Tarih: 29. 12. 2006. Günlerden Cuma. Kutlu bir günde, kutlu bir seferin
tatlı heyecanını yaşıyoruz. İstanbul Havaliman’ından İHH gönül erlerinden 12
kişilik bir grup olarak Dubai’ye uçuyoruz. Bu grup, İHH’nın kurban bağışı
çerçevesinde Afrika’nın farklı ülkelerine gidecek olan görevli arkadaşlar.
Dubai’de vedalaşıyoruz. Değişik coğrafyalara uzanmak için ayrılıyoruz. Dubai Havalimanı’nda,
sanki tatlı bir rüyadaymış gibi şu duyguları yaşıyorum:
Zihin dünyamda bir an için Asr-ı Saadetten şu kareler şekilleniyor; Rasulullah
(sav) Medine’de ashabını etrafına toplamış, seçtiği elçilerin ellerine davet
mektuplarını veriyor, her birini değişik bir ülkeye gönderiyor. Umman’a,
Bahreyn’e, San’a’ya, Hadramevt’e, Kayser’e, Kisra’ya doğru davetçiler yola
revan oluyorlar. Çileli, belalı, riskli ancak bir o kadar da tatlı, huzurlu
evrensel bir seferin startı veriliyor. Yeryüzünün yıldızları, karanlıkları
dağıtmak için kıyamet sabahına kadar sürecek bir yürüyüşe çıkıyorlar. “Acaba o
mübarek seferin bu güne izdüşümü neydi?” sorusu ile meşgulken, arkadaşlarım
Tarık Akcan ve Orhan Şefik ile birlikte önce Etiyopya’nın başkenti Adis
Ababa’ya, oradan da Malavi’nin başkenti Lilongwe’ye ulaşıyoruz.
Kesilen kurbanların kanı, evrensel İslam
kardeşliğine ruh veriyor
Yeşil ile mavinin sözlendiği, ulu ağaçların yağmur yüklü bulutları emdiği
Afrika’nın bu şirin ve sakin ülkesinde, siyah insanların sıcak ve sevimli
yüzleriyle tanışıyoruz. Kırk yıllık dost gibi kucaklaşıp, tarihi derinlikleri olan
bir tanışıklığın kokusunu alıyoruz. Yıllardır vurguladığımız, özlemini
çektiğimiz evrensel İslam kardeşliğinin sıcaklığını yaşıyoruz. Uzun yıllar
Türkiye’de süregelen lokal gayretlerimiz, farklı bir boyut kazanıyor. Artık
İslami sorumluluklar yerel çabalarla sınırlı değil, Malavi’ye kadar uzanan bir
ucu da var. Şimdi mahalleden, Malavi’ye kadar uzanan sorumluluğun çapını ve
yükün ağırlığını düşünüyorum. Bunun hakkını verebilecek miydik? Malavi
izlenimlerimden hareketle şunu söyleyebilirim; şu aşamada 100 ülkeye ulaşma
başarısını gösteren İHH’nın genç yaşında omuzlarına ağır yükler
binmiş durumda.
Bu altından kalkılamayacak bir yük mü? Değil… Allah’ın izni ile bu kardeşlik
sevdası sürdükçe aşılamayacak engel yoktur…
Kurban, “Kurbiyet”tir
“Kurban”ın yakınlaşma olduğunu biliyordum, ancak bu kadar güçlü bir
yakınlaştırıcı boyutunun olduğuna, şimdi yaşayarak tanıklık ediyordum. Kurban, “Kurbiyet”tir
ve bu “kurbiyyet” ile “vuslat” gerçekleşiyordu. Kesilen kurbanların kanı,
evrensel İslam kardeşliğine ruh veriyordu. Bizi buralara taşıyan kurbandı.
Doğrusu, biz mi onlara kurbanı ulaştırdık, kurban mı bizi kardeşlerimize
kavuşturdu, bilemiyoruz. Buna kurbanın bereketi mi demeliyiz yoksa kerameti mi?
Ancak aşikar olan şu ki, yollara düşen yüzlerce gönül erini dünyanın 100
ülkesindeki mağdur ve mazlumlarla buluşturan; kurbandı… Kurban ikliminde
buluşan yürekler, ilahi kurbiyeti de yakalamış oluyorlardı. Aslında yıllarca
sömürülen, horlanan, dışlanan Afrika insanı için, önemli olan bir parça ete
kavuşmak değildi. Onlar için önemli olan hatırlanıyor olmak, yanlarında
bulunmaktı. Batı’nın kara kalpli beyaz adamı, siyah adamı hep aşağılamıştı. Şimdi
dünyanın diğer ucundan siyasi ve ticari bir çıkar gütmeden beyaz bir el
kendilerine uzanıyordu. Hem de bu el kilisenin değil, mü’minlerin eli idi.
Yılların ezilmişliğini, yalnızlığını, unutulmuşluğunu üzerlerinden atmanın
heyecanını yaşıyorlardı. Beyaz bir kardeşin, siyah kardeşine bir selam sunması
bile yeterli görülüyor oralarda.
Afrika insanın çıplak ayaklarında dünyanın
çarpıklığını okuduk…
Hizmet etmek, mesaj vermek için gittik fakat bize verilen, almamız
gereken, mesajı aldık, öylece döndük.
Yoksulluk içinde mutluluk dersi veriyorlardı. Malavi halkı, fakru zaruret
içinde bulunsalar da hayatla barışık olabiliyorlar. Kaderlerinden şikayetçi
değil, kararlı idiler. Görünen o ki Afrika insanı aç da olsa, çıplak da kalsa;
yürüyor… Bu yürüyüş kimilerinin çıkarlarıyla örtüşmediği için, o kişiler
ürküyor. Bize düşen ise bu yürüyüşe eşlik etmek.
Afrika insanın çıplak ayaklarında dünyanın çarpıklığını okuduk… Batı’daki
bir bebeğin çocuk bezi parası ile yüzlerce Afrikalı çocuğun açlık sorununun
çözülebileceğini öğrendik…
Obezite ile başı dertte olan Batı insanını, açlıktan ölenlerin yurdunda
daha yakından tanıma fırsatımız oldu…
Kara kıtayı “Batı afet”inden kim
kurtaracak?
Malavi’de insanların ortalama ömrü “
37” dediklerinde, irkildim; bu aynı zamanda
çocuk ölümlerinin ürkütücü dramı demekti.
Çağdaş tıp, canlıları klonlamakla övüne dursun, Malavi’de
sivrisineklerden bulaşan malarya sıtmasının nasıl bir kabusa dönüştüğüne yakinen
şahit olduk. Rehberimiz ikindiden sonra kırsal kesimde kalamayacağımızı
hatırlatıyordu. “Sivrisineklerin harekete geçtiği saattir ikindi.” diyordu.
Halbuki bu hastalıkta bir kişinin tedavi maliyeti sadece beş dolar… Gel gör ki,
yok!
Sadece resmi kayıtlara yansıyan HIV virüsü taşıyan insan sayısı, ülke
nüfusunun %17’sini oluşturuyor. Bu bir tesadüf olabilir mi? Salgın hastalıklar,
toplu ölümler, kuraklık ve susuzluk hep kara kıtanın mı kaderi?
Batı’nın uğursuz eli, kirli emelleri Afrika’yı bu hale getirdi… Kara
kıtayı “Batı afet”inden kim kurtaracak?
Afrika’da şahit olduğumuz gerçekler Kur’an’ın şu gerçeğini bize
hatırlattı:
“Dedi ki: Gerçekten hükümdarlar (sömürgeciler), bir ülkeye girdikleri
zaman orayı bozguna uğratırlar ve onur sahibi olanları hor ve aşağılık
kılarlar. İstilacıların davranış tarzı böyledir.” (Neml – 34)
Evet, emperyalistler aynen böyle yaparlar. İspatı mı, işte Afrika…
“O iş başına geçti mi yeryüzünde bozgunculuk çıkarmaya, ekini ve nesli
helak etmeye çaba harcar.” (Bakara 205)
Ekine ve nesle yönelik her türlü yıkım, soykırım, talan ve soygunun
adresi; Afrika… Yeryüzünü ateş topu ve kan gölüne çevirenlerin hedefi neydi?
Sömürü düzenlerinin ömrünü uzatmak değil miydi?
“Fakirlik neredeyse küfür olacaktı.”
Düşünebiliyor musunuz, tarım ülkesi olan Malavi’de, numunelik bile olsa
bir tane traktöre rastlamadık…
Malavi seyahatimizde beni derinden yaralayan en sarsıcı tablo şu oldu: 50
yıl öncesine kadar ülke nüfusunun %80’i Müslüman, %20’si Hıristiyan’mış. Bu gün
ise %80’i Hrıstiyan, % 20’si Müslüman… Olabilir mi? Acı ama gerçek…
Misyonerlerin yoğun bir çalışması var… Diktatörlük dönemlerinde korkunç
bir İslamsızlaştırma politikası uygulanmış, hedef 2020’li yıllarda Malavi’de
İslam’ı sıfırlamak… Yıllarca, Müslüman ismini taşıyan çocukları okullara kabul
etmemişler. Aileler çocuklarının isimlerini değiştirmek zorunda kalmış. Zamanla
köklerinden ve kimliklerinden kopmuşlar. Derin derin düşündüm, biz dünya
Müslümanları yıllarca medyanın dezenformasyonu ile nasıl avutulmuşuz? Batılı
birkaç ünlü ismin, İslam’ı seçmesi ile teselli bulurken, nesillerimize yönelik
İslamsızlaştırma operasyonlarına nasıl da bigane kalmışız? Malcom X’in, Cat
Stevens’ın ihtidası büyütülürken, sırf Malavi’de yüzbinlerce insanın nasıl Hıristiyanlaştırıldığından
haberimiz bile olmamış… Peki, bunu nasıl başarmışlar?
1- Fakirleştirerek.
2- Cahilleştirerek.
Yoksul ve eğitimsiz kalan toplumlar önce duyarlılıklarını, sonra
değerlerini kaybederler…
Peygamber (sav)’in şu hayati tespitini orada hatırladım:
“Fakirlik neredeyse küfür olacaktı.”
Bu acı gerçek karşısında irkildim. Sorumluluklarımızın boyutlarını
düşündüm. Yaşamımızda süre gelen lüks, israf ve konforun vebalini hatırladım.
Bu çerçevede “Başta İHH olmak üzere tüm duyarlı Müslümanlara düşen
görevler nelerdir?”, sorusuna cevap aramamız gerekiyor.
Öneriler:
1- Kurban bağışı kampanyası bir başlangıçtır, bunu takip
edecek yeni adım ve açılımlarda gecikilmemeli. Çünkü sorumluluk kurbanla
sınırlı değil…
2- İHH uzanabildiği bölgelerde karşılaştığı sorunlarda
daha aktif rol üstlenmelidir.
3- Partner kuruluşlarla ortak proje çalışmalarına
gidilmesi gerekmektedir. Oralardan yetkililer Türkiye’ye davet edilerek, ortak
aklın kısa ve uzun vadeli stratejik hedefler belirlenmesi öncelik arz ediyor.
4- İHH’nın bu türden açılımları, kimi şer odaklarını
rahatsız edebilir, bu durumda muhtemel engellemelere karşı B planı devreye
sokulmalıdır.
5- İHH’nın adına bölgelere gidecek arkadaşların daha
donanımlı, dil, liyakat, ehliyet gibi özelliklere sahip olmaları, gerekli
eğitim seminerlerinden geçirilmeleri temel bir ihtiyaçtır. Temsil gücü yüksek
kişilerin daha etkin olacaklarını düşünüyorum. Çünkü birçok yerde bu çalışmalar
Osmanlı ruhunun yeniden tarihi misyonuna dönüşü olarak algılanıyor.
6- Veren el, alan elin onurunu incitmeden bu hizmeti
sürdürmelidir. Toplumsal teveccüh bizi şımartmamalı, zorluklar yılgınlığa neden
olmamalıdır.
7- İHH ilkeli, nitelikli ve kararlı yürüyüşünü her
halükarda sürdürmelidir.
Bizlere kardeşliği küresel ölçekte yaşama fırsatı verdiği için İHH’ya
teşekkür ediyorum.
Gerçekten bu büyük seyahat bir haz, güzel bir huzurdu…
Biz geldik, ancak yüreğimiz
oralarda kaldı…
Diğer Malavi Seyehatnameleri
Bayramda Malavi: "Afrika'nın kalbi"'nde parlayan kardeşlik alevi
Malavi'de bayram: Kardeşlik atmosferi
Malavi Foto Galerisi
|