Gönülden verdiklerinizi emanet olarak aldık ve tam 111 ülke ve bölgede yüz binlerce kardeşimize ulaştırdık.
Gönülden verdiklerinizi emanet olarak aldık ve tam 111 ülke ve bölgede yüz binlerce kardeşimize ulaştırdık.

Fedakârlık ve rızanın mükâfatı kurbanlarınızla yüzlerine tebessüm kondurduğumuz yetim ve muhtaç kardeşlerimiz adına teşekkür ederiz.

Uyumayan şehir: Zimbabwe PDF Yazdır E-posta
Yazar Ümit Sönmez   
Uyumayan şehir: ZimbabweAfrika’nın kadim ülkesi Zimbabwe’de geçirdiğimiz kurban bayramı bu dünyada yaşanılabilecek duyguların en güzelini yaşamamıza vesile oldu. Türkiye’den götürdüğümüz kurbanları ulaştırdığımız yoksul bir köyde, 150 kişi kendi hür iradeleriyle İslam kardeşliğinden etkilenip “Kelime-i şahadet” getirdi ve hak dini seçti.

İlk izlenimler
Kurban Bayramı’nda Zimbabve’de görevlendirildiğimi öğrendiğim anda ilk aklıma gelen önceki sene kurban organizasyonu sırasında orada Müslümanlığı kabul eden kabile oldu. Onların olduğu yere gitmek, onlarla şahsen tanışmak, kurumsal olarak yeniden buluşmak fikri heyecanımı kat be kat arttırmıştı.

THY’nin Güney Afrika Johannesburg uçağında bölgedeki diğer ülkelerde görev yapacak İHH görevlisi arkadaşlarla birlikteydik. Uçakta bizim gibi Kurban Bayramı’nda ümmetin diğer unsurlarıyla buluşmaya giden farklı yardım kuruluşlarından arkadaşlar olduğu gibi, tatile giden çok sayıda Türk ve Avrupalı turist de vardı.

Sabah erken saatlerde Güney Afrika’dan Mustafa Efe ve ekibi Johannesburg havaalanında bizi karşıladı. Görev bölgelerine yapacakları aktarma uçuş saatleri uygun olmayan arkadaşlar havaalanında transfer işlerini halletmeye başladığında biz de Johannesburg’daki Wisdom House (Hikmet Evi)’a doğru yola çıktık.

Güney Afrika Cumhuriyeti Afrika’nın genel haline çok aykırı bir görünüm sergiliyor. Şehir merkezine ulaşana kadar neredeyse tüm binalar tek ya da iki katlı bahçe içinde binalardan oluşuyordu. Şehir merkezinin ise İstanbul Maslak’tan hiçbir farkı yok. Dört bir taraf gökdelenler, alışveriş merkezleri ve apartmanlarla doluydu. Türkiye ile arasındaki tek fark burada yeşilin gözle görülebilir şekilde fazla olmasıydı. Çok büyük parklar ve yeşil alanlar insanlara yaşam alanı bırakmış.

O gün ve sonraki gün yılbaşı tatilinin rehavetine kapılmış görevlilere rağmen neyse ki vize işlemlerimizi hallettik. Sonraki akşam Güney Afrika havayolları ile Zimbabwe’nin başkenti Harare’ye doğru yola çıktık. İki saatten daha kısa süren bir yolculuktan sonra havaalanında Zimbabwe Supreme Council üyesi İbrahim Duwa ve Adem Yidi Wadi tarafından karşılandık. Arife günü olduğundan ve planlama için başka zamanımız olmadığından, geç saatlere kadar çalışma bölgelerine ilişkin detayları ve planları tekrar tekrar gözden geçirdik. Her şey tamamlandıktan sonra da dinlenmeye çekildik.

Bayram sabahı yine rehber kardeşlerimizle buluşarak Supreme Council’ın Harare’ye 20 kilometre kadar uzaktaki merkezine gittik. Bayram namazını oradaki cemaatle birlikte kıldık. Namazdan sonraki bayramlaşma töreni görülmeye değer güzellikteydi. Törenden hemen sonra zaman kaybetmeden kurban kesimleri için bölgelere doğru yola koyulduk.

Tarihe tanıklıkTarihe tanıklık
Zimbabwe, tarihinin en karmaşık günlerini yaşarken biz de o tarihe tanık oluyorduk. Ülkedeki yıllık enflasyon miktarının %15000 (yazı ile de yazarsak eğer yüzde on beş bin) düzeyinde olduğunu öğreniyoruz. Ülkedeki en büyük banknot 200.000 Zimbabve Doları olunca bu enflasyon düzeyinde insanlar yanlarındaki parayı cüzdan ile değil ancak sırt çantası ile taşıyabiliyorlar, tabi bulabilirlerse. Çünkü ülkede Zimbabve Doları’nı piyasadan çekerek nakit sıkıntısı yaratmak isteyenler var ki, Zimbabve Hükümeti bunlara “Cash Barons-Nakit Baronları” diyor. Nakit baronları yüzünden piyasada neredeyse nakit para kalmamış. Halk bankadaki parasını çekebilmek için bile saatlerce kuyruk beklemek zorunda kalıyor. Bu bekleme sonrası alabildiği para ise günlük sadece 5.000.000 Zimbabve Doları. Bu paranın Amerikan doları olarak karşılığı ise sadece 3 USD.

Bu durum günlük hayatı oldukça olumsuz etkiliyor. Hükümet çözüm olarak enflasyonu dizginleyebilmek için fiyatları dondurunca da olan olmuş ve marketler, alışveriş merkezleri satışı dondurmuş. Fakat market sahipleri ve tüccarlarla konuşunca, onlara da hak veriyorsunuz. Çünkü bugün sattıkları ürünü yarın sattıkları fiyattan daha pahalı bir fiyata alabiliyorlar bu da sürekli zarar etmelerine sebep oluyor. Koskoca marketlere giriyorsunuz ve en temel ihtiyaçlarınızı, mesela şişe suyunu bile bulamıyorsunuz. Ya da karnınızı doyurabilecek başka bir şey. Allah’tan hükümet biz oradayken bu kararından geri adım attı da pahalı da olsa içecek su bulabildik.

Zimbabve’deki tek sıkıntımız elbette ihtiyaçlarımızı karşılayabilmek değildi.  Kurbanlıkları satın alırken ihtiyacımız olan Zimbabwe Doları’nı bulmak dahi problem oluyordu. Sırayı göze alıp bankalardan belli miktarda döviz bozdurursanız USD kuru 1 USD=30.000 Zimbabve Doları olarak alınıyordu. Bu değişimi serbest piyasada yaptırırsanız 1 USD=1.800.000 Zimbabve doları gibi bir kurla karşılaşıyordunuz. Aradaki inanılmaz kur farkı bizdeki serbest piyasayı orada karaborsa haline getirmişti. Kurban alımı için döviz bozdurduğumuzda 200.000’lik banknotlar halindeki Zimbabve dolarlarını iki büyük karton kutu içinde ve kamyonetle taşımak zorunda kaldık. Bu sırada üstü açık olan kamyonetteki paralar ıslanmasın diye bir taraftan da dua ediyorduk. Namaz için mescide girdiğimizde, namaz sırasında başlayan yağmur bizi korktuğumuzla karşı karşıya getirdi sandık ama Allah’tan arkadaşlar yağmur başlar başlamaz kolileri içeri almışlardı.

Kurban sevinci
Kurban sevinciTüm bu zorluklarla beraber, görevlendirildiğim ülkeyi öğrendiğimde yaşadığım heyecan ile bayramın üçüncü günü ancak yüzleşme şansına eriştim. Geçen seneki kurban çalışmalarından etkilenip İslam’ı kabul ederek kardeşimiz olan Zimbabvelilerin köyü olan Chiutsa’ya ulaşıyoruz. Köye geldiğimizi görenlerin sesleri üzerine köyün şefi de hızlı adımlarla bize doğru yaklaşıyor. Üzerimizdeki İHH yeleklerini görünce, yüzlerine yayılan tebessümlerinden bizi unutmadıklarını anlıyoruz. Köydekiler kurban keseceğimiz yerde toplanırken biz o sırada ismi Paul olan kabile şefinin ismini Abdullah olarak değiştiriyoruz. Eski ismiyle Paul yeni ismi ile Abdullah ise o sırada İslam’ı öğrenmek için vesileler arıyor. Buraya bir cami yaptıralım deyince de hemen yanımıza birisini çağırıyor. Gelen kişi de geçen sene Müslüman olanlardan Michael. Onun da talebi üzerine ismini Mikail olarak değiştiriyoruz. Abdullah Mikail’e bizim cami yapmak istediğimizi söyleyince, Mikail bizi bir arsaya götürüyor ve burayı cami yapmamız için bize hediye ettiğini söylüyor. Bu yaşadığımız öyle müthiş bir duygu ki anlatılmaz. O anda Mikail’e nasıl teşekkür etmemiz gerektiğini bilemiyoruz.

Aynı gün içinde bizim için inanılması güç olan bir sevinç daha yaşıyoruz. Geçen sene İHH’lı arkadaşların uğradığı bir başka köye daha kurban organizasyonu için uğruyoruz. Mzungerere ismindeki köye araçla ulaşmak imkânsız olduğu için aracımızı yol kenarında park ederek bir 10 dakika kadar yol yürüyoruz. Köylülerin etrafımıza toplanmasından sonra bir taraftan kurban kesimlerini tamamlarken bir taraftan da köylülerle sohbet ediyoruz. Kurbanların pay edilmesi sırasında yanımıza köyün şefi de geliyor.

150 kişi Müslüman oldu
150 kişi Müslüman olduBu arada biz bir araya toplanan köylülere neden oraya gittiğimizi, neden kurban kesip dağıttığımızı ve İslam kardeşliğinin gereklerini anlatıyoruz. Sonunda da onlara İslam’ı ve Müslümanlığı kabul edip etmediklerini, bizimle kardeş olmak isteyip istemediklerini soruyoruz. Hepsinin cevabı tereddütsüz “İsteriz!” demek oluyor. Ardından 150’yi aşkın insan hep birlikte getirilen Kelime-i Şahadetlerle Müslüman oldu. Törenden sonra köylülerden yaşlı bir teyze ayağa kalkarak tekbir getirmeye başladı. Meğer teyze Müslümanmış ancak bunu söyleyemiyormuş. Herkes Müslümanlığı kabul edince teyzenin sevinci bizden daha fazla oldu. Orada da bir mescit yapılması için gerekli çalışmaları başlattık. Medine’de İslami ilimler okumuş Zimbabveli genç kardeşimiz Mustafa’yı da Mzungerere köyündeki yeni Müslüman kardeşlerin eğitimleri ile ilgilenmesi için görevlendirdik, kardeşlerimizi ona emanet ettik.

Biz bunları yaşarken ülkenin Hwange bölgesinde ve Masvingo bölgesinde görevlendirdiğimiz arkadaşlarımız da kurban kesimlerini ve dağıtımlarını tamamlıyorlardı. Bayramın dördüncü günü başkent Harare’de bütün ekipler yeniden buluştuğunda bize emanet edilmiş olan kurbanların kesimi ve dağıtımı tamamlanmıştı. Son gün Harare’de yaptığımız gözlemler ve ziyaretler ile geçti. Harare’nin sözlük anlamı “uyumayan şehir”miş.  Şehir belki uyumuyor ama sömürgeciler maalesef yıllarca Zimbabve halkını uyutmuş ve bu sırada tüm kaynaklarını da sömürmüş. 1980’de bağımsızlığını ilan eden ülke bir süre daha İngiliz Devletler Topluluğu içinde yer almış. 1990’lı yılların sonuna doğru İngiliz devletler topluluğundan da ayrılan ülke o günden bu yana darbe üstüne darbe yemiş. Uykunun, uyutulmuşluğun mahmurluğundaki Zimbabve halkı şimdilerde, darbelerden fırsat buldukça kendi ayakları üstünde durmaya ve ülkesini yeniden ayağa kaldırmaya çalışıyor.
 
< Önceki   Sonraki >
Kurban hatıraları
Kurban kataloğu