 Gönülden verdiklerinizi emanet olarak aldık ve tam 111 ülke ve bölgede yüz binlerce kardeşimize ulaştırdık.
Fedakârlık ve rızanın mükâfatı kurbanlarınızla yüzlerine tebessüm kondurduğumuz yetim ve muhtaç kardeşlerimiz adına teşekkür ederiz. |
|
|
Yazar Halil Cevdet Kaya
|
Lesotho, Güney Afrika’da krallıkla yönetilen bir yoksullar ülkesi. Misyoner kuşatmasında olan ülkede AİDS en büyük tehlike. Azınlık durumda olan Müslümanlar sıkı sıkıya dinlerine sarılmış. Türkiye’den kendilerine uzatılan kardeşlik eline sıcacık bir merhabayla karşılık veriyorlar!
Bu yıl kurban bayramını İHH gönüllüsü olarak uzak diyarlarda geçirme kararını bir ay kadar önce aldım. Müracaatımın kabul edildiğini sevinçle öğreniyorum. Yolculuk nereye? Lesotho! Arkadaşlara nereye gideceğimi söylediğimde ilk olarak; "O da ne, kamyon markası mı?" diyorlar. Lesotho, Güney Afrika’da bir krallık. Fakat nasıl bir yerdir, kimler vardır, pek de bilen yok. Olsun nasıl olsa gidince öğrenirim. Benim için fark etmez, nasılsa ben uzun yolculukları da, macerayı da severim. İtiraf etmem gerekirse, içimde sebebini bilmediğim garip bir heyecan var. Yola çıkmadan üç gün önce gideceğim yerde bizi Türkiyeli Müslümanların karşılayacağını ve yalnız olmadığımı öğreniyorum.
Tarih 17 Aralık 2007. Yolculuk başlıyor, çantalar, valizler hazır. Akşam saat 21.00 sularında havaalanındayım, fakat başlangıç biraz sorunlu. Fazla bagajdan dolayı THY’ye 40$ ödemek zorunda kalıyorum. Hadi hayırlısı, sonu iyi olsun, deyip devam ediyorum. Uçak 23.30’da kalkıyor ve on saatlik bir yolcululuktan sonra Johannesburg’dayız. Bizi ilkin yaz mevsimi karşılıyor. Havaalanı çıkışında bizi oradaki Türk arkadaşlar karşılıyor ve şehir merkezine üç ayrı araçla, birbirimizi takip ederek gidiyoruz. Güney Afrika’dan sonra birçok arkadaşımız çevre ülkelere geçeceği için ilk günü vize işlemleri ile geçiriyoruz. Akşamüzeri çok eskiden tanıdığım fakat uzun yıllardır görüşmediğim Kamil kardeşimle buluşuyorum. Aynı mahallede oturduğun bir dostumla yıllar sonra, dünyanın bir ucunda karşılaşmak insanda garip bir duygu oluşturuyor.
Yol arkadaşıyla tanışma ve yola koyulma zamanıAkşam Mustafa Efe kardeşimizin öncülüğünde kurulan ve Türk öğrencilerin kullandığı Hikmet Evi’nde kalıyoruz. İsmini Türkiye’de öğrendiğim ve Lesotho yolculuğunu beraber yapacağımız Abdurrahim Sıradağ kardeşimizle henüz tanışamadım. Kendisini merak ediyorum, çünkü uzun yolculuklarda yol arkadaşı ve aranızdaki uyum çok önemli. 19 Aralık 2007 Çarşamba günü, sabah kahvaltıda genç bir arkadaş "Yol arkadaşın benim, Lesotho’ya beraber gidiyoruz." diyor. O zaman sen Abdurrahim olmalısın diyorum ve yol arkadaşımla böylece tanışmış oluyoruz. Aynı gün öğlen saatlerinde kiralık arabamızla Lesotho’ya yola çıkacağız. Fakat arabayı kim sürecek? Abdurrahim’in şoförlüğü zayıf, benimse ehliyetim yanımda değil. Sonunda iş başa düşüyor ve direksiyonu sağda, soldan işleyen bir trafikte, ehliyetsiz, yabancı bir ülkede toplam altı gün ve 2500 km’lik bir yolculuk için direksiyona geçiyorum.
Ver elini 600 km’lik mesafede Maseru. (Lesotho’nun başkenti). Güney Afrika’da yollar güzel. Küçük bir kaybolmayla akşam saat 21.00 civarında sınıra ulaşıyoruz. Lesotho’daki partnerimiz Hacı Abdullah Mohale bizi karşılıyor. 10 dakika sonra Maseru’dayız. Abdulmelik’le buluşuyoruz. Yemek için tavuklarımızı alıp Tivay’a, Ali’nin yanına gidiyoruz. Tivay’da Cemaat Khane (mescid)’de hem yemeğimizi yiyor hem de ilk toplantımızı yapıyoruz. Abdullah ve Ali, Lesotho’daki partner kurumumuz Barış Evi’nin kurucu ve yöneticileri. Barış Evi (The House of Peace Trust) yeni bir kuruluş.
Lesotho’da bayramLesotho, üç milyon nüfuslu, 3-5 bin Müslüman’ın yaşadığı, Müslümanların büyük çoğunluğunu Hindistan kökenlilerin oluşturduğu, krallıkla yönetilen, ağırlıklı dinin Hıristiyanlık olduğu, en yaygın şeyin içki, fuhuş ve dans olduğu, nüfusunun %30’u AIDS’li olan, doğal su kaynakları ve dağlarıyla meşhur, bir adı da "Dağlar Krallığı" olan küçük, şirin ve yeşil bir ülke.
Bayram namazında mütevazı bir mescitteyiz. Mescitte yaklaşık 50 kişi var. Çok sayıda çocuğun namaza gelmesi hoşuma giden bir manzara. Hintli Müslümanların etkinliği bayramda da kendini gösteriyor. Namazdan sonra ayakta okunan ilahi ve salavat-ı şerifler oldukça ilginçti. Namazdan sonra mescidin giriş kısmında kahvaltı tarzı basit bir ikramın ardından kurban kesimi için faaliyete başlıyoruz. Bizim götürdüğümüz balonlar, şeker, tişört vs. de olmasa, bayramı hissettiren pek bir şey yok. Şehrin genel görünümü de yokluk ve sömürüyü çok açık belli ediyor.
Bayram günü evinden, çevresinden uzakta olmak insanda garip bir hüzün oluşturuyor. Fakat memleketinden 10.000 km uzakta dili, ırkı, örfü, rengi farklı olmasına rağmen yeni tanıştığımız bu insanlarla 40 yıllık arkadaşlar gibi muhabbet kurup kardeşliği hissedebilmek insanda tarifsiz bir mutluluk oluşturuyor ve bir kez daha "İyi ki Müslümanmışım, Elhamdülillah." dedirtiyor.
Kurban hediyeleri yüzleri güldürüyorBayramın birinci günü Tivay’deki mescidin bahçesinde buradaki Müslümanlarla birlikte sekiz adet büyükbaş kurban kesip, poşetleyip, bölgede çoğunluğu Müslüman olan yoksul halka ve yetimlere dağıtıyoruz. İnsanların bir poşet et almaktan duydukları sevinç beni çok hüzünlendirdi ve "İyi ki gelmişim." dedim. İkinci gün program Maputso’daydı. Cuma namazını şehir merkezindeki Medine Mescidi’nde kıldık. Kurbanlıklar alınmadığı için hayvanların bulunması, satın alınması derken kesime ancak saat 17.00 civarında başlayabildik. Etlerin bir kısmını bizimle beraber çalışan Müslümanlara dağıtıp, çoğunu ise kesimi bahçesinde yaptığımız yatılı İslam okulunun yemekhanesine bıraktık. Bu sırada tanıştığım gençler Da’va isminde bir sosyal kuruluşun olduğunu ve orada toplanarak İslami sohbet yaptıklarını söylüyorlar.
Üçüncü gün Başkent Maseru’dayız. 15 adet kurban kesmemiz lazım. Üstad Abdulmelik bağlantıları kurmuş, hayvanların bazısını almış, bazısı için de kapora vermişti. Çevresinin daha geniş olması, imkânlarının fazla olması gibi avantajlar ile daha güzel iş bitiriyor. Maseru’nun dışındaki mahalleye vardığımızda vakit sabah olmasına rağmen kalabalık bir grup toplanmıştı. Kurbanlar gelmeden önce insanlarla bayramlaşıyoruz, sohbet ediyoruz, çocuklara basit de olsa hediye ve şeker dağıtıyoruz. 9-10 yaşlarında bir kız çocuğunun örtüsü dikkatimi çekiyor. Türkiye’deki örtü usulüne benziyor. Derken adının Saide olduğunu söyleyen kız, "Abi, ben Türkçe biliyorum." diyerek yanıma geliyor. Nereden öğrendiğini sorunca, Johannesburg’ta Türkiye merkezli bir cemaatin medresesinde okuduğunu öğreniyoruz. Böylece oralarda olmayan o örtünün sırrı da anlaşılmış oluyor. Kurban kesimini bizzat üstleniyoruz
Kurban kesimine başlıyoruz. Burada ben de kıyafetimi değiştirip kesime yardımcı oluyorum. Benim kestiğim hayvanları onlar yüzüp parçalıyorlar. İkindi saatlerinde işimiz bitmiş oluyor. Görevimizi alnımızın akıyla yerine getirmenin rahatlığıyla bir "Elhamdülillah" diyoruz. Bugün hava çok sıcak, iş de çok olunca oldukça fazla yandım. Üç günde rengim neredeyse Lesotholulara yaklaştı. Abdulmelik’in şehir merkezindeki kilisenin içinde kiralamış olduğu bilgisayar okulunda son oturumumuzu yapıp, işleri gözden geçirdikten ve gerekli evrak ve imza işlerinden sonra çarşıda gece 22.00 civarı kaldırımda oturarak ellerimle barbunyalı pilavımı yiyorum. Ve yarınki geziye hazır olmak için dinlenmeye Tivay’deki otelimize gidiyoruz.
Lesotho’ya dair23 Aralık 2007 Pazar sabahı Lesotho’nun en azından yakın, bir gün içinde gezilebilecek yerlerini gezelim diye yola çıkıyoruz. Ali dört gündür bizimle beraber. Gerçekten samimi, güzel bir Müslüman ve yollarda bizi durduran polislerin hemen hemen hepsini tanıyor. Böylece evrak sorulmadan geçebiliyoruz. Lesotho köylülerinin evleri gerçekten fakirliğin ve basit yaşantının en belirgin göstergesi. Bazen köşeli, bazen yuvarlak, üzeri kamışla örtülü basit bir kulübe ve içinde beş-altı nüfus...
Dün akşamdan beri yol arkadaşımız Ali’nin evinde buzdolabı olmadığını öğrendim ve kafama takılıyor. Bir çare üretmeliyim. Buraları görünce insan meğer ben ne kadar lüks içinde yaşıyormuşum diyor. Misyoner kuşatması
Gezi sırasında Lesotho Üniversitesi ilgimi çekiyor. Bu ülkeye göre biraz fazla lüks gibi. Fakat kampüsün merkezindeki kiliseyi ve binalardaki haçları görünce işin aslını anlıyoruz. Ülkedeki kilise etkisini ve sömürüsünü bir kez daha gözlemlemek mümkün oluyor. Dağlar, nehirler derken güzel bir Lesotho gezisinin ardından akşam tekrar Tivay’de Ali ve Abdullah’la son oturumu yapıyoruz. Son değerlendirmeleri yapıp, güzel dostlarla vedalaşarak otelimize dönüyoruz. Sabah erkenden Johannesburg’a dönmek üzere yola çıkıyoruz. Elveda Lesotho.
Abdurrahim Sıradağ güzel bir dost ve yol arkadaşı. Arkadaş iyi olunca yol da kolay program da zevkli. Öğleden sonra Johannesburg’tayız. Hayvanat bahçesi gezimiz gerçekten harika oldu. Hikmet Evi’ne döndüğümüzde başka ülkelerden bazı arkadaşların da dönmüş olduğunu görüyoruz. Yaklaşık olarak herkes benzer olayları ve anıları anlatıyor. Elhamdülillah ciddi bir olumsuzluk yaşayan yok. Kamil kardeşim de orada beni bekliyormuş. Kısa bir hasbihâlden sonra Kamil’le beraber çıkıyoruz. İki gün boyunca Kamil kardeşim gerçek bir eski dosta yakışır şekilde 25 Aralık akşamı bizi havaalanına bırakana kadar, sürekli yanımızdaydı. Bizi hem arabasıyla gezdirdi hem de ikramda kusur etmedi... Lesotho ve Güney Afrika serüvenimiz şimdilik noktalanıyor. Sabah İstanbul’dayız ve tekrar kış mevsimine kaldığımız yerden devam...
Güney Afrika’da geçirdiğim bu bir haftalık sürenin bu kadar zevkli ve faydalı olabileceğini düşünemezdim. Hayatımda böyle güzel ve hayırlı bir zaman dilimi yaşamama vesile olduğu için İHH’ya teşekkürü borç bilirim. |
|
|