Bu nedenle bizden çok şeyler bekliyorlar.
Şu an içinde bulunduğu ekonomik sıkıntı, misyonerlik faaliyetleri ve yeniden
canlandırılmak istenen Sırp milliyetçiliği karşısında Türkiye’den destek
bekliyorlar.