Sudan günlüğü PDF Yazdır E-posta
Yazar Mehmet Kara   
2sudan (2).jpg 28 Aralık’ta sabah erken saatlerde başlayan heyecanım, akşam bindiğim Sudan uçağında zirveye ulaştı. Ramazan ayında ilk defa ziyaret ettiğim, bakışları ve kalpten sevgileri hala yüreğimde olan Sudanlı kardeşlerimin yanına gidiyordum. Uçağımız önce Hartum’a oradan da Addis Ababa’ya uçacağı için, uçağımızda İHH’nın kurban organizasyonu dolayısıyla Etiyopya’ya gidecek arkadaşlarımız da vardı.

Uçağımız Akdeniz üzerinden Etiyopya’nın başkenti Adis Ababa’ya, oradan da Hartum Havaalanı’na indi. Etiyopya ekibiyle vedalaştıktan sonra uçaktan indik. Sudan İHH sorumlusu kardeşlerimiz bizi karşıladılar ve o gece konaklayacağımız Azize Kreşi’nin de bulunduğu Soba semtine doğru yola koyulduk. Sudan mevsim normallerinin altında, soğuk bir gün geçiriyordu. Küresel ısınma orada da etkisini göstermiş ve Sudan son 20 yılın en soğuk günlerini yaşıyordu. 38-40 derece olması beklenirken sıcaklık 18-25 derecelerinde seyrediyordu. Bu da, bizim için değil ama Sudanlı kardeşlerimizin üşümesi için yeterli bir sıcaklık derecesiydi. Hartum’un Soba semtine ulaştıktan sonra arabalardan eşyalarımızı indirdik ve kısa bir muhabbetin ardından, havaalanına doğru tekrar yola çıktık.

Kurban programı çerçevesinde Sudan’a gazeteci-yazar Mustafa Özcan, Osmanlı Arşivleri’nden Ramazan Tuğ ve matbaacı Halim Yazıcı ağabeylerle birlikte gittik. Hartum’a kadar beraber devam eden yolculuğumuz Ramazan ağabey ve Halim Ağabey’in Kesele’de, Mustafa ağabey ve benim de Darfur’da yapılacak kurban organizasyonunda görevli olmamız hasebiyle ilk geceden ayrıldı. Mustafa ağabeyle birlikte saat 03:00 sularında havaalanına doğru hareket ettik. Sudan’da İHH’nın işlerini takip eden, aynı zamanda Azize Kreşi’nin müdürü olan Cemil Tekeli Bey bizi arabasıyla havaalanına kadar götürdü. Ayrıca Afrika Üniversitesi’nde öğrenci olan Adem kardeşimiz de havaalanına kadar bize refakat etti. Havaalanında birkaç saat bekledikten sonra, Sudan Havayolları’na ait Rus yapımı çift pervaneli uçakla Darfur’un baş eyaleti olan Nyala’ya uçtuk. Nyala havaalanında bizi Abdulmecit kardeşimiz karşıladı.

Partner kuruluşumuz Cemiyet-ü Tedamun

Abdülmecit, kendisini Darfur’a hizmet için adamış bir Sudanlı. Cemiyet-ü Tedamun isimli yardım kuruluşunu altı ay önce arkadaşlarıyla birlikte kurmuşlar. Özellikle kamplarda yardım ve eğitim çalışmaları yapıyorlar. Daha önce Ramazan ayında birlikte olduğumuz kardeşlerimizle kurban kesecek olmamız beni çok duygulandırdı. Cemiyet’ü Tedamun burada oldukça faal bir yardım kuruluşu. Hatta Nyala’nın tek yerel kuruluşu da diyebiliriz. Nyala’da onlarca yardım kuruluşu var ancak bunların çok azı yerel ve Müslümanların kuruluşları. Diğerleri Batılı ülkelerin (ABD, Avrupa, Avustralya vb.) kuruluşları. Batılı kuruluşlar bölgede özellikle BM ve ABD’nin desteğiyle kamplarda çalışmalar yapıyorlar. Her şeye rağmen bölge insanı bu kuruluşların neden burada bulunduğunun farkında. Karşılıksız yardımlar yapmadıklarını biliyorlar. Ancak çaresizlik ve yoksulluk, kamptakilerin Batılı kuruluşları reddine engel.

2sudan (1).jpg

Türkiye ve Türkiye’den gelen kuruluşlara karşı ilgi ve sevgiyi bölge insanının gözlerinde görebiliyorsunuz. 2006 yılında açılan Türkiye Kızılay Hastanesi, Darfur halkının çok beğenisini toplamış. Hatta kadınlar kendi aralarında konuşurlarken çocuklarını daha önce başka hastane ve doktorlara götürdüklerini, ancak Türkiye’den gelen doktorların ve onların verdiği ilaçların çok daha faydalı ve etkili olduğunu söylüyorlar. Daha önce Ramazan ayında Darfur’da gittiğimiz her kampta, Türkiye’nin önemini ve Darfur’da daha etkili olması gerektiğini işitmiştik.

Çadır ve barakalar diyarı kamplar

Nyala Havaalanı’ndan şehir merkezine doğru yola koyulduk. Gördüğüm manzaralar ne kadar da farklıydı. İlk olarak Ramazan ayında gördüğüm Nyala tekrar gözlerimin önündeydi. Küçük yaşlarımda göçebe yaşayan Çingeneler, Malatya’da bizim köyün yakınına çadır kurarlardı, mal ve hayvan alış-verişi yaparlar üç ay sonra da daha sıcak bölgelere göçerlerdi. En fazla beş-altı çadır kurarlardı. O günden sonra Marmara depremi sırasında çokça çadır görmüştüm. Ancak bu kadar fazla çadırın ve barakanın bir arada bulunduğu kampları ilk defa Ramazan ayında Darfur’da gördüm. Boş bir araziye yerleştirilmiş on binlerce insan. Dönümlerce arazide birkaç ağaç görüyoruz, geriye kalanı çadır ve kamıştan yapılmış barakalardan ibaret. Uzaktan görünüşü tam bir kargaşa manzarası. Buna rağmen Darfur toprağının verimliliği, anlatılanları da duyunca, dikkatimizi çekmiyor değil. “Ne ekseniz, biçersiniz.” misali bir durum algılıyorum buranın topraklarında. Nitekim Abdulmecit, sulandığı takdirde toprağın meyve ağaçlarının ve sebzenin yetişmesine elverişli olduğunu anlatıyor.

Türk Kızılayı Hastanesi

Bu manzaraları geçtikten sonra şehir merkezine girdik. Afrika Barış Gücü (AMİS)’nün karargahı ve devriye gezen askerleri dikkatimizden kaçmıyor. Darfur’da iç savaş başladığında, Afrika ülkeleri tarafından bir barış gücü oluşturulmuş. Ayrıca BM ve Batılı yardım kuruluşlarının logosunu taşıyan araçlar ve binalar da dikkatimizden kaçmıyor. Sonra, hemen şehir girişinde dalgalanan Türk bayrağını görüyoruz. Yaklaşınca Türk Kızılayı’nın bayrağını ve ardından da tabelasını görüyoruz. Burası, Türk Kızılayı’nın yaptığı ve işletmesi Türkiye Sağlık Bakanlığı’ndan görevli gönüllü doktorlarla birlikte yürütülen, daha önce Darfur’u ziyaret eden Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın talimatıyla kurulan Sahra Hastanesi.

Yevm-i arefe…

Kısa yolculuğumuzun ardından partner kuruluşumuz Cemiyet-ü Tedamun’un merkezine ulaştık. Kardeşlerimiz bizi kapıda karşıladılar. İHH geliyor diye bir de, “Hoş geldiniz” pankartı hazırlamış ve kalacağımız misafirhanenin girişine asmışlar. Doğrusu çok ince bir davranış. Çünkü Nyala’da bez pankart yazdırmak zor ve pahalı bir iş. Darfurlu kardeşlerimizle kısa bir hasbihalin ardından, yapacağımız çalışmaları kısaca programladık. 27 saate yakın uyumamış ve yaklaşık 15 saattir yolculuk halinde olmamıza rağmen hiç yorgunluk hissetmemiştim. Günlerden Cuma… Bugün Sudan’da arife günü idi. Yani onların ifadesiyle “yevm-i arefe”... Cuma namazı için hazırlıklarımızı yaptık ve yakındaki bir camide namaz kıldık. Namaz sonrası mahalle halkı bizimle musafaha yaptılar ve etraftan bazılarıyla tanıştık. Daha sonra Nyala’nın çarşısına gidip birkaç ihtiyaç malzemesi aldık. Çarşı çok kalabalık ve hareketliydi. Yaşlısıyla, genciyle, erkeği ve kadınıyla herkes bayram öncesi son alışverişlerini yapıyorlardı. Tanıştığımız esnaflar bizim Türkiye’den geldiğimizi öğrenince ayrı bir alaka gösteriyorlar ve “Hilafet-i Osmaniye” diyorlardı.

Çarşıdaki işlerimiz bittikten sonra kurban pazarına gittik. Burada kurbanlıklar hakkında bilgi edindik. Alınan kurbanları nerelerde keseceğimizi, dağıtacağımızı Abdulmecit Bey’le konuştuk. Buradaki insanlardan Darfur hakkında kısa bilgiler aldık. Darfur’un hayvancılık açısından müsait olduğunu, güvenlik konusunda olumsuzluklar da olmasa hayvancılığın çok daha yaygın yapılabileceğini öğrendik.

“Hoş geldiniz”

Bayram sabahı yol hazırlıklarımızı yaptıktan sonra, kurban kesimi yapacağımız kamplardan birisi olan Dreç Kampı’nda bayram namazı kılmak için yola koyulduk. Yolda Nyala’nın mecnunu olarak bilinen özürlü bir kardeşimize bayram harçlığı verdik. Kampa ulaştığımızda bayram namazı başlamıştı. Mescidin kapalı kısmı küçük olduğundan namaz avluda kılınıyordu. Erkekler ön kısımda, kadınlar arka kısımda saf tutmuşlardı. Biz de cemaate dahil olduk, hutbeyi dinledikten sonra bayramlaşmaya başladık. Daha önce Ramazan’da gördüğüm Dreç Kampı, bayram sabahı daha renkli ve neşeliydi. Erkekler bembeyaz yeni fistanlarını, kadınlar rengarenk yeni elbiselerini giymişlerdi. Çocuklar bayramlıklarının içinde daha bir neşeli görünüyordu. Tabi alabilenler! Bayramlaşma bizim için çok manidardı, bizim Türkiye’den İHH’dan geldiğimizi öğrenenler defalarca “Hoş geldiniz” diyor, sevinçlerini ifade ediyorlardı. Çocuklarla Mustafa Özcan ağabeyin bayramlaşması çok farklı oldu. Çocuklar şekerleri görünce bütün tatlılıklarıyla, en güzel bayramlaşmayı yaptılar.

Bayramlaşmanın ardından kurbanlıklarımız getirildi. Kurbanlıklar büyük baş olduğu için, kampın uzman kişilerince ayaklarından bağlandı ve yere yatırıldı. Baş kasap tespit edildikten sonra, biz de Türkiye’den kurban bağışçılarımızdan aldığımız vekaletleri kendisine teslim ettik ve kurbanların kesimi tekbirlerle başladı. Sırayla baş kasap tarafından boğazlanan kurbanlıklar, daha sonra yardımcı kasaplar tarafından parçalanmaya başlandı. Kurbanların eti dağıtıma hazır duruma getirilene kadar, biz de Otaç Kampı’ndaki kurbanların kesimi için yola çıktık.

Otaç Kampı’nda…

Otaç Kampı’nda kalabalık bir grup tarafından karşılandık. Kurbanlıkları hazırlamış, kesimler için bizi bekliyorlardı. Selamlaşma ve bayramlaşma sırasında, Türkçe konuşan, daha önce bir Türk inşaat firmasında çalışmış biri bizi görünce, az Türkçesiyle bizimle biraz sohbet etti. Bayramlaşmanın ardından baş kasap geldi ve üzerimizdeki kurban vekaletlerini ona devrettik. Kurbanlar boğazlandıktan sonra, kampın bulunduğumuz bölgesinde reis olan Süleyman Bey’le sohbet ettik. Kendisi özellikle bağışçılarımıza kampta yaşayanlar adına teşekkürlerini sunduktan sonra, bizi mescide davet etti. Burada bize daha güzel bir mescit ihtiyacı olduğunu belirtti. Mescitten ayrılıp tekrar kurban kesim alanına doğru giderken, eşi vefat eden bir kardeşimize taziyelerimizi ilettik. Bu arada Dreç Kampı’ndan etlerin dağıtıma hazır olduğuna dair telefon geldi.

2sudan.jpgVakit geç olmadan tekrar Dreç Kampı’na etlerin dağıtımı için, Abdulmecit’in Sudan yerel müziği çalan kaseti eşliğinde yola çıktık. Kısa süren yolculuğumuzun ardından hazırlanmış olan etleri poşetlere koyduk ve dağıtıma başladık. Doğrusu o kadar yokluğa rağmen, bize karşı gösterdikleri misafirperverlik ve sundukları ikramlar bizi çok etkiledi.

Bayramın birinci günü için yaptığımız programı tamamlamış olarak Cemiyet-ü Tedamun’un merkezine döndük. Doğrusu Mustafa ağabey ve ben bayağı yorulmuştuk. Ancak yeni komşumuz Muhammed Bey’in kendi kurbanını keseceğini duyunca, ben ona yardım etmek üzere kapı önündeki boşluğa çıktım. Muhammed Bey, bu kurbanı Allah rızası için kestiğini ve etinden bize ikram etmek istediğini söyledi. Ben de onların ikram ettiği eti, onlara ikram olsun diye, kendim hazırladım ve pişirdim. Kurban çalışması yaptığımız bütün kardeşlerle oturduk ve yedik. Artık dinlenmeyi hak etmiştik.

Akşam Otaç Kampı’nda ihtiyaç duyulan mescidin yapımına karar verdik ve Cemiyet-ü Tedamun’dan Abdulmecit kardeşe hazırlıkları başlatmasını söyledik. O da sevinç ve heyecanla telefonuna sarıldı ve ilgili kişileri aradı. Yarın çalışmaların başlamasını istedi.

Sessiz bir skeçin anlattıkları

Bayramın ikinci günü, ilk olarak Nyala Belediye Başkanı’nı ziyaret ederek, kendisiyle bayramlaştık. Oradan kurban kesimi yapacağımız Sağır ve Dilsizler Cemiyeti’nin okuluna geçtik. Bizi kapıda cemiyetin başkanı ve yardımcısı karşıladılar. Avluda cemiyetin ilgilendiği aileler ve çocukları bayramlıklarını giymiş, bizi bekliyorlardı. Avlunun bir tarafında da keseceğimiz kurbanlıklar hazır bir şekil duruyordu. Bayramlaşma sırasında Türkiye’den getirdiğimiz balonları ve şekerleri, büyük küçük herkese dağıttık. Doğrusu konuşamayan ama bütün hareketleriyle -lisani halleriyle- sevinçlerini ve teşekkürlerini sunan bu insanlar, bizi çok etkiledi. Hatta bizim için programa bir teşekkür skeçi dahi eklemişler. Önce kurbanların vekaletlerini verdik, daha sonra kurbanlar dağıtıma hazır hale getirilirken, hep birlikte sessiz sunulan skeçi izledik ve neşelendik. Skeçte, çarşıdan alış-veriş yapan, ağır bir yükü olan bir bayanın bu yükünü rikşa ile evine götürmesi sırasında başına gelenler anlatılıyordu. Ağır olan yük rikşanın şoförü ve hamal tarafından zorlukla taşınıyordu. Daha sonra skeçi sunan kardeşlerimiz kendi lisanları ile Türkiye’ye bayram ve teşekkür mesajı gönderdiler. Vedalaştıktan sonra okuldan ayrıldık.

Sağır ve Dilsiz Okulu’ndan sonra Otaç Kampı’na doğru yola çıktık. Bayramın birinci günü aynı kampta kurban kesmiştik. Bugün de (ikinci gün) Otaç için ayırdığımız diğer kurbanları kesmek için, kampın başka bir bölgesine gittik. Burası kampın girişlerinden birisiydi, karakol kontrol noktasıydı. Burada da kurban vekaletlerini verdik ve kurbanlar kesildi. Daha sonra Dreç Kampı’nı ziyaret ettik, kardeşlerimizle bayramlaştık. Burada Cemiyet-ü Tedamun’un Katar’dan bir hayırsever adına kestireceği kurbanlar için birlikte organizasyon yaptık. Oradan Nyala’nın üçüncü derecede büyük ve en eski kampı olan Musi Kampı’na gittik. Bu kampta kardeşlerimizle bayramlaşıp keseceğimiz kurbanlarla ilgili planlama yaptık. Buradan da; “Yarın döneceğiz.” sözünü vererek ayrıldık.

Otaç Kampı’nda bize söylenen mescitle ilgili başlattığımız hazırlıkları yerinde görmek için, tekrar kampa doğru yöneldik. Mescit kararını bir akşam önce vermiş ve en hızlı şekilde yapılması için arkadaşlara haber iletmiştik. Kampa ulaştığımızda çalışma başlamıştı bile. Ağaçtan konstrüksiyon iskeleti yapılıyor, daha sonra dışına kalın kamıştan, iç kısmına da ince kamıştan örülmüş hasırlar bağlanarak, mescit tamamlanıyordu. Zemine de plastik hasırlar serilecek, böylece ibadete hazır hale gelecekti. Kampa gece giriş-çıkış yasak olduğu için hava kararmadan ayrıldık ve kaldığımız yere döndük.

Bir vefat haberi ve “İstanbul Kardeşlik Mescidi”

Bayramın üçüncü günü ilk olarak Musi kampına gittik. Kampta kurbanlıklar gelene kadar barakaları gezdik, ailelerle ve çocuklarla bayramlaştık. Daha sonra kurbanlıkların bir kısmının kesileceği yere gittik. Burada Darfur’un en meşhur kasabıyla tanıştık. Kesimler bitince kurban etleri dağıtıma hazır hale getirilene kadar, biz de heyecanla Otaç Kampı’nda yaptırdığımız mescidin yapımına yardım etmek için yola çıktık. Yolda giderken küçük bir işimizden dolayı Dreç Kampı’na uğradık. Burada küçük Şehira’nın ezbere okuduğu hadis-i şerifi dinledikten sonra çocuklarla vedalaştık ve Dreç’ten Otaç’a doğru gitmek üzere arabamıza bindik. Otaç Kampı’na ulaştığımızda mescit inşaatının epeyce ilerlediğini gördük. Kardeşlerimizle selamlaştıktan sonra, üzücü bir haber aldık. Bir gün önce akşam biz kamptan ayrıldıktan sonra Şeyh Süleyman Bey’in babasının rahatsızlandığını, vefat ettiğini ve sabah erken saatlerde defnedildiğini üzüntüyle öğrendik, kendisine taziyelerimizi ilettik. Buna rağmen Şeyh Süleyman Bey’in mescit inşaatının başında durması, bu konuda ortaya koyduğu çalışma şevki bizi çok etkiledi. Biz de elimizden geldiğince inşaata yardımcı olduk. Bu arada bir gün önce, Cemiyet-ü Tedamun ve kamptaki arkadaşların da tavsiyesi üzerine, mescidin adını “İstanbul Kardeşlik Mescidi” olarak belirledik. Bunu Şeyh Süleyman ve arkadaşlarına söylediğimizde çok etkilendiler ve bize “Hilafet-i Osmaniye” diyerek mukabelede bulundular. Mescit yapımına yardımcı olurken, bizim orada olduğumuzu öğrenen hanımlar hazırladıkları yemekleri bize ikram ettiler. Ertesi gün mescidin açılışını yapmak ve ilk namazı burada kılmak üzere son hazırlıklar yapılırken, biz Musi Kampı’nda kestiğimiz kurbanların etlerini dağıtmak üzere Otaç’tan ayrıldık.

Musi Kampı’nda, kadınlara meslek öğretim kursu olarak kullanılan ve yerel malzemelerden yapılmış (kamış vs.) barakada hazırlanmış olan etleri, poşetlere koyduk. Bazılarını hemen orada, bazılarını da barakaları ziyaret ederek ihtiyaç sahiplerine dağıttık. Ardından kardeşlerimizden kamp hakkında bilgiler aldık. Burada da mescit ihtiyacı olduğunu öğrendik ve kampın meydanına eski mescidin yerine güzel bir mescit yaptırmaya karar verdik. Abdulmecit kardeşimize mescidin yapımıyla ilgili çalışmayı başlatmasını söyledikten sonra, kamptaki çocuklarla vedalaştık ve ayrıldık.

Kamptan kaldığımız misafirhaneye doğru giderken yolda yerel bir Darfur çalgısı çalan bir sokak sanatçısıyla karşılaştık. Bizim için çaldı ve söyledi. Biz de bayram harçlığı verdik kendisine. Akşam bayramlaşma ziyareti için Abdulmecid’in ve Avukat Hıdır Bey’in evine misafir olduk, Darfur’un yerel yemeklerinden tattık ve muhabbet ettik. Gece saat 24:00 sularında misafirhanemize döndük. Nyala’da gece sokağa çıkma yasağı uygulanıyor. Fakat, bayram münasebetiyle bu yasak, bir saat uzatlmış.

Abdülmecit adına hutbe…

Bayramın dördüncü günü Cemiyet-ü Tedamun’un merkezinde yönetim kurulu üyeleriyle görüşme yaptık. Daha çok vakıf kültürü ve yardım organizasyonları üzerine fikir teatisinde bulunduk. Öğlen suları Nyala’da kısa bir gezi yaptık. Çarşıda insanlarla tanışıp hasbihal ettik. Darfur halkının Türkiye’ye karşı ilgi ve muhabbeti çok fazla. Özellikle Osmanlı mirasçısı olmamız en önemli özellik. Osmanlı’ya olan sevgi ve bağlılıkları hala görülüyor. Hatta bir köyde, bir imamın hala Sultan Abdülmecit adına hutbe okuduğunu söylediler. Bu köye gitmek istedik ancak karayolunun meşakkatli olması ve bölgedeki çatışmalar sebebiyle buranın güvensiz olduğunu söylediler. İkindi namazı vakti yaklaşıyordu. Otaç Kampı’nda yaptırdığımız “İstanbul Kardeşlik Mescidi”nin açılışını yapacaktık. Heyecanlıydık. Otaç’a doğru hareket ettik. Bu arada keşke resimlerle ya da kamera görüntüleriyle, sizi bu yaşadıklarımıza şahit kılabilsek ama şehir gezileri görüntümüz yok, çünkü burada çekim yapmak yasak.

Kampta hazırlıklar yapılmış, mescidin hoparlörü hariç (Bayram dolayısıyla dükkanlar kapalı olduğundan alınamamıştı.) bütün tefrişatı tamamlanmıştı. Mescidin açılış merasimiyle ilgili ayrıntılar, burada çekim yapabildiğimiz için görüntülerde mevcut. Mescidi iki hayırsever bağışçımız adına yaptırdık. Bunlardan birisi Merhum Nevim Kaluç Teyze idi. Nevim Teyze yaklaşık beş ay önce kan kanserinden Hakk’ın Rahmetine kavuşmuştu. Biz de Nevim Teyze’nin çocuklarının onun adına yaptığı bağışla böyle bir hayrata aracılık ettik. Akşam ezanının okunmasının ardından vedalaştık ve kamptan ayrıldık.

“Fatih Sultan Mehmet Kardeşlik Mescidi”

Bayramın dördüncü günü sabah ezanından önce, havaalanına gitmek üzere yola çıktık. Önce Musi Kampı’nda yapımını başlattığımız “Fatih Sultan Mehmet Kardeşlik Mescidi”nin son halini görmek üzere, kampa uğradık. Mescidimizin ağaç konstrüksiyonu iskelet halinde yapılmış, diğer eksikleri de o gün tamamlanacaktı. Sabah namazına gelen cemaatle vedalaştık, buradan havaalanına geçtik. Başkent Hartum’a uçmak üzere bineceğimiz uçuş saati belirli olmayan uçağı, beklemeye koyulduk. İki saat beklememizin ardından 10:15 gibi uçacağımıza bineceğimizi öğrendik. Uçağımız önce Faşır’e uğradı. 12:30’da Hartum’a indik. Hartum’da iki gün kaldık. Bu süre zarfında bayramlaşma ziyaretleri yaptık. Bunlardan en önemlisi Sudan kanaat önderi ve eski Meclis başkanı Turabi’nin evine yaptığımız ziyaretti. Şeyh Turabi bizi iki saatten fazla misafir etti. Kendisiyle dünya meseleleri ve Sudan üzerine sohbet ettik. İHH’nın kataloğunu kendisine takdim ettik ve Turabi’yi çalışmalarımız hakkında bilgilendirdik.

Diğer Sudan Seyahatnamesi
Sudan'ın Açe'si; Darfur

Sudan Foto Galerisi
 
< Önceki   Sonraki >
Kurban hatıraları
Kurban kataloğu