Namibya'da ilk Kurban Organizasyonu PDF Yazdır E-posta
Yazar Tahsin Akyıldız   
namibya.jpg

Kanla gelen bağımsızlık

İHH olarak ilk defa kurban organizasyonu gerçekleştirdiğimiz Namibya çok uzun bir tarihi geçmişe sahip. Güney Afrika ülkelerinden Namibya’nın, Namibya çölünde bulunan erken dönem taş çağına ait aletlere göre 750 bin yıllık bir tarihi geçmişi var. Bu topraklarda yaşayan bilinen ya da tahmin edilen ilk topluluk Boskopoidsler. Bunların varisleri ise çoğunlukla yanlış olarak “Bushmen” diye isimlendirilen “San” kabilesidir. Bugün San kabilesi mensupları Kalahari Çölü’nde yaşamaktadırlar.

1450’lerde başlayan Avrupalı sömürgeci kaşif ve misyonerlerin Güney Afrika’ya ulaşmasından sonra Namibya’da bu seferlerden nasibini almıştır ve İspanyollar ve Portekizlilerden sonra, sonunda 1884’te Almanların “Güneybatı Afrika” adıyla, Namibya’yı tamamen sömürge yapmasıyla, bu süreç son bulmuştur. Alman sömürgesine karşı kabile şeflerinin kimileri kandırılarak sömürgecilerle işbirliği yaparken kimileri de direnmiş ve mücadelelerini sürdürmüştür.

Bunlardan biri de Kabile Şefi Hosea Kutako idi. 1904’de Alman sömürgeciliğine karşı savaşırken yaralandı ve hapsedildi. 80 bin kişiden oluşan Herero kabilesinin 65 bini öldürüldükten sonra şef serbest bırakıldı. Serbest kaldıktan sonra öğretmen ve madenci olarak çalıştı. 1915’te Botsvana’daki Hereroların lideri olan Şef Samuel Maharero’nun ölümünden sekiz yıl önce lider ilan edildi. Birinci Dünya Savaşı’ndan sonra Namibya, Milletler Cemiyeti tarafından Güney Afrika Cumhuriyeti’ne verildi. Namibya, İkinci Dünya Savaşı sırasında ise Güney Afrika Cumhuriyeti tarafından tamamen işgal edildi. Kabile Şefi Hosea Kutako, 1940’lardan başlayarak 1970’lere kadar Namibya’nın bağımsızlığı için çalıştı. 20 Temmuz 1970’te, 100 yaşında iken, Namibya’nın bağımsızlığının geri verilmesi için yapılan BM toplantısında öldü. 1966’da “Güneybatı Afrika Halkları” adlı Marksist grup, bağımsızlıklarını kazanmak amacıyla saldırılara başladı ve 21 Mart 1990’da, Namibya, beyazların yönetimindeki Güney Afrika Cumhuriyeti’nden ayrılarak, bağımsız bir ülke oldu. Yüzölçümü 825.418 km² olan Namibya’nın nüfus yoğunluğu çok düşüktür ve toplam nüfusu iki milyon 100 bin civarındadır. Caddeleri, sokakları, mimari tarzı ile apaçık bir şekilde sömürgeciliğin izlerini taşıyan Namibya, geleneksel Afrika kültürünün yok edilmesi mücadelesinin de en ciddi şekilde yaşandığı ülkelerden birisidir.

Namibya, devlet olarak seküler bir devlet olmakla birlikte, iki milyonluk nüfusunun %90’ı Hıristiyan’dır. Hıristiyanların da %90’ı Evanjelist’tir ve Luteryan kilisesine mensuptur ki bu Afrika kıtasındaki en büyük orandır. Geri kalanları da Katolik ve Anglikan mezhepleri ile bağımsız Afrika kiliselerine mensuptur. Ülkede, az sayıda Müslüman ve Yahudi nüfus da bulunmaktadır. İngilizce resmi dil olmakla birlikte Namibya’da; Caprivi, Herero, Kavango, Owamboi ve Tswana halkları tarafından Bantu dilleri ile Afrikanca, Almanca, Portekizce konuşulur. Siyahlarla beyazların ayrı şekilde yaşadığı ırkçı bir tarihe de sahiptir Namibya. Burada bir zamanlar, yerli halk beyazların kullandıkları oturakları, tuvaletleri vb. şeyleri bile kullanamazdı. Yarı çöl iklimine sahip olan Namibya’nın kırmızı renkli kumlu çölleri meşhurdur.

Ülkedeki ilk yerli siyah Müslüman, 1980 yılında İslam’la şereflendi

İslam, Angola gibi Namibya için de çok yeni bir din. 1980’lere kadar Güney Afrika Cumhuriyeti’nden gelip Walvis Bay, Lüderitz ve Swakopmund sahil şehirlerine yerleşen kimi Müslümanlar olmasına rağmen İslam, halkın çoğunluğu tarafından bilinmiyordu. Ülkenin ilk yerli siyah Müslüman’ı 1980 yılında Maseru’daki İslam Konferansı sonrasında İslam’ı seçen kişidir. Şu anda İslam, ülkede yerliler arasında yayılmaktadır. İslam dini Allah’ın dininin Müslüman olmayanlara tebliğ edilmesini emretmesine rağmen, yaşanılan din, caminin dışına çıkmamaktadır Namibya’da. Ülkede yedi tane cami bulunmaktadır.

Namibya Havaalanı’nda, Windhoek İslam Merkezi’nin iki imamı İmam Şafi ve İmam Ali karşıladılar bizi. İkisi de Medine Üniversitesi mezunu ve ikisi de Namibyalı. Beni ülkenin tek İslam merkezi olan başkentteki Windhoek İslam Merkezi’ne götürdüler. Ama oraya gidince öğrendim ki yarın bayram… 29 Aralık akşamı geldiğim Windhoek’te koşuşturmam bir gün erken başlayacaktı ( Namibya’da Suudi Arabistan’la birlikte bayrama girdik, oranın yöneticileri Suudi Arabistan’ı her bayram takip ediyorlarmış).

İHH olarak Namibya’da gerçekleştireceğimiz ilk kurban organizasyonu olduğu için gerçekten çok heyecanlıydım. Ertesi gün yaklaşık 200 kişiyle bayram namazını kıldık. Kurban kesimlerinin yapılacağı çiftliğe gittik ve kurbanlıkları seçtik. Beyaz Afrikan çiftlik sahibiyle pazarlığımızı yaptık. (Bunu özellikle söylüyorum çünkü burada hayvancılığı ve çiftçiliği beyaz Afrikanlar ellerinde tutuyorlar.) Bayramın ilk gününde, 100 tane koyun kesilmeye başlandı. Ve kesim işlemi profesyonelce yapılıyordu. İçerde yüzme işlemi ve iç organların ayrılması yapıldıktan sonra, etler arka odaya gidiyor, orada doğranıp plastik poşetlere konuyordu. Bu işlemler iki gün sürdü ve ikinci günün ardından, depolarda bulunan beşer kiloluk poşetlere konulmuş etler, dağıtılmak üzere bizi bekliyordu. Bu arada İslam merkezinde her gün et yemeği pişirilerek, bayramda cami cemaatine servis yapıldı. Yemekleri Mısırlı Ezher mezunu bir kardeşimiz olan Wael yapıyordu. Wael yaklaşık iki aydır oradaymış ve orada Arapça ve Kuran-ı Kerim dersleri veriyormuş. İslam Merkezi burada, bir yerden bir yere yolculuk yapanların da durak noktası hatta bu kişiler camide misafir ediliyorlar. Beni de caminin içinde bir odada misafir ettiler. Üçüncü gün İslam Merkezi’nin önünde kurban etlerimizi Müslüman ailelere ilk defa dağıtıyoruz.

Katatura’nın karanlığında…

Dördüncü gün ise programımız, güney Afrika’da apartheid zamanında oluşturulan Soweto bölgesinin aynısı konumundaki “Katatura” denilen sadece siyahların yaşadığı bir bölgede geçiyor. Burada bir mescit var; Katatura mescidi. İmam Harun’un eşliğinde etraftaki Müslüman ailelere mescidin önünde dağıtımımızı yaptık. Bayramdan sonraki ilk gün İmam Ali ile birlikte Windhoek Merkez Hapishanesi’ne gidip hapishane müdürü ile görüştük. Burada tabi ki içeri fotoğraf makinesi sokamadık ve etleri dağıtacaklarına dair söz aldıktan sonra oradan ayrıldık. Sonraki gün için ise Dolam Children’s Home ve SOS Kinderdorf E. V. Germany tarafından finanse edilip SOS Kinderdorf International tarafından inşa edilen SOS Children’s Village yetimhaneleri ile randevu alınmıştı. Sıra ile bunları ziyaret ettik ve yetimhanelere et bağışında bulunduk. Özellikle burada şunu belirtmek gerekiyor ki; bu yetimhanelerin hiçbirisi Müslümanlar tarafından yönetilmiyor. Bu ülkede özellikle yetimhanelere ihtiyaç var.

Windhoek, ülkenin en gelişmiş şehri. Şehirde Alman yapıları özellikle göze çarpıyor. Özellikle de Alman Luteryan Kilisesi, şehrin hemen hemen her yerinden görülebiliyor. En fazla fotoğrafı çekilen bu anıt kilisede, 1990 yılında bağımsızlık kazanılıncaya kadar, beyazların dışında kimseye ibadet etme izni verilmiyormuş. Beni gezdiren, Windhoek İslam Merkezi eski yöneticilerinden olan Ahmed ve arkadaşları, Hindistan asıllı Müslümanları toplayarak burada kendilerine bir mescit inşa etmişler. Beni gezdirmesinin nedenini, başka organizasyonlarla da çalışmamız gerektiği noktasına bağlıyor. Ahmed, beni şehirdeki müzelere götürüp gezdirdi. Şehirde iki adet müze var: Birisi Namibya Ulusal Müzesi, diğeri ise Alte Veste. Bu dikdörtgen biçimindeki kaleye benzeyen yapı içerisinde eskiden askerler barındığı için, burada özellikle askeri tarihi eserler sergileniyor. Diğer Namibya Ulusal Müzesi’nde ise daha çok sosyal ve kültürel öğeler ön plana çıkıyor ve bir bölümünde ise Namibya’da bulunan hayvan, kuş ve bitkilerin dondurulmuş maketleri sergileniyor. Buradaki en ilginç izlenimim ise, müzeye bu sene yeni bir bölüm eklemişler, bölümün amacı ise Kırgızların, kendi kültürlerine yakın bir millet olduğunu göstermek. Bu amaçla, bu bölümde, Kırgızistan bayrağı, Kırgız keçisi, devesi ve en önemlisi Kırgız çadırı sergileniyor. Burada Kırgız çadırıyla, kendi kabilelerinin çadır tiplerini karşılaştırmışlar. Hakikaten çok benzerlik var Kırgız çadırıyla San çadırı arasında.

Windhoek şehrini Mısırlı arkadaşla fotoğraflar çekerek ve video kaydı yaparak dört saatlik bir sürede geziyoruz. Independent Street buranın en büyük caddesi ve bu cadde üzerinde büyük hoteller ve restaurantlar bulunuyor.

Moderniteye karşı direnen bir kabile: Himbalar…

Burada enteresan bir kabile var. Kabilenin ismi Himba. “Bu kabilenin insanları normalde şehre pek gelmezler.”diyor Ahmed. Bunlar, hiç yıkanmazlarmış, kırmızı killi toprak ve bir çeşit hayvan yağı ile karışım yapıp vücutlarına sürerlermiş. Giysi kullanmıyor sadece avret yerlerini ufak bir bez parçasıyla örtüyorlarmış. Bunlar Herero kabilesi ile ortak bir kültür mirasına sahip olmalarına rağmen, yeni fikirlere ve modern yaşama karşı direniyorlarmış. Bu anlamda Batı’nın materyalist kültürünün en az etkide bulunabildiği bir çevrede yaşıyorlarmış.

Mısırlı Namibya vatandaşı Müslüman bir doktor beni akşam yemeğine davet ediyor ve o akşam masada Mısırlı, İranlı ve bir Türk bir arada yemek yiyoruz. İran’ın burada bir elçiliği ve bir de camileri var: Kuba camii. Ülkenin kuzeyinde de Müslümanların yaşadığı köylerin olduğunu ve ülke genelinde yaklaşık 5000 Müslüman olduğunu öğreniyorum yemek esnasında. Müslümanların en yoğun yaşadığı yer başkent Windhoek ve kuzeydeki bazı köylermiş. Ülkedeki siyah Müslümanların durumu maalesef pek iç acıcı değil. Ekonomiyi ellerinde tutan diğer Müslümanlar da pek onları sahiplenmiyor. Bu yüzden de biz kurban organizasyonunu siyah Müslüman kardeşlerimizle yaptık. Namibya’dan Kurban ve paylaşma sevincini yaşayarak dönüyorum.

Namibya Foto Galerisi
 
< Önceki   Sonraki >
Kurban hatıraları
Kurban kataloğu