Mozambik'in mozayiği PDF Yazdır E-posta
Yazar Ömer Faruk-Nasuhi Belalan   
mozambik.jpg

30 Aralık günü, cennetten bir parça olan Güney Afrika’dan yola çıkarak yine cennet gibi yeşil ve güzel olan Mozambik’e gittim.

Beni havaalanında, yetim çocukların hocası Abdülkerim kardeşim karşıladı ve oradan birlikte otele geçtik. Akşam namazından sonra sarrafa uğrayıp işlerimizi gördük. Sabah, bayram-ı şerifi idrak ve ifa için camiye gittik. Namazın akabinde kurbanları alıp, Türkiyeli Müslümanlar adına aynı yerde kurban ettik. İkindi-akşam arası dağıtım için büyük bir kamyonla yola çıktık. 70- 80 km uzaklıktaki köylere gittik ve imamla birlikte, polis nezaretinde kurbanlık etleri köylülere dağıttık. O gece arabamız köy ortasında kuma saplandı. İleri-geri derken üç saat arabayı kumdan çıkartmakla uğraştık. Kör bir lamba ve ay ışığı altında geçirdiğimiz gece, hem çok sıkıntılı, hem de bir o kadar rahmet ve zevk barındıran bir gece oldu.

Oradan çıkışta, yol kenarından gelip-geçen insanlara, Portekizce “mişkita”yı yani “mescidi” sorduk. Bunu sormaktaki amacımız, çölde yeşillik olması orada su/ab-ı hayat olduğu anlamına gelir ya; işte onun gibi, mescidi sorarak, Müslüman köy ve mahallelerini bulmaya çalışmaktı. Quelimane şehrine geldiğimizde saat gece 02:30’du. Fakat buna rağmen, daha önce imamlara, orada et dağıtılacağını haber verdiğimiz için, saat gece yarısını çoktan geçse de, halk dört gözle bizi bekliyordu. Unutmadan; kurban kestiğimiz yerde çocukların; kırılan, dağılan, kedinin bile karnını doyurmayacak kadar küçük et ve kemik parçalarını topladığını gördüğümde için için ağladım ve bir muhasebe yaptım; yediklerimiz/yemediklerimiz, içtiklerimiz/içmediklerimiz hakkında…

Varlık içinde yokluk çeken Afrika insanına…

Et alan insanlar belki de bir tadımlık aldılar. Ama o mutluluk bize hicran ve sevinç gözyaşları döktürüyordu. Asla itişme-kakışma yok; insanlar, son derece hürmet ve saygı çerçevesinde hareket ettiler. Onlara “çam sakızı, çoban armağanı” cinsinden kurbanlarımızı dağıttıktan sonra, devlet hastanesine gittik. Orada da bir miktar daha dağıtım yaptık. Ondan sonra hapishaneye uğradık. Hemen yanımıza gece bekçisi gardiyan geldi ve biz durumu kendisine arz ettikten sonra, anlattıklarımızı müdürüne aktardı. Müdürden izin çıkınca, içerden bir Müslüman mahkum çağırdılar. Kurbandan 40-50 kişilik hisse de oraya verdik.

Yaşadıklarımın hepsi son derece yürek burkan olaylardı. Şahsım ve ülkem adına hep ama hep muhasebe yaptım. Varlık içinde yokluk çeken Afrika insanı (siyahlar); küçük çakıl taşları ve çamuru kararak, çubuk çitlerle evlerinin odalarını, duvarlarını yapıyorlar. Evlerin üstü otlarla örtülü. Eğer saçla örtülü bir ev varsa, o ev, saray olarak addediliyor.

“Afrika” adlı şiirimde de dediğim gibi;

Evin damından hicran, gözyaşı… damlıyor,

Anne sessiz, sakin için için ağlıyor.

İçine gizleyip gözyaşını saklıyor.

Ey matem, bugün kim için tutulmaktasın?

Matem, bir gün yolun düşerse bu kıtaya

Ne olur kopup gel, kopup gel Afrika’ya!

Ne çobanı sor, ne koyunu sor kayaya…

Ana nerde, çocuklar nerde, kendin gör!

Ana çit ardında, çocuk ota sarılı,

Gözler, gönüller fersiz, bacaklar yaralı.

Kader aynı renk ve deseniyle buralı.

Gördüm elmas ülkesini, açlık içinde.

“İmparatorluğa veda” değil, “İmparatorluğa merhaba” demenin vakti

Anadolu insanı, Allah sizlerden razı olsun! O’nun sizden rızası hususunda en küçük şüphem yok. Siz Allah (c.c.)’a ve Resulü (s.a.v.)’ne inandığınız için, kurbanlarınızı kardeşlerinize gönderdiniz. Buradaki manzaraları görseydiniz, inanıyorum; o sevinçleri görmek için kendiniz yemez, yine gönderirdiniz. Allah sizlerden binlerce kez razı olsun.

Afrika’nın, İslam toprağı olduğuna hükmettim. Onları cehaletten ve sefaletten kurtaracak şeyin yalnızca ve yalnızca “İslam” olduğunu görünce, İslam’ın dünya ve ahiret saadetinin temini olduğuna tekrar tekrar iman ettim.

İslam’ın ve hac, zekat, sadaka, kurban gibi müesseselerin ne manaya geldiğini, insan buralarda daha iyi idrak ediyor. Batı toplumunda/kültüründe bu müesseseler olmadığı için; sömürme, hortumlama, yağmalama, zorlama, kandırma ve ele geçirmenin yolunun; onların iman ettiği İncil’in(!) penceresinden bakınca, normal olarak görülmesi oldukça doğal.

Anadolu Müslümanları adına, Quelimane Bölgesi’nin Başbakanı’yla görüştüm. Maria isimli Başbakan’a, Türkiye’den selam, dua ve muhabbet getirdiğimi arz ettim. Son derece memnun oldu. Kendisinin de Müslüman olduğunu öğrenmek, bizler için çok büyük bir sevinç vesilesi oldu. Kendilerine, burada okul, hastane, köylülere ev, su kuyusu v.s. yapmak istediğimizi söyleyince, candan teşekkür ve dua edip, ellerinden gelen kolaylığı göstereceklerini ve bundan çok memnun olacaklarını söyledi.

Anlıyorum ki, “İmparatorluğa veda” değil, “İmparatorluğa merhaba” demenin vakti çoktan gelmiş. Herkes senin gözünün içine bakıyor Anadolu insanı! Anlamalısın bu, hüzün, buruk, acı ve hicran dolu bakışların manasını…

Mozambik Foto Galerisi
 
< Önceki   Sonraki >
Kurban hatıraları
Kurban kataloğu