 Gönülden verdiklerinizi emanet olarak aldık ve tam 111 ülke ve bölgede yüz binlerce kardeşimize ulaştırdık.
Fedakârlık ve rızanın mükâfatı kurbanlarınızla yüzlerine tebessüm kondurduğumuz yetim ve muhtaç kardeşlerimiz adına teşekkür ederiz. |
|
|
Dünyanın En Yoksul Ülkesi: Sierra Leone yeniden |
|
|
|
|
Yazar H. Bayram Şahin
|
Allah’ım! Bu şerefli görevi alnımızın akıyla Müslümanların emanetlerini zayi etmeden en güzel şekilde yapmayı ve tamamlamayı nasip et. Utandırma bizleri, mahzun etme mazlumları, diye dua ederek çıkıyoruz yola.
Geçen yıl Kurban Bayramı’nda İHH’nın “İstanbul’dan Haritanın Her Yerine” diye yolla çıkan ekiplerinden Sierra Leone ekibindeydik. Bu yıl yine aynı şekilde, haritayı koyup koynumuza tekrar aynı ülkeye doğru çıktık yola. Kesilecek kurbanlar, görüşülecek dostlar, yapılacak çalışmalar, yerine ulaştırılacak emanetler ve sahip çıkılacak yetimler bizleri bekliyorlardı. Allah’ım! Bu şerefli görevi alnımızın akıyla Müslümanların emanetlerini zayi etmeden en güzel şekilde yapmayı ve tamamlamayı nasip et. Utandırma bizleri, mahzun etme mazlumları, diye dua ederek çıkıyoruz yola. Önce yola çıktığımız ülke hakkında kısa bir bilgi verelim. Sierra Leone, ülkemizde adı pek duyulmamış, pek tanınmayan bir Batı Afrika ülkesi. Nüfusu yaklaşık olarak 7 milyon. Resmi rakamlara göre nüfusun %70’i Müslüman, %20’si Hıristiyan, %10’u ise putperest. Ancak ne yazık ki, yoğun misyonerlik faaliyetleri sonucu son yıllarda Müslümanların nüfusunun %60’lara gerilediğinden bahsediliyor. Ülke BM verilerine göre dünyanın en fakir dört ülkesinden biri. Ülkede ortalama ömür 40 yıl. Ülkedeki her beş çocuktan üçü beş yaşına gelmeden ölüyor. Ölümler ise çoğunlukla çok basit yöntemlerle önlenebilecek olan ishal, sıtma ve bakımsızlık gibi sebeplerden meydana gelmekte.
Ülkede 1992-2002 yılları arasında çok şiddetli bir iç savaş yaşanmış. Bu iç savaş sırasında 100 binlerce insan ölmüş ve geride 10 binlerce sakat ve yetim kalmış. Bir de bu ülkeye ait bir uygulama olarak, iç savaş sırasında çatışmalara katılmak istemediği için iki eli bileklerinden kesilmiş binlerce sakat var ki, bu da buradaki ayrı bir sorun. Başkentte şehre günde bir saat elektrik veriliyor, alt yapısı çökmüş durumda, kanalizasyonlar açıkta akıyor. Şehirde sıradan belediye hizmetleri bile yok. Yoksul olan bu ülkeyi, yaşanan iç savaş da ayrıca yıkmış geçirmiş.
Yoksul ama nasıl yoksul? Bu ülkede dünyanın en kıymetli elmas madenleri var. Altın ve titanyum ülkede çıkan diğer zengin madenler. Ülkenin bu zenginliklerini Batılı dev şirketler aldıkları imtiyazlarla alıp götürüyorlar; buradaki madenler Batılı ülkeleri geçindiriyor ama ne yazık ki ülke kendi kaynaklarından faydalanamıyor. Bu durum, zengin kıtanın bilindik trajik öyküsü. Yaklaşık 27 saatlik bir yolculuktan sonra akşam saatlerinde ülkedeki tek havaalanına iniyor uçağımız. Başkente ulaşmak için ise feribotla gidecek biraz daha yolumuz var. Gece geç saatlerde otelimize ancak yerleşebildik. Ertesi sabah ise erkenden kurban kesim yerlerine gitmek için otelden ayrıldık. Çünkü insanlar bizleri bekliyorlardı; hızlı olmak, onları bekletmemek, saatlerce güneşin altında yanmalarına sebep olmamak gerekiyordu. Türkiyeli Müslümanların bizlere emanet ettikleri kurbanlar birkaç bölgede kesilecekti. Kesim yapacağımız ilk yer fakir başkentin en fakir mahallerinden birindeki bir mescitti. Yüzlerce kişilik kalabalık, gelişimizi bekliyordu. Biz arabadan iner inmez, kadınlar o Afrika’ya has ritimle “hoş geldiniz Müslümanlar, merhabalar size” anlamına gelen karşılama ilahileri ve ezgiler söylemeye başladılar. Bizler de bu coşkulu karşılama sonrasında kısa bir selamlama konuşması yapıp sizlerin selamlarını onlara ulaştırdık.
Daha sonra kurban kesim işlemlerini tamamladık. Burada kesimler ve dağıtımlar şöyle yapılıyor: Bu ülkede mescitlerin günlük hayattaki fonksiyonları çok fazla, bu sebeple her inek bir veya iki mescide veriliyor. O mescitlerin imamları kurbanları bizzat kendileri kesiyor ve parçalanmalarına nezaret ediyorlar. Daha sonra yine imamlar, hem kendi cemaatlerinin hem de mahallelerinin fakirlerine bu etleri dağıtıyorlar. Biz burada yapılan dağıtımları kontrol ettikten sonra oradan ayrılıp kesim yapılacak diğer mescide geçtik. Bu mescit, ilk kesim yapılan mescide göre nispeten daha büyük olan Hülefay-ı Raşidin Mescidi. Birkaç kurban da burada kesilecekti. Burada da ilahilerle karşılandık. Selamlama konuşmalarının hemen ardından kesimlere geçtik ve dağıtımları kontrol ettik. Burada, birkaç kilo etin bir eve girmesi büyük bir olay. Cumayı da bu mescitte oradaki cemaatle birlikte kıldık.
Müslüman olan papazCumayı kılmadan önce buradaki partner kuruluşumuz Wellington Muslims Assoccaiton (WMA)’dan arkadaşlar bizi pırıl pırıl yüzlü, iç huzuru yüzüne aksetmiş, sanki doğuştan mütebessim yaratılmış bir kişiyle tanıştırdılar; Brother Musa. Herkes ona böyle hitap ediyor, yani kardeş Musa. “Ne var bunda” diye bilirsiniz ama normalde kendi aralarında birbirlerine böyle hitap etmiyorlar. Musa önceden ismi Moses olan evanjelist bir papaz iken Allah’ın lütfu ile hidayeti bulmuş bir kardeşimiz. Kendisiyle Cuma namazı vaktine kadar uzun bir mülakat yapıyoruz. Bu görüşmemizi belgelemek adına mülakatı videoya kaydediyoruz. Musa’nın hikayesi özetle şöyle: O, Hıristiyan bir ailede doğmuş. Ülkesinde ve Nijerya’da rahiplik eğitimi almış -bu arada Afrika’da en çok papaz yetiştiren ülkenin Nijerya olduğunu da belirtmeliyiz. Daha sonra önce Liberya’da ardından da Sierra Leone’de beş yıl papazlık yapmış. Papazlık yaparken bir gün Almanya’dan bir kardinal gelmiş ve oradaki stadyumda bir ayin düzenlemiş. Kardinalin geldiği gün Musa bir rüya görmüş. Rüyasında beyaz bir çocuk ona “Kardeşim, senin sahip olduğun bu din gerçek din değil.” diyormuş. Musa sonra bu rüyayı arka arkaya görmeye başlamış. Bunu tanıdığı bir imamla paylaşmış. İmam ona, “Kardeşim, bu sıradan bir rüyaya benzemiyor, bu sana bir uyarı. Gerçek din İslam’dır ona gel!” diyor demiş. Musa içinden, “Bu imam beni Müslüman yapmaya çalışıyor.” diye geçirmiş. Ama daha sonra rüyasında gördüğü bu çocuğu uyanık olduğu zamanlarda da mesela İncil okurken, hatta araba kullanırken bile görmeye başlamış. Çocuk ona yine aynı şeyleri söylüyormuş. Velhasıl, Müslüman olmaya karar verene kadar bu görüntüleri görmeye devam etmiş ve sonunda bir imamın yardımıyla Müslüman olmuş. Hidayeti bulduktan sonra kendini tebliğ çalışmalarına adamış ve çevresindeki herkesi Müslümanlığa davet etmeye başlamış. Kendisi gibi Müslüman olan iki rahiple birlikte bir teşkilat kurup burada, Müslüman olanlara maddi ve manevi destek sağlamaya çalışıyorlarmış. Ayrıca İslami tebliğ için tüm ülkeyi dolaşıyorlarmış. Bize şunu söyledi, “Biz, Müslümanları zayıflatmak üzere yetiştirildik. Şimdi ben, onların bana öğrettiği taktikleri onlara karşı kullanıyorum.” Musa Müslüman olduktan sonra ciddi manada ölüm tehditleri almış ve öldürülmek istenmiş. İlk zamanlarda bir kabile reisi onu korumasına almış ve Musa o dönemde birkaç ay onun evinde kalmış. Daha sonra yine bölgedeki etkin kabile reislerinden birinin koruması altına girmiş. Musa’ya gelen tehditler kesilmeyince bu kabile reisi ülkedeki Hıristiyan birliğine bir mektup yazmış ve “Şimdiye kadar binlerce Müslüman’ı Hıristiyan yaptınız ve biz Hıristiyanlığı seçen hiç kimseye bir şey yapmadık. Şimdi ise, sizden bir kişi Müslüman olduğu için onu öldürmeye kalkıyorsunuz. Eğer bu kişiye bir zarar gelirse ben aramızda savaş ilan ederim.” demiş. Bu mektuptan sonra Musa’yı bir daha rahatsız etmemişler. Bu ülkede bir Hıristiyan Müslüman olduğunda akrabaları tarafından, özellikle ekonomik anlamda, linç ediliyor; yani ciddi bir fakirliğe itiliyor. İşte bu aşamada Musa ve arkadaşları onlara moral ve maddi olarak destek olmaya çalışıyorlar. Teşkilatlarında kendileri gibi 1300’den fazla kimse var. İHH’nın burada uygun kimselere vermemiz için bize teslim ettiği bir miktar yardımı gönül rahatlığıyla bu insanlara veriyoruz. Sierra Leone’de İHH’nın desteklediği bazı medreseler de var. Bu kurumlar öylesine yokluk içindeler ki anlatmak mümkün değil. Ülkenin sadece %30’u Hıristiyan ama okulların neredeyse tamamı onların kontrolünde. İşte, Hıristiyanlaştırma da en büyük etken bu okullar. Bu medreseler Müslümanların direnç noktası. Bu medreselerde de onlara destek olsun diye iki kurban kesiyoruz. Ayrıca buraya bir miktar da yardım bırakıyoruz. Bu medreseye üç senedir geliyoruz. Geçen sene geldiğimizde de bir miktar yardım bırakmıştık; bıraktığımız bu yardımlarla okulun sıvasını ve çatısını yaptırdıklarını, 100 olan öğrenci sayını 150’ye çıkardıklarını anlatıyor okulun yetkilileri. Bu yılki emanetlerimizi teslim ettikten sonra çocuklara hediyelerimizi veriyoruz. Bıraktığımız yardımlar öyle çok büyük miktarlar değildi, ama burada 50 öğrenciye daha İslam’ın hükümlerini ve modern ilimleri öğretmeye imkân sağlamak için yeterli olmuş.
Daha sonra bazı köy ziyaretlerine gidiyoruz; köylerdeki çoğu çocuk ilk defa beyaz adam görüyordu. Onlarca çocuk etrafımızı sarıyor; gülümsediğimizi gördükçe bize iyice yaklaşıp bu beyazlık nasıl bir şey diye ellerimize kollarımıza dokunuyorlar. Daha sonra programımızda İHH’nın bakmayı planladığı 20 yetimin tespit çalışmaları, kontrolü ve onlarla tanışmamız vardı. Bu işler neredeyse tüm günümüzü aldı. İç savaşın üzerlerinden silindir gibi geçtiği bu ülkenin 10 binlerce yetimi var. Sizlerin desteğiyle bu yetimlerden 20 tanesinin elinden tutmayı planladık. Burada birinci hedefimiz, Allah ve Resulü (s.a.v.)’nün müjdelediği yetime bakmanın büyük müjdelerine kavuşmak. İkinci hedefimiz ise bu ülkeye yetişmiş insan sağlamak. Bu ülkelere ne kadar gıda ve para yardımı yaparsak yapalım buralardaki fakirliği engelleyemeyiz, ama sizlerin desteğiyle bu çocukların eğitimli, Allah korkusunu bilen, ülkesini düşünen İslami eğiticiler olarak, İslami ilim ehli olarak yetişmelerini sağlayabilirsek işte o zaman bu ülkenin önü açılacaktır. Bu çocuklar, çoğunlukla Hıristiyanlara yüksek eğitim imkânının sağlandığı bu ülkede, kalkınmanın ve uyanışın öncüleri olacaktır.
Bu noktada sizlere buradaki durum hakkında fikir vermesi açısından Türkiye’ye dönüşümüzde havaalanında şahit olduğumuz bir olayı anlatmak istiyorum. Uçağa binmek üzere son salonda bekliyoruz. Burada biri 25 diğeri 30 yaşlarında iki beyaz Batılı kadın ve yanlarında da 5-6 yaşlarında zenci bir çocuk görüyoruz. Çocukla bu kadınlar birlikteler ve çok yakın görünüyorlar. Daha önce Çadlı çocukların kaçırılması olayını bildiğimiz için bu durum dikkatimizi çekiyor. Bu iki beyaz kadının yanındaki çocuk neyin nesi, diyoruz. Ama daha sonra ben kendi kendime “Havaalanından böyle açık açık götüremezler ya” diye düşünüyorum. Yanımdaki arkadaş çok girişken birisi. Uçağa binmeden hemen önce onlarla sohbet etmiş. O iki kadın birbiriyle evliymiş ve bu çocuğu da evlatlık olarak alıp götürüyorlarmış. Buyurun bakın, o çocuk şimdi hem Hıristiyan hem de sapık bir ailede, nasıl bir ortamda yetişecek. İşte, bizim sahip çıkmadığımız her çocuk böyle koşullarda yaşamak tehlikesiyle karşı karşıya. Geçen yıl bu ülkeye yaptığımız ziyaretten sonra yazdığım yazıda; “Gelin, Horasan Erenleri gibi bu ülkeye eğitim yatırımları yapalım ve oralarda İslam yaşandıkça kıyamete kadar amel defterimiz kapanmasın” demiştim. Allah (Azze ve Celle)’a hamdolsun bu çağrıya kulak verip 20 yetime destek verdi ülkemizin Müslümanları. Toplamda da 10 binlerce yetimi destekliyor ve destekleyecekler, bu topraklarda yaşayan yüksek bir medeniyetin aydınlık temsilcileri. Afrika, buraya gelen “Aydınlık Erlerini” unutmayacak; yani bu çalışmalarımıza destek olan sizleri. |
|
|