
28 Aralık’ta sabah erken saatlerde başlayan heyecanım, akşam bindiğim
Sudan uçağında zirveye ulaştı. Ramazan ayında ilk defa ziyaret ettiğim,
bakışları ve kalpten sevgileri hala yüreğimde olan Sudanlı kardeşlerimin yanına
gidiyordum. Uçağımız önce Hartum’a oradan da Addis Ababa’ya uçacağı için,
uçağımızda İHH’nın kurban organizasyonu dolayısıyla Etiyopya’ya gidecek
arkadaşlarımız da vardı.
Uçağımız Akdeniz üzerinden Etiyopya’nın başkenti Adis
Ababa’ya, oradan da Hartum Havaalanı’na indi. Etiyopya ekibiyle vedalaştıktan
sonra uçaktan indik. Sudan İHH sorumlusu kardeşlerimiz bizi karşıladılar ve o
gece konaklayacağımız Azize Kreşi’nin de bulunduğu Soba semtine doğru yola
koyulduk. Sudan mevsim normallerinin altında, soğuk bir gün geçiriyordu.
Küresel ısınma orada da etkisini göstermiş ve Sudan son 20 yılın en soğuk
günlerini yaşıyordu. 38-40 derece olması beklenirken sıcaklık 18-25 derecelerinde
seyrediyordu. Bu da, bizim için değil ama Sudanlı kardeşlerimizin üşümesi için
yeterli bir sıcaklık derecesiydi. Hartum’un Soba semtine ulaştıktan sonra
arabalardan eşyalarımızı indirdik ve kısa bir muhabbetin ardından, havaalanına
doğru tekrar yola çıktık.
Kurban programı çerçevesinde Sudan’a gazeteci-yazar Mustafa Özcan,
Osmanlı Arşivleri’nden Ramazan Tuğ ve matbaacı Halim Yazıcı ağabeylerle
birlikte gittik. Hartum’a kadar beraber devam eden yolculuğumuz Ramazan ağabey
ve Halim Ağabey’in Kesele’de, Mustafa ağabey
ve benim de Darfur’da yapılacak kurban organizasyonunda görevli olmamız hasebiyle
ilk geceden ayrıldı. Mustafa ağabeyle birlikte saat 03:00 sularında havaalanına
doğru hareket ettik. Sudan’da İHH’nın işlerini takip eden, aynı zamanda Azize
Kreşi’nin müdürü olan Cemil Tekeli Bey bizi arabasıyla havaalanına kadar götürdü.
Ayrıca Afrika Üniversitesi’nde öğrenci olan Adem kardeşimiz de havaalanına
kadar bize refakat etti. Havaalanında birkaç saat bekledikten sonra, Sudan
Havayolları’na ait Rus yapımı çift pervaneli uçakla Darfur’un baş eyaleti olan
Nyala’ya uçtuk. Nyala havaalanında bizi Abdulmecit kardeşimiz karşıladı.
Partner kuruluşumuz Cemiyet-ü Tedamun
Abdülmecit, kendisini Darfur’a
hizmet için adamış bir Sudanlı. Cemiyet-ü Tedamun isimli yardım kuruluşunu altı
ay önce arkadaşlarıyla birlikte kurmuşlar. Özellikle kamplarda yardım ve eğitim
çalışmaları yapıyorlar. Daha önce Ramazan ayında birlikte olduğumuz
kardeşlerimizle kurban kesecek olmamız beni çok duygulandırdı. Cemiyet’ü
Tedamun burada oldukça faal bir yardım kuruluşu. Hatta Nyala’nın tek yerel
kuruluşu da diyebiliriz. Nyala’da onlarca yardım kuruluşu var ancak bunların
çok azı yerel ve Müslümanların kuruluşları. Diğerleri Batılı ülkelerin (ABD,
Avrupa, Avustralya vb.) kuruluşları. Batılı kuruluşlar bölgede özellikle BM ve
ABD’nin desteğiyle kamplarda çalışmalar yapıyorlar. Her şeye rağmen bölge
insanı bu kuruluşların neden burada bulunduğunun farkında. Karşılıksız yardımlar
yapmadıklarını biliyorlar. Ancak çaresizlik ve yoksulluk, kamptakilerin Batılı
kuruluşları reddine engel.
Türkiye ve Türkiye’den gelen kuruluşlara karşı ilgi ve sevgiyi bölge
insanının gözlerinde görebiliyorsunuz. 2006 yılında açılan Türkiye Kızılay
Hastanesi, Darfur halkının çok beğenisini toplamış. Hatta kadınlar kendi
aralarında konuşurlarken çocuklarını daha önce başka hastane ve doktorlara
götürdüklerini, ancak Türkiye’den gelen doktorların ve onların verdiği
ilaçların çok daha faydalı ve etkili olduğunu söylüyorlar. Daha önce Ramazan
ayında Darfur’da gittiğimiz her kampta, Türkiye’nin önemini ve Darfur’da daha
etkili olması gerektiğini işitmiştik.
Çadır ve barakalar diyarı kamplar
Nyala Havaalanı’ndan şehir merkezine doğru yola koyulduk. Gördüğüm
manzaralar ne kadar da farklıydı. İlk olarak Ramazan ayında gördüğüm Nyala
tekrar gözlerimin önündeydi. Küçük yaşlarımda göçebe yaşayan Çingeneler, Malatya’da
bizim köyün yakınına çadır kurarlardı, mal ve hayvan alış-verişi yaparlar üç ay
sonra da daha sıcak bölgelere göçerlerdi. En fazla beş-altı çadır kurarlardı. O
günden sonra Marmara depremi sırasında çokça çadır görmüştüm. Ancak bu kadar
fazla çadırın ve barakanın bir arada bulunduğu kampları ilk defa Ramazan ayında
Darfur’da gördüm. Boş bir araziye yerleştirilmiş on binlerce insan. Dönümlerce
arazide birkaç ağaç görüyoruz, geriye kalanı çadır ve kamıştan yapılmış
barakalardan ibaret. Uzaktan görünüşü tam bir kargaşa manzarası. Buna rağmen
Darfur toprağının verimliliği, anlatılanları da duyunca, dikkatimizi çekmiyor
değil. “Ne ekseniz, biçersiniz.” misali bir durum algılıyorum buranın
topraklarında. Nitekim Abdulmecit, sulandığı takdirde toprağın meyve ağaçlarının
ve sebzenin yetişmesine elverişli olduğunu anlatıyor.
Türk Kızılayı Hastanesi
Bu manzaraları geçtikten sonra şehir merkezine girdik. Afrika Barış Gücü
(AMİS)’nün karargahı ve devriye gezen askerleri dikkatimizden kaçmıyor.
Darfur’da iç savaş başladığında, Afrika ülkeleri tarafından bir barış gücü oluşturulmuş.
Ayrıca BM ve Batılı yardım kuruluşlarının logosunu taşıyan araçlar ve binalar da
dikkatimizden kaçmıyor. Sonra, hemen şehir girişinde dalgalanan Türk bayrağını görüyoruz.
Yaklaşınca Türk Kızılayı’nın bayrağını ve ardından da tabelasını görüyoruz. Burası,
Türk Kızılayı’nın yaptığı ve işletmesi Türkiye Sağlık Bakanlığı’ndan görevli
gönüllü doktorlarla birlikte yürütülen, daha önce Darfur’u ziyaret eden
Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın talimatıyla kurulan Sahra Hastanesi.
Yevm-i arefe…
Kısa yolculuğumuzun ardından partner kuruluşumuz Cemiyet-ü Tedamun’un
merkezine ulaştık. Kardeşlerimiz bizi kapıda karşıladılar. İHH geliyor diye bir
de, “Hoş geldiniz” pankartı hazırlamış ve kalacağımız misafirhanenin girişine
asmışlar. Doğrusu çok ince bir davranış. Çünkü Nyala’da bez pankart yazdırmak zor
ve pahalı bir iş. Darfurlu kardeşlerimizle kısa bir hasbihalin ardından,
yapacağımız çalışmaları kısaca programladık. 27 saate yakın uyumamış ve
yaklaşık 15 saattir yolculuk halinde olmamıza rağmen hiç yorgunluk
hissetmemiştim. Günlerden Cuma… Bugün Sudan’da arife günü idi. Yani onların
ifadesiyle “yevm-i arefe”... Cuma namazı için hazırlıklarımızı yaptık ve
yakındaki bir camide namaz kıldık. Namaz sonrası mahalle halkı bizimle musafaha
yaptılar ve etraftan bazılarıyla tanıştık. Daha sonra Nyala’nın çarşısına gidip
birkaç ihtiyaç malzemesi aldık. Çarşı çok kalabalık ve hareketliydi.
Yaşlısıyla, genciyle, erkeği ve kadınıyla herkes bayram öncesi son alışverişlerini
yapıyorlardı. Tanıştığımız esnaflar bizim Türkiye’den geldiğimizi öğrenince
ayrı bir alaka gösteriyorlar ve “Hilafet-i Osmaniye” diyorlardı.
Çarşıdaki işlerimiz bittikten sonra kurban pazarına gittik. Burada
kurbanlıklar hakkında bilgi edindik. Alınan kurbanları nerelerde keseceğimizi,
dağıtacağımızı Abdulmecit Bey’le konuştuk. Buradaki insanlardan Darfur hakkında
kısa bilgiler aldık. Darfur’un hayvancılık açısından müsait olduğunu, güvenlik
konusunda olumsuzluklar da olmasa hayvancılığın çok daha yaygın yapılabileceğini
öğrendik.
“Hoş geldiniz”
Bayram sabahı yol hazırlıklarımızı yaptıktan sonra, kurban kesimi
yapacağımız kamplardan birisi olan Dreç Kampı’nda bayram namazı kılmak için
yola koyulduk. Yolda Nyala’nın mecnunu olarak bilinen özürlü bir kardeşimize
bayram harçlığı verdik. Kampa ulaştığımızda bayram namazı başlamıştı. Mescidin
kapalı kısmı küçük olduğundan namaz avluda kılınıyordu. Erkekler ön kısımda,
kadınlar arka kısımda saf tutmuşlardı. Biz de cemaate dahil olduk, hutbeyi
dinledikten sonra bayramlaşmaya başladık. Daha önce Ramazan’da gördüğüm Dreç
Kampı, bayram sabahı daha renkli ve neşeliydi. Erkekler bembeyaz yeni
fistanlarını, kadınlar rengarenk yeni elbiselerini giymişlerdi. Çocuklar
bayramlıklarının içinde daha bir neşeli görünüyordu. Tabi alabilenler!
Bayramlaşma bizim için çok manidardı, bizim Türkiye’den İHH’dan geldiğimizi
öğrenenler defalarca “Hoş geldiniz” diyor, sevinçlerini ifade ediyorlardı. Çocuklarla
Mustafa Özcan ağabeyin bayramlaşması çok farklı oldu. Çocuklar şekerleri görünce
bütün tatlılıklarıyla, en güzel bayramlaşmayı yaptılar.
Bayramlaşmanın ardından kurbanlıklarımız getirildi. Kurbanlıklar büyük
baş olduğu için, kampın uzman kişilerince ayaklarından bağlandı ve yere yatırıldı.
Baş kasap tespit edildikten sonra, biz de Türkiye’den kurban bağışçılarımızdan
aldığımız vekaletleri kendisine teslim ettik ve kurbanların kesimi tekbirlerle başladı.
Sırayla baş kasap tarafından boğazlanan kurbanlıklar, daha sonra yardımcı
kasaplar tarafından parçalanmaya başlandı. Kurbanların eti dağıtıma hazır
duruma getirilene kadar, biz de Otaç Kampı’ndaki kurbanların kesimi için yola
çıktık.
Otaç Kampı’nda…
Otaç Kampı’nda kalabalık bir grup tarafından karşılandık. Kurbanlıkları
hazırlamış, kesimler için bizi bekliyorlardı. Selamlaşma ve bayramlaşma
sırasında, Türkçe konuşan, daha önce bir Türk inşaat firmasında çalışmış biri
bizi görünce, az Türkçesiyle bizimle biraz sohbet etti. Bayramlaşmanın ardından
baş kasap geldi ve üzerimizdeki kurban vekaletlerini ona devrettik. Kurbanlar
boğazlandıktan sonra, kampın bulunduğumuz bölgesinde reis olan Süleyman Bey’le
sohbet ettik. Kendisi özellikle bağışçılarımıza kampta yaşayanlar adına
teşekkürlerini sunduktan sonra, bizi mescide davet etti. Burada bize daha güzel
bir mescit ihtiyacı olduğunu belirtti. Mescitten ayrılıp tekrar kurban kesim
alanına doğru giderken, eşi vefat eden bir kardeşimize taziyelerimizi ilettik. Bu
arada Dreç Kampı’ndan etlerin dağıtıma hazır olduğuna dair telefon geldi.
Vakit geç olmadan tekrar Dreç Kampı’na etlerin dağıtımı için,
Abdulmecit’in Sudan yerel müziği çalan kaseti eşliğinde yola çıktık. Kısa süren
yolculuğumuzun ardından hazırlanmış olan etleri poşetlere koyduk ve dağıtıma
başladık. Doğrusu o kadar yokluğa rağmen, bize karşı gösterdikleri misafirperverlik
ve sundukları ikramlar bizi çok etkiledi.
Bayramın birinci günü için yaptığımız programı tamamlamış olarak Cemiyet-ü
Tedamun’un merkezine döndük. Doğrusu Mustafa ağabey ve ben bayağı yorulmuştuk. Ancak
yeni komşumuz Muhammed Bey’in kendi kurbanını keseceğini duyunca, ben ona
yardım etmek üzere kapı önündeki boşluğa çıktım. Muhammed Bey, bu kurbanı Allah
rızası için kestiğini ve etinden bize ikram etmek istediğini söyledi. Ben de onların
ikram ettiği eti, onlara ikram olsun diye, kendim hazırladım ve pişirdim.
Kurban çalışması yaptığımız bütün kardeşlerle oturduk ve yedik. Artık
dinlenmeyi hak etmiştik.
Akşam Otaç Kampı’nda ihtiyaç duyulan mescidin yapımına karar verdik ve Cemiyet-ü
Tedamun’dan Abdulmecit kardeşe hazırlıkları başlatmasını söyledik. O da sevinç
ve heyecanla telefonuna sarıldı ve ilgili kişileri aradı. Yarın çalışmaların
başlamasını istedi.
Sessiz bir skeçin anlattıkları
Bayramın ikinci günü, ilk olarak Nyala Belediye Başkanı’nı ziyaret ederek,
kendisiyle bayramlaştık. Oradan kurban kesimi yapacağımız Sağır ve Dilsizler Cemiyeti’nin
okuluna geçtik. Bizi kapıda cemiyetin başkanı ve yardımcısı karşıladılar.
Avluda cemiyetin ilgilendiği aileler ve çocukları bayramlıklarını giymiş, bizi
bekliyorlardı. Avlunun bir tarafında da keseceğimiz kurbanlıklar hazır bir
şekil duruyordu. Bayramlaşma sırasında Türkiye’den getirdiğimiz balonları ve
şekerleri, büyük küçük herkese dağıttık. Doğrusu konuşamayan ama bütün
hareketleriyle -lisani halleriyle- sevinçlerini ve teşekkürlerini sunan bu
insanlar, bizi çok etkiledi. Hatta bizim için programa bir teşekkür skeçi dahi eklemişler.
Önce kurbanların vekaletlerini verdik, daha sonra kurbanlar dağıtıma hazır hale
getirilirken, hep birlikte sessiz sunulan skeçi izledik ve neşelendik. Skeçte,
çarşıdan alış-veriş yapan, ağır bir yükü olan bir bayanın bu yükünü rikşa ile
evine götürmesi sırasında başına gelenler anlatılıyordu. Ağır olan yük rikşanın
şoförü ve hamal tarafından zorlukla taşınıyordu. Daha sonra skeçi sunan kardeşlerimiz kendi
lisanları ile Türkiye’ye bayram ve teşekkür mesajı gönderdiler. Vedalaştıktan
sonra okuldan ayrıldık.
Sağır ve Dilsiz Okulu’ndan sonra Otaç Kampı’na doğru yola çıktık.
Bayramın birinci günü aynı kampta kurban kesmiştik. Bugün de (ikinci gün) Otaç
için ayırdığımız diğer kurbanları kesmek için, kampın başka bir bölgesine
gittik. Burası kampın girişlerinden birisiydi, karakol kontrol noktasıydı.
Burada da kurban vekaletlerini verdik ve kurbanlar kesildi. Daha sonra Dreç
Kampı’nı ziyaret ettik, kardeşlerimizle bayramlaştık. Burada Cemiyet-ü
Tedamun’un Katar’dan bir hayırsever adına kestireceği kurbanlar için birlikte organizasyon
yaptık. Oradan Nyala’nın üçüncü derecede büyük ve en eski kampı olan Musi Kampı’na
gittik. Bu kampta kardeşlerimizle bayramlaşıp keseceğimiz kurbanlarla ilgili
planlama yaptık. Buradan da; “Yarın döneceğiz.” sözünü vererek ayrıldık.
Otaç Kampı’nda bize söylenen mescitle ilgili başlattığımız hazırlıkları
yerinde görmek için, tekrar kampa doğru yöneldik. Mescit kararını bir akşam
önce vermiş ve en hızlı şekilde yapılması için arkadaşlara haber iletmiştik.
Kampa ulaştığımızda çalışma başlamıştı bile. Ağaçtan konstrüksiyon iskeleti
yapılıyor, daha sonra dışına kalın kamıştan, iç kısmına da ince kamıştan
örülmüş hasırlar bağlanarak, mescit tamamlanıyordu. Zemine de plastik hasırlar
serilecek, böylece ibadete hazır hale gelecekti. Kampa gece giriş-çıkış yasak
olduğu için hava kararmadan ayrıldık ve kaldığımız yere döndük.
Bir vefat haberi ve “İstanbul Kardeşlik
Mescidi”
Bayramın üçüncü günü ilk olarak Musi kampına gittik. Kampta kurbanlıklar
gelene kadar barakaları gezdik, ailelerle ve çocuklarla bayramlaştık. Daha
sonra kurbanlıkların bir kısmının kesileceği yere gittik. Burada Darfur’un en
meşhur kasabıyla tanıştık. Kesimler bitince kurban etleri dağıtıma hazır hale getirilene
kadar, biz de heyecanla Otaç Kampı’nda yaptırdığımız mescidin yapımına yardım
etmek için yola çıktık. Yolda giderken küçük bir işimizden dolayı Dreç Kampı’na
uğradık. Burada küçük Şehira’nın ezbere okuduğu hadis-i şerifi dinledikten
sonra çocuklarla vedalaştık ve Dreç’ten Otaç’a doğru gitmek üzere arabamıza
bindik. Otaç Kampı’na ulaştığımızda mescit inşaatının epeyce ilerlediğini
gördük. Kardeşlerimizle selamlaştıktan sonra, üzücü bir haber aldık. Bir gün
önce akşam biz kamptan ayrıldıktan sonra Şeyh Süleyman Bey’in babasının
rahatsızlandığını, vefat ettiğini ve sabah erken saatlerde defnedildiğini
üzüntüyle öğrendik, kendisine taziyelerimizi ilettik. Buna rağmen Şeyh Süleyman
Bey’in mescit inşaatının başında durması, bu konuda ortaya koyduğu çalışma
şevki bizi çok etkiledi. Biz de elimizden geldiğince inşaata yardımcı olduk. Bu
arada bir gün önce, Cemiyet-ü Tedamun ve kamptaki arkadaşların da tavsiyesi
üzerine, mescidin adını “İstanbul Kardeşlik Mescidi” olarak belirledik. Bunu Şeyh Süleyman ve arkadaşlarına
söylediğimizde çok etkilendiler ve bize “Hilafet-i Osmaniye” diyerek mukabelede
bulundular. Mescit yapımına yardımcı olurken, bizim orada olduğumuzu öğrenen hanımlar
hazırladıkları yemekleri bize ikram ettiler. Ertesi gün mescidin açılışını yapmak
ve ilk namazı burada kılmak üzere son hazırlıklar yapılırken, biz Musi Kampı’nda
kestiğimiz kurbanların etlerini dağıtmak üzere Otaç’tan ayrıldık.
Musi Kampı’nda, kadınlara meslek öğretim kursu olarak kullanılan ve yerel
malzemelerden yapılmış (kamış vs.) barakada hazırlanmış olan etleri, poşetlere
koyduk. Bazılarını hemen orada, bazılarını da barakaları ziyaret ederek ihtiyaç
sahiplerine dağıttık. Ardından kardeşlerimizden kamp hakkında bilgiler aldık.
Burada da mescit ihtiyacı olduğunu öğrendik ve kampın meydanına eski mescidin
yerine güzel bir mescit yaptırmaya karar verdik. Abdulmecit kardeşimize
mescidin yapımıyla ilgili çalışmayı başlatmasını söyledikten sonra, kamptaki
çocuklarla vedalaştık ve ayrıldık.
Kamptan kaldığımız misafirhaneye doğru giderken yolda yerel bir Darfur
çalgısı çalan bir sokak sanatçısıyla karşılaştık. Bizim için çaldı ve söyledi.
Biz de bayram harçlığı verdik kendisine. Akşam bayramlaşma ziyareti için
Abdulmecid’in ve Avukat Hıdır Bey’in evine misafir olduk, Darfur’un yerel yemeklerinden
tattık ve muhabbet ettik. Gece saat 24:00 sularında misafirhanemize döndük.
Nyala’da gece sokağa çıkma yasağı uygulanıyor. Fakat, bayram münasebetiyle bu
yasak, bir saat uzatlmış.
Abdülmecit adına hutbe…
Bayramın dördüncü günü Cemiyet-ü Tedamun’un merkezinde yönetim kurulu üyeleriyle
görüşme yaptık. Daha çok vakıf kültürü ve yardım organizasyonları üzerine fikir
teatisinde bulunduk. Öğlen suları Nyala’da kısa bir gezi yaptık. Çarşıda
insanlarla tanışıp hasbihal ettik. Darfur halkının Türkiye’ye karşı ilgi ve
muhabbeti çok fazla. Özellikle Osmanlı mirasçısı olmamız en önemli özellik.
Osmanlı’ya olan sevgi ve bağlılıkları hala görülüyor. Hatta bir köyde, bir
imamın hala Sultan Abdülmecit adına hutbe okuduğunu söylediler. Bu köye gitmek
istedik ancak karayolunun meşakkatli olması ve bölgedeki çatışmalar sebebiyle
buranın güvensiz olduğunu söylediler. İkindi namazı vakti yaklaşıyordu. Otaç Kampı’nda
yaptırdığımız “İstanbul Kardeşlik Mescidi”nin açılışını yapacaktık.
Heyecanlıydık. Otaç’a doğru hareket ettik. Bu arada keşke resimlerle ya da
kamera görüntüleriyle, sizi bu yaşadıklarımıza şahit kılabilsek ama şehir
gezileri görüntümüz yok, çünkü burada çekim yapmak yasak.
Kampta hazırlıklar yapılmış, mescidin hoparlörü hariç (Bayram dolayısıyla
dükkanlar kapalı olduğundan alınamamıştı.) bütün tefrişatı tamamlanmıştı. Mescidin
açılış merasimiyle ilgili ayrıntılar, burada çekim yapabildiğimiz için
görüntülerde mevcut. Mescidi iki hayırsever bağışçımız adına yaptırdık.
Bunlardan birisi Merhum Nevim Kaluç Teyze idi. Nevim Teyze yaklaşık beş ay önce
kan kanserinden Hakk’ın Rahmetine kavuşmuştu. Biz de Nevim Teyze’nin
çocuklarının onun adına yaptığı bağışla böyle bir hayrata aracılık ettik. Akşam
ezanının okunmasının ardından vedalaştık ve kamptan ayrıldık.
“Fatih Sultan Mehmet Kardeşlik Mescidi”
Bayramın dördüncü günü sabah ezanından önce, havaalanına gitmek üzere
yola çıktık. Önce Musi Kampı’nda yapımını başlattığımız “Fatih Sultan Mehmet
Kardeşlik Mescidi”nin son halini görmek üzere, kampa uğradık. Mescidimizin ağaç
konstrüksiyonu iskelet halinde yapılmış, diğer eksikleri de o gün tamamlanacaktı.
Sabah namazına gelen cemaatle vedalaştık, buradan havaalanına geçtik. Başkent Hartum’a
uçmak üzere bineceğimiz uçuş saati belirli olmayan uçağı, beklemeye koyulduk.
İki saat beklememizin ardından 10:15 gibi uçacağımıza bineceğimizi öğrendik.
Uçağımız önce Faşır’e uğradı. 12:30’da Hartum’a indik. Hartum’da iki gün
kaldık. Bu süre zarfında bayramlaşma ziyaretleri yaptık. Bunlardan en önemlisi
Sudan kanaat önderi ve eski Meclis başkanı Turabi’nin evine yaptığımız
ziyaretti. Şeyh Turabi bizi iki saatten fazla misafir etti. Kendisiyle dünya meseleleri
ve Sudan üzerine sohbet ettik. İHH’nın kataloğunu kendisine takdim ettik ve Turabi’yi
çalışmalarımız hakkında bilgilendirdik.
Diğer Sudan Seyahatnamesi
Sudan'ın Açe'si; Darfur
Sudan Foto Galerisi
|